29 Aralık 2010 Çarşamba

UEFA’da grupları geçmek

Beşiktaş, Lucescu’dan sonra ilk kez Uluslararası bir turnuvada Ocak ayını görecek. Beşiktaş özeline sonradan dönelim ama bunda yeni UEFA Kupası, yani Avrupa Ligi’nin katkısı yadsınamaz.

4 takımlı, Round Robin Format denilen lig usulü denilen içeri-dışarıda her takımla maç yapma olayı bizim takımlarımıza oldukça uygun. Bu formatta genelde takımlarımız 2. torbada kalıyor. Eğer 3 ve 4. torbalardan orada olmaması gereken (Bu sezon için Dortmund ve Napoli) bir takım gelmezse en kötü ihtimalle 2. olup grupdan çıkabiliyorlar.

Geçen sezon Fenerbahçe ve Galatasaray, en güçlü rakiplerinin Twente ve Panathinaikos olduğu gruplardan lider çıkmışlardı. 6 maçta Fenerbahçe 5, Galatasaray 4 galibiyet almışlardı. Bu sezon ise Beşiktaş’ı 1. torbadan gelen Porto dışında zorlayacak bir takım yoktu yine grupta. Beşiktaş da grubundan 4 galibiyet alarak çıktı.

Bizim takımlarda genelde ipin koptuğu nokta burası oluyor. Gruplardan genelde işi ciddiye alan ve diğerlerine göre nispeten iyi takımlar gelmeye başlıyor. Yine geçen sezona dönersek Galatasaray, Atletico Madrid’e Fenerbahçe ise Lille’e elendiler. Tabii iki takımında oldukça basit şekilde elendiklerini hatırlatmak da gerekiyor. Yine de benim teorim Avrupa puanı fena olmayan 3 takımımız bu kupada grupları geçer ama sonrasında bir şekilde elenir.

Dolayısıyla kupa aslında bundan sonra başlıyor. İşi sıkı tutanlar devam ediyor, çürük elmalar ise elendi. Şimdi işler daha zor. Beşiktaş’ın ilk rakibi Dinamo Kiev. Elit liglerden bir takım ya da Ruslar yerine Dinamo Kiev tabii ki tercih edilir. Liglerimizin çok fazla kalite farkı yok. Kabul etmek belki zor ama UEFA’nın ligler sıralamasında onlar 8. , bizse 10. sıradayız. Yine UEFA sıralamasına göre kulüp düzeyinde iki takım baş başa sayılır. Zamanında Dinamo Kiev takımını elediğimizi de hatırlıyoruz tabii. O maçlardan futbolseverlerin aklında kalan Pascal Nouma’nın attığı goldür herhalde. O zaman takımın başında yazının başında bahsedilen Lucescu olması da enteresan.

Dinamo Kiev maçı bu sistemde Türk takımlarının ilk turu geçip ikinci turda iş ciddileşince elenmesi teorisi için bir turnusol kağıdı görevi üstlenecek. 

27 Aralık 2010 Pazartesi

Dünden Bugüne Barcelona

Twitter her ne kadar diyanet tarafından “topluma zararlı” addedilse de bence süper bir dünya. Yaygınlaştıkça daha da süper olacak. Tüm dünyadan anı anına haberiniz oluyor, yeni gazetecelik bu sanırım. barcastuff, sanıyorum bir gazeteci. Maçlardan önce stadyumun fotoğraflarını, maçlardan sonra teknik adam demeçlerini paylaşıyor. Kısaca Barcelona ile ilgili her şeyi biliyor oluyorsunuz. İngilizce yazıyor.

Bugün de süper bir resim paylaşmış. Dünden bugüne Barcelona formaları. Bu yazıda hem Barcelona’lılar için barcastuff’ı takip etmelerini önerelim hem de blog arşivinde bu güzel çalışma olsun istedim.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Casillas vs. Figo




Casillas ve Figo'nun oluşturduğu takımlar bir gösteri maçı yaptılar geçtiğimiz gün. Ülkemizde de haber oldu bu maç. Bunun sebebi ise Guti'nin Casillas'ın takımında oynuyor olması ve 2 gole imzasını atmış olması. Zidane, Karambeu, Hierro, Butragueno gibi isimlerde sahada yerlerini aldılar bu gösteri maçında. Maçı ise 5-4 Figo'nun takımı kazandı. Maçtan pozisyonlar ve goller videoda.



20 Aralık 2010 Pazartesi

Sadece Sponsorluk mu?

e__archivo_graphic_10_1_2_20101217_YBA13M11.eps6

Barcelona’dan konuşurken futbol asla sadece futbol olmuyor. Geçenlerde bir tarihin bitişine tanık olduk. Barcelona formasına göğüs reklamı almazdı. Daha sonra Laporta döneminde bir ilk yaşandı Unicef geldi. Ama bu da özel bir durumdu. Göğsünde Unicef’i taşımak için para veriyordu Barça. Sandro Rosell başkan seçildikten sonra Laporta kulübü çok fazla borçlandırdığı için Barcelona, göğüs reklamı için Qatar Foundation ile anlaştı. Tarihinde ilk kez tam anlamıyla reklam almış oldular böylece. Bu duruma son kale düştü diyen de var endüstriyel futbolun gereği diyen de. O başka bir tartışma konusu ama…

Bu Qatar Foundation bir yardım kuruluşuymuş. Başkanları Katar Emirinin karısı Sheikha Mozah Bint Nasser al-Missned. Önce Barcelona’lıların Katar’ın 2022 Dünya Kupası organizasyonunu almasına yardımcı olduğu ve bu nedenle bu reklam anlaşmasının yapıldığı söylendi. Qatar Foundation'ın başkanı, Emirin karısı Sheika’nın Katar’ın organizasyonu alması için propoganda yapanlardan olması, Katar’ın organizasyonu aldıktan sonra reklam anlaşması yapılması şüphe doğurmuştu. Açıkçası kar amacı olmayan bir yardım kuruluşunun sponsoruluğunun amacı ne ben de anlayamadım. Bu tartışma sıcaklığını kaybetmeden anlaşmaya bir tepki de İsrail’den gelmiş. Maariv gazetesi İsrail’in, Barcelona’ya Qatar Foundation ile sponsorluk sözleşmelerini iptal etmelerini istediğini, çünkü organizasyonun Hamas’a finansör olduğunu yazmış.

Barcelona-Qatar Foundation işbirliği Katar-Katalunya-Endüstriyel Futbol-İsrail-Dünya Kupası-Fifa ekseninde daha çok konuşulacak gibi.

16 Aralık 2010 Perşembe

Giunti’den haber var

Beşiktaş orta sahasının son yıllarda gördüğü en çalışkan oyuncularından biri olan Federico Giunti, teknik direktörlük kariyerine başlamış. Serie B’nin bir alt klansmanı olan Lega Pro Prima Divisone’de B grubunda bulunan Foligno takımının başına geçmiş Giunti. Bu takımın başına geçmeden önce Perugia’nın gençlerini çalıştırıyormuş.

Yeni takımının durumu çok parlak sayılmaz. 15 puanla gruplarında sondan ikinciler. Oynadığı kısa dönemde Beşiktaş taraftarında derin izler bırakan, gelen her defansif orta saha kendisiyle kıyaslanan Giunti’nin işi çok kolay değil Foligno’da. Umarım başarılı olur, takipteyiz.

14 Aralık 2010 Salı

Bidone d’Oro

Adriano AC Chievo Verona v Roma Serie JyLAjReIAGQl

Futbol bloglarını dolaşıp da Bidone d’Oro’nun ne olduğunu bilmeyen kalmamıştır. Aslında çok önemli bir gösterge sayılmaz. Herhangi bir internet sitesinin yaptığı bir anket gibi. 15-20 bin civarında oy kullanılıyor. Ama biz severiz böyle şeyleri.

Geçen sezon Tabata sendromu’na yakalanan Felipe Melo seçilmişti. Bu sene ise piyango Adriano’ya vurdu yine. Flamengo’da iyi bir sezon geçiren Adriano’yu Roma aldı. Ama sakatlıklardan nasibini alan Adriano, Roma’da 4 maça çıktı ve hiç birinde 90 dakika oynayamadı. Sadece 15. hafta oynanan Chievo maçında ilk 11’de, diğer maçlarda ise sonradan oyuna girmiş. Dolayısıyla Adriano’nun bu ünvanı hakkıyla aldığını söyleyebiliriz. İkinci Amauri, üçüncü ise Ronaldinho olmuş ama Adriano’nun ikinci Amauri’yi oy sayısında ikiye katladığı söyleniyor.

Ne diyelim, tebrikler.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Simao Beşiktaş’a!

Simao Atletico Madrid v Real Zaragoza La Liga tslJPh4SAZMl

Çok kısa bir süre önce “Kariyerimi Atletico Madrid’de bitirmek istiyorum” diyerek kontratının uzatılmasını isteyen Simao, Beşiktaş’a nerdeyse imza attı.

Sene sonunda kontratı bitecek Simao’nun yeni sözleşmesinde maaşında kesinti yapmak istedi Atletico Madrid. Her ne kadar takımda kalmak istese de aidiyet hissetmeyen bir futbolcu önce parayı düşünür. Dolayısıya bu noktada devreye Beşiktaş girdi (Büyük ihtimalle Quaresma etkisiyle). Tabii sezon sonunda sözleşmesi bitecek ve istediği ücrete imza attıramadığı bir futbolcuyu Atletico’nun az da olsa bir bonservis karşılığında satması rasyonel olan.

Şu an henüz bir resmi anlaşma yok. Biz olduğunu varsayarak takımlara etkisine bakalım transferin. Önce Beşiktaş… Şu an Beşiktaş’ın oynamaya çalıştığı sistemde Quaresma’nın rolü büyük. Sol kanatta sağlıklı olduğu zaman takımı sürükleyen oyuncu o. Fakat sistemin daha sağlıklı işleyebilmesi için bir Quaresma daha gerekiyordu. Sağ kanatta Tabata veya Nihat verimsiz kalıyorlardı. Tabata’nın zaten doğal pozisyonu değil orası. Nihat ise hala formsuz ve uyumsuz. O bölgede ideal oynayacak tek oyuncu Holoskoydu. O da Quaresma’nın sakatlığında hiç bir zaman etkili olamayacağı sol çizgide hapis oluyordu. Ama artık Simao’nun gelmesiyle, solda Quaresma ve sağda Simao ile ideal iki çizgi oyuncusuna sahip oldu Beşiktaş.

Atletico Madrid ise Elias transferi ile şimdiden Simao’ya bir alternatif yaratmış oldu. Ama Sanchez Flores’in sisteminde Reyes ve Simao alternatifsizdi. Şimdi Simao’nun gitmesiyle o bölge Elias’a rağmen oldukça eksik kaldı. Fakat gündemde Rakitic dışında bir oyuncu yok gibi görünüyor. Bir başka alternatif ise Numancia’da kiralık oynayan Cedric’i çağırmak. Bu sistem devam edecekse liderlik özellikleri olan ve ideal bir çizgi oyuncus olan Simao’nun kaybı takımı etkileyebilir.

7 Aralık 2010 Salı

Behzat Ç.



Emrah Serbes'in yarattığı harika karakter Behzat Ç. 10 bölümdür Star ekranlarında yayınlanıyor. Diziyi izlerken Harun'un verdiği tepkilerle gülerken 5 dakika sonra öyle bir yerden vuruyor ki adamı, dramı da yaşatıyor. Her şeyden, her duygudan var ama bunu yaparken çorba etmeden,karıştırmadan yapıyorlar. Gerçekçilikten kopmuyorlar. Tabi Ankara'da çekiliyor olması da İstanbul izlemekten sıkılan Ankaralılar için ilaç gibi oldu. Dizinin adı Behzat Ç. fakat dizide sadece o öne çıkartılmıyor. Harun-Akbaba ve Hayalet'in hikayeleri de çok net, vurucu bir şekilde ekrana getiriliyor. İşte bu tek adam benim favori karakterim, geri kalanlar figüran gibi olmuş dedirtmiyorlar. Tüm cinayet ekibine aynı gözle bakıyorsunuz. Arka Sokaklar ve Adanalı gibi polisiye denilen ! ama bir türe ait olmayan dizilere benzemiyor.


Fakat Star'ın anlamsız yayın politikası sebebiyle sürekli yayından kaldıracağı korkusunu yaşatıyor. Yayın hayatına Pazar günü başladı dizi ve daha sonra anlamsız bir sebeple Ezel'in karşısına konuldu. Ezel seyircisinin Behzat Ç.'ye bakmayacağını tahmin edemezlerken, gerçi bu işleri benden kat kat iyi bilen adamlar bunu nasıl düşünemez, çok anlamsız. Ezel'in bile zaman zaman total'de geride olduğu Arka Sokaklar ve Türk Malı gibi dizileri de hesaba katmadı bu karara varanlar. Bu iki dizinin aldığı mantıksız ratingler çok başka bir tartışma konusu aslında. Dizi burada yaşadığı hezimetten sonra Salı'ya en sonda ilk başladığı gün olan Pazar gününe alındı. Aslında hiç dokunmamaları gerekirdi. Doğruya geçte olsa döndüler ama yapılan yorumlar bu kalitede bir dizi ve bu dizinin hayranları için güzel haberler değil, hep ''lan gidiyor mis gibi dizi'' endişesi ile izleniyor.

Kitapları da önerelim bu arada ; Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat.

Dizinin Facebook sayfasından dizi ile ilgili videolara ulaşabilirsiniz ; Behzat Ç.

-Takılak mı ?
-He takılak..

6 Aralık 2010 Pazartesi

Atletico’dan Erken Transfer

Bazı İspanyol gazeteleri "Ocakta transfer gündemimizde değil" denmesine rağmen Atletico Madrid'in Corinthians'ın orta saha oyuncusu Elias ile anlaştığını haber yaptı.
Marca gazetesi transferin çoktan gerçekleştiğini, perşembe günü Miguel Angel Gil Marin'in Brezilya'ya gidip anlaşma sağladığını yazmış.
Transfer bedeli olarak söylenen bonservis bedeli ise; €7m.
Brezilya'dan globoesporte'nin yazdığına göre ise transfer kesinleşmiş. Oyuncu Ocak'ta Atletico Madrid'e gideceğini doğrulamış.
Orta sahanın ortasında oynayan Elias, gerekirse kanatlarda da oynayabiliyormuş.

Geçen sene büyük patırtı ile gelen Salvio'dan istediği verimi henüz alamayan ve sene başında Benfica'ya kiralayan Atletico, bakalım Elias'dan umduğunu bulabilecek mi?

Elias’ın fotoğrafda ağlama sebebi; son hafta şampiyonluğu kaçıran Corinthians. Brezilya’da Fluminense 26 yıl sonra şampiyon oldu.

30 Kasım 2010 Salı

Sergio Ramos ve Daniel Alves

Bu videoda iki nokta var. Biri Sergio Ramos’un önce Messi’yi sonra Puyol’u indirip, bir de çıkarken Xavi’yi ittirmesi. Hakkıyla kırmızı kart budur sanırım. Diğer nokta ise oldukça komik. Bunu zonal marking sitesi yakalamış. Herkes kavgaya odaklandığından bu gözden kaçmış olabilir. Videonun 10. saniyesinde Daniel Alves önce yumruğu yiyen Puyol’u sakinleştiriyor. Sonra 17-18 kişinin karıştığı kavgaya aldırmadan frikiği hızlıca kullanıyor. Topu ileri vurup kendine pas atıyor muhtemelen hatta…

29 Kasım 2010 Pazartesi

Barcelona’nın hatırlattıkları

Küçükken playstation oynardık. O zaman PES’in atalarından diyebileceğimiz ISS vardı. O oyunda lig açtığımız zaman iki önemli taktiğimiz vardı. Biri kazanılan ilk puanlarla uzun boylu forvet oyuncusu alıp, kanatlardan ona havadan orta yapardık. Hakan Şükür’lerle birlikte yavaş yavaş gerçek dünyada o dönem kapandı. Diğer önemli taktiğimiz ise üçgen tuşuyla rakibin arkasına pas atmaktı. Yetenekli oyuncular bireysel olarak takımlarında bunu hala yapıyorlar. Barcelona ise bu gecede gördüğümüz gibi bunu takım halinde yapıyor ve eğer önlemini almazsanız kalenizde göreceğiniz gol sayısı Barcelona’nın insafına kalıyor.

Barcelona 5-0 Real Madrid

Ali Sami Yen’de Son Derbi

20101128.193645_IST436_1468436

Beşiktaş, dün Ali Sami Yen’de son yılların en zayıf Galatasaray’larından biriyle oynadı. Uzun zamandır kazanamadığı Ali Sami Yen’e de galibiyetle veda etmiş oldu. Bu açıdan tabii ki büyük bir onur ama sonuç kimseyi yanıltmamalı.

Maçta neler oldu?

Yönetimsel sorunları bir tarafa, saha içinde de sakatlık sorunları bulunan Galatasaray, çok önemli iki oyuncusundan eksik çıktı sahaya: Arda Turan ve Milan Baros. Kendi hatası ile ya da yönetimsel zaafiyet nedeniyle kadro dışı kalan Misimovic de kadroda yoktu. Hagi, takımı devreyi geride kapatınca Baros’u devre arasında ısındırarak test etmiş ama sağlıklı görmemiş olacaklar ki apar topar Mehmet Batdal’da karar kıldılar. Kadroda Sabri ve hatta Neill varken Ali Turan’ın sağ bek oynaması bana garip geliyor. Neill’den stoperde zaafiyet olmaması için vazgeçilemeyebilir. Fakat Sabri geride Barış Özbek sağ merkezde oynayabilirdi. Ama Sabri’nin hücuma kattığı enerjiyi Barış katabilir miydi? Sonuç olarak devre arasında Holosko’nun arkasında kalarak yaptırdığı penaltıyla maça nerdeyse Beşiktaş’ın önde başlamasını sağlayan Ali Turan yerini Mehmet Batdal’a bıraktı. Bu değişiklik beke Sabri’yi gönderdi. Önüne de Pino geldi. Bu değişiklikle bekteki zaafiyeti gideren Gheorge Hagi, bu sefer Pino’dan aldığı faydayı minimuma indirdi. İlk yarıda zaman zaman deplase olup gol atabilmek için etkisiz noktalarda topu alan Pino, buna rağmen Galatasaray’ın ilk yarıda bulduğu her pozisyonun içindeydi. Ama ikinci yarı geriye gelmesiyle bu değişti. Değişiklik bir artı bir eksi getirdi.

İlk yarıda attığı golün etkisyle topun kontrolünü kaybeden Beşiktaş, tamamiyle defansif bir görüntü verdi. Böyle bir görüntüden Nobre’nin etkili olması zaten beklenemezken, sahada nerdeyse hiç bir şey yapmadan dolaştı o da. Ama ikinci yarıda Beşiktaş’lı oyuncular Nobre’nin kafasına top göndermeyi hatırlayınca o da 2 sefer ağlara kavuşturdu topu, birini hakem vermedi. Burada Nobre ikinci yarıda oynadığı iyi oyunla takdir toplasa da ilk yarıda Beşiktaş hücumu hayal kırıklığıydı. Bobo ve Quaresma gibi hücum hattının iki önemli kontağı kapalı olan Beşiktaş için bu deplasman derbisinde alınan galibiyet önemli. Ama oyun olarak ortaya konan futbol tatmin edici değildi. Sezon başında görülen ışık kararıyor ama tek sorumlusu Schuster değil.

Fatih Tekke olayı

Geldiğinde “iyi giderse çok iyi kötü giderse çok kötü gider” dediğimde Fatih Tekke’nin Schuster’le kavga edeceğini düşünerek söylememiştim. İşin enteresan tarafı Fatih Tekke, oynadığı maçlarda Schuster’in yumuşatılmış haliyle “Ne biçim oynuyorsun” tarzı ile ifade ettiği söylenen memnuniyetsizliği yaratacak kadar kötü oynamadı. Schuster’in Fatih Tekke’ye soğuk bakması hem kendi istediği bir oyuncu varsa onun alınmamasından hem de forvet oyuncusuna ihtiyacı olduğında gelen Fatih Tekke’yi o zaman da sakatlığı nedeniyle oynatamamasından dolayı olabilir. O zamanki yazıda belirttiğim gibi Fatih Tekke muhtemelen yönetime verdiği listede yoktu. Ama cinfikirli yöneticiler ve Fatih Tekke’nin menejeri hem yerli statüsünden dolayı hem de transferin son saatleri olması nedeniyle “bulunsun” gibi bir düşünceyle aldılar ama Schuster alıştıkları teknik adamlardan değil demek ki. Bu sorundan Tekke de Schuster de en az sorumlu olan kişiler.

Maçtan Notlar

Mutlaka söylemek gereken 2 şey var. Birincisi Galatasaray yarı sahasında orta sahaya yakın bir hava topu mücadelesinde Nobre’nin sanıyorum eli Neill’in yüzüne çaptı. Hakem Cüneyt Çakır dolayısıyla faulü verdi. Belki kasıtlı olduğunu düşündüğü için Nobre’ye kart göstermek istediğinden de Neill’in de “no,no” diyerek, olayın kaza olduğunu, karta gerek olmadığını söylemeye çalışması kararı değiştirmese de futbol sahalarında pek karşılaşmadığımız ama hoşumuza giden hareketlerden biri olarak kayıtlara geçmiş oldu.

AA_0453_28112010200608467_R_SPO_20101128000000_IST456

Diğer bahsetmek gereken isim ise şüphesiz ki Cenk Gönen. Rüştü’nün Beşiktaş’ta geçirdiği senelerde faydası olduysa biri Old Trafford deplasmanında kazanan Türk takımları arasına Beşiktaş’ı da sokanlar arasında en büyük pay sahibi olması, diğeri de Cenk. Maç sonunda Nietzche’den alıntı yapan, saha içinde refleksleri çok güçlü, konsantrasyonunu kaybetmeyen bir kaleci. Artı olarak yaşından çok olgun. Beşiktaş’ın kalesinin uzun yıllar sağlam olacağını gösteriyor bu adam.

Guti’nin formasını bir “autoshow”da şaka yollu isteyen Arda’ya ulaştırma çabası da maçla ilgili sanırım en ilginç not. Galatasaray taraftarının yönetim istifa sesi ama Adnan Polat’ın maç sonu röportajında “istifa” kelimesini ağzına bile almaması Galatasaray’ın bir müddet daha kaos halinde olacağını gösterir gibiydi.

26 Kasım 2010 Cuma

Casillas vs. Valdes

El Clasico yaklaşırken eskilerden bir resim. Açık ara Casillas önde olsa bile bu kapışmada Valdez'in son 2 senedir yaptığı hatalardan vazgeçip güven veren bir isim olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerek.

18 Kasım 2010 Perşembe

Aguirre Döndü

Mexico v Uruguay Group 2010 FIFA World Cup ieqlgD4lWrZl

11 hafta da ligin dibine vuran Zaragoza, çareyi teknik direktörü değiştirmekte buldu. 11 maçta sadece 7 puan toplayan Jose Aurelio Gay yerine Meksika’lı Javier Aguirre’ye geldi. Real Madrid maçıyla Zaragoza kariyerine başlayan Gay, yerini eski bir Atletico Madrid hocasına bırakmış oldu.

Atletico Madrid’de %50’ye yakın bir galibiyet yüzdesi tutturan Aguirre, pozitif ve iyi bir futbol oynatmaya çalışmıştı. Atletico Madrid’den önce Osasuna’da da çalışan koç İspanya’ya yabancı değil. Daha önce futbol oynarken 13 maçlık bir Osasuna kariyeri olduğunu da belirtmek lazım.

2010 Dünya Kupasında Meksika milli takımını yöneten Aguirre, A grubunda 2. olmuş daha sonra Arjantin’e tartışmalı bir maçla elenmişlerdi. Grup maçlarında şu an Manchester United’da oynayan Chicharito’yu oynatmaması nedeniyle eleştiri almıştı. Kupadan sonra oradan istifa eden koç Zaragoza eşofmanıyla La Liga’ya geri dönüyor.

9 Kasım 2010 Salı

Espaldinha

espaldinha

Espaldinha, sırtla pas vermeye deniyormuş. Derbinin 90. dakikasında espaldinha’ya baş vuran Cristiano Ronaldo, Raul Garcia’yı sinirlendirmiş. Ronaldo, hareketini twitter’dan “Bazen sahada yarıtıcı olmak gerekir” diye savunmuş.

Bu tarz hareketler sahada istediğini yapamayan oyuncuları kızdırabiliyor. Marca’da pozisyonun saygı çerçevesinde olup olmadığına yönelik bir anket yapmış. Real Madrid’e yakınlığıyla bilinen gazetenin web adresinde 88.429 kişi hareketin saygısızlık olduğunu düşünmüyorken, “evet, saygısızlık” diyen ise 24.271. Real Madrid taraftarı, Ronaldo ve yaptığı hareketin arkasında gibi görünüyor. 

Durum “rakibe saygı” ve “futbol bir şov oyunu” arasında sıkışıp kalıyor. Bakış açısına göre farklı düşünceler mantıklı kabul edilebilir. Türkiye’de biz daha enteresanlarını gördüğümüz için garipsemedim. Atletico Madrid’li oyuncuların bu hareket için Ronaldo’ya kızmaya hakları yok ama. Kendilerine kızmalılar.

Daha önce hareketi yapanlardan Ronaldinho, Ibra ve Ronaldo’nun derbideki hareketi
Marca’nın anketinde oy vermek için bağlantı.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Real Madrid 2-0 Atletico Madrid

Carvalho

Reyes, Atletico atağa kalkarken kendini yere bıraktığında topla buluşan oyuncu Carvalho ve 8 saniye sonra o ayağındaki top Atletico Madrid ağlarında olacak. -Fotoğrafta Atletico yarı sahasının içinde Real Madrid yarı sahasına en yakın olan oyuncu.-

Reyes’in takım atağa çıkarken yaptığı top kaybı Atletico Madrid’in 3 oyuncusunu oyundan düşürüyor. –Fotoğrafta Real Madrid yarı alanındaki Forlan, Agüero ve Atletico Madrid yarı alanındaki Simao.- Bu 3 oyuncuyu bir tarafa bırakırsak 8 saniyede hem de R.Carvalho’nun getirdiği topu Atletico Madrid savunmasının karşılaması çok zordu zaten. Di Maria’nın verdiği pasda Higuain’in dokunduğu topun Carvalho’nun önüne gitmesi ve onun da ofsaytın son çizgisinde olması da Real Madrid’in şansı. Jose Mourinho’nun takımı Di Maria-Ronaldo-Mesut-Higuain 4’lüsüyle 3. bölgede çok hızlı paslaşıyorlar. Dikine milimetrik paslar atıyorlar ve bir şekilde ofsayttan kaçıyorlar.

Mesut’un attığı mükemmel frikik golünden sonra zaten maçın gidişatı belli oldu. Real Madrid erken attığı gollerle maçı bitirirken Sanches Flores’in zaman zaman 4-2-4’e kaçan taktiğinden taviz vermemesi takdir hak eder mi? Dünya Kupası yorgunluğunu üzerinden atamayan ayrıca kafasını da Atletico Madrid’e bir türlü veremeyen Forlan’dan vazgeçip 4-3-3 oynayamaz mıydı? Belli bir seviyenin üzerinde takımlarla özellikle deplasmanda oynarken 4-4-2’nin orta ikilisi savunma katkıları keyfekeder olan Simao ve Reyes’in yükünü artık çekemiyor.

1289162421_extras_noticia_foton_7_0

Maç derbi havasından uzaktı. Hakem Lahoz’un maç 2-0’ken ilk yarı sonlarında vermediği penaltı da belki dönüm noktalarından biri olabilirdi.2002’de La Liga’ya döndüğünden beri Santiago Bernabeu bir tarafa Vicente Calderon’da bile galibiyeti olmayan Atletico Madrid’in; Godin ve Perea sakat, Forlan bu kadar formsuzken bu maçta galip gelmesini beklemek hayalcilik olurdu.

6 Kasım 2010 Cumartesi

Zlatan vs. Onyewu



Zlatan'ın Milan'a geldikten sonra yarattığı 2.olay oldu Onyewu ile ettiği kavga. Daha önce durup dururken Strasser'e attığı tekme ile gündeme gelmişti yıldız futbolcu. Antrenmanda bu sefer ona karşılık verebilecek bir isime çatmış Zlatan. Resimlere bakınca anlaşılıyor zaten durumları. İlginç bir kapışma olmuştur. Bu kavganın üstüne Gazzetta'da bir çalışma yapmış bu ikilinin kavgalarına ait.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Kulüplerin Bosman'ı Yok

Futbolcu hakları tamam, peki ya kulüplerin hakları?

Bosman kuralları hakkında blogda ilk zamanlarımda bir yazı yazmıştım. O zaman o yazıda adı geçenlerden Pandev, Inter’e transfer oldu. Onun için can simidi oldu bu kural. Ama o yazıda bahsedilmeyen bir şey var: Kulüplerin hakları.

Futbol dünyasında kulüplerin hakları zaman zaman görmezden gelinir. Bundesliga’ya kabus gibi başlayan Bayern, takımın önemli oyuncularından Robben’i hala oynatamıyor. Yakın zamanda ise Hollanda’ya başvurup hafif sakatlığı bulunan Van Bommel’in kadrodan çıkartılmasını isteyip, reddedilmişti. Bayern ve Hollanda Futbol Federasyonu arasında nerdeyse savaş çıkacak.

Güney Afrikada’ki kupanın gazilerinden biri de Kaka özelinde Real Madrid. Geçen sezon 65 milyon euro’ya transfer ettikleri Kaka’nın yeni yıldan önce oynaması beklenmiyor. İşin can sıkıcı tarafı ise; Kaka’nın milli takımda sakat olduğunun bilerek oynatılması iddiası.

Ulusal takım-Kulüp takımı çekişmeleri devam ededursun bir başka sorun ise kulüp takımına sezon içerisinde sorun çıkaran futbolcular. En son ülkemizde Teofilo pılısını pırtısını toplayıp kaçmış. Sadece o da değil. Rooney sezon ortasında ve transfer dönemi kapalıyken “gitmek istediğini” söyleyip kulübü 1-2 hafta oldukça zor duruma soktu. Sonunda sözleşme imzaladı ama. Geçen hafta sonu Villarreal deplasmanına çıkan Atletico Madrid’in forvet ikilisi Kun Agüero ve Diego Costa’ydı. Forlan yoktu çünkü o da -sezon devam ederken- İngiltere’ye tekrar dönmek istediğini belirtmişti. Dolayısıyla oyuna kulübüde başladı ve son 20 dakikada oyuna girdi.

Futbolcular tabii ki istemedikleri takımda oynamak zorunda değiller. Ama sezon ortasındaki bu çıkışları planlamasını yapmış takımları zor durumda bırakmıyor mu?

25 Ekim 2010 Pazartesi

AI3

Olur mu olmaz mı derken bugün olay netleşti. Iverson hafta içinde imza atacakmış. Iverson Beşiktaş CT'yı şampiyon yapmayacak ama en azından salonu dolduracağı kesin. Çocukluğumuzun efsanelerinden Iverson'ı Beşiktaş formasıyla görmek bile hayal edilemeyecek bir şans.
Sözleşmede herhangi bir NBA takımından teklif gelirse sözleşmenin iptali maddesi varmış. En azından kendini göstermek için oynar. Peki oynamazsa ne olur?

Hiç önemli değil...

23 Ekim 2010 Cumartesi

Bir Sabah Kahvesi Kıvamında

14 Haziran 2009’daki Newsweek Türkiye’de böyle yazmıştı Aurelio Roman Conde, Rijkaard için. O zamanlar ben kendi mütevazı blogumda bu güzel yazıya yer vermiştim. Rijkaard giderken aklıma düştü bu yazı ve dergiyi bulup okudum. Conde, Rijkaard’ın oyun tarzının iki önemli ayağı olduğunu yazmış o zaman: “Kazanmak sahada iyi ve göz okşayan bir oyunla mümkündür” olarak özetlenebilecek bir futbol felsefesi ve bunu sağlayacak akıllı ve uzun vadeli bir strateji…

Yine aynı yazıda geleceği gören bir saptama daha var Rijkaard hakkında: Takımda oyuncular arasındaki çekişmelerin hiçbirine müdahil olmaz. Futbolcular üzerinde otorite kurmaya çalışmaz.

Belki de Rijkaard’ın bu özellikleri ipini çekmiştir. Ve maalesef Rijkaard giderken cappucino değil acı bir Türk kahvesi tadı bırakarak ayrıldı.

22 Ekim 2010 Cuma

Beşiktaş 1-3 Porto

Yeni Beşiktaş yazısında Schuster’in takımının son dakikaya kadar gol aradığını yazmıştık. Nitekim son 2 maçta bunu gördük. Dünkü maç özelinde de sahada eksiklere rağmen iyi bir Beşiktaş vardı. Eksik derken sadece Guti ve Quaresma’yı düşünmemek lazım. Dünkü Beşiktaş 18 kişilik kadroyu bile tamamlayamamıştı. Schuster’in dediği gibi grupta favori Porto. Infstroda Sport’un haftalık yayınladığı Euro Club Index’te Porto 6.yken Beşiktaş ise 62. sırada. Ama İnönü’deki maç için her Beşiktaş’lı gibi benim de umudum vardı. Taraftar son zamanlardaki en iyi performansını gösterdi zaten bu inanmışlıkla.

Saha içindeki futbolcular da oldukça iyi oynadı. Maça bakıldığında kesinlikle 3-1’i hak eden bir oyun oynamadı Beşiktaş. Ama Porto oynadı. 10 kişi kalmalarına rağmen disiplinlerini kaybetmediler. Klasik bir 4-4-2 oynadılar. Orta sahada savunma yönü kuvvetli Fernando ve box to box denilen oyunun iki yönünü oynayabilen tekniği de iyi Moutinho ile ikili orta saha. Kanatlarda tekniği yüksek oyuncularla sahadalardı. Yalnız burda Rodriguez ve Beluschi klasik kanat oyunculardan ziyade forvet arkası oyuncuları gibiydi.

Hulk+Falcao ] Bobo+Nobre+Nihat… Falcao sadece 45 dakika oynamasına rağmen yakaladığı 2 pozisyonda golü buldu. (Birini yardımcı vermedi.) Hulk da ikinci yarıda girdiği iki pozisyonu gol yaptı zaten. Bu adamın hem böyle cüsseli, güçlü olup hem de çabuk hızlanması şaşırtıcı. Diğer taraftan özellikle Nihat ilk yarıda, geldiğinden beri oynadığı en iyi oyunlardan birini oynasa da girdiği iki net pozisyondan sonuç alamadı ki maçın dönüm noktaları arasına girer ikisi de. Yine de oyun olarak yorulup oyundan düşene kadar çok iyi oynadığını söylemek gerek. Attığı paslar, yaptığı koşular muazzamdı. Kendini atıp sarı kart görmesini, sonra bir de itiraz etmesini beğenmedim, bunları yavaş yavaş atıyor üzerinden ama.

Hakan Arıkan yan top zaafını yine gösterdi. İyi bir çizgi kalecisi. Ferrari nasıl Schuster’in sistemine uygun bir oyuncu değilse Hakan Arıkan da bu sistemde oynayacak bir kaleci değil. Kaleden çıktığı zaman hata yapıyor çıkmayınca da 2. goldeki gibi savunma arkasına atılan toplar sıkıntı oluyor. Özellikle bu konuda kendini geliştirmezse Schuster sonunda vazgeçecek sanırım ondan. Geldiğinde bu adam bekte de olmayacak herhalde dediğim Hilbert ise beke iyice oturdu. Özellikle kanatsız oynayan Beşiktaş’ta ileri çıkmaktan korkmayan bir bekin oynaması gerekiyor. Hilbert’te ciğer var. Çok fazla ileri çıkmasına rağmen defansta da bu maçta açık vermedi. Tabii oyunun büyük bölümünde kontrolün Beşiktaş’ta olmasının da bunda etkisi vardır. Yalnız Hilbert’te bir sorun var ki; o da ileri çıktığında yaptığı ortalar. Herhalde İbrahim Üzülmez gibi o da Beşiktaş’ta orta yapmayı öğrenecek. Umarım onun kadar beklemez.

İlk golde Hakan Arıkan’ın hatalı çıkışı ikinci golde Zapotocny’nin bir anlık uyuması nedeniyle bu maçı kaybettik. Sonucu bu iki bireysel hata belirledi. Schuster gol atmak için Zapo’yu çıkartıp Ali Kuçik’i alarak hücum düşüncesi abartınca doğal olarak Hulk affetmedi. Zaten hemen Ersan Gülüm’ü alarak maçın 4-5 olmasını engelledi bir anlamda. Fernando ve Maicon kırmızı kart gördü. İkinci yarıda Maicon’un yerine geçen Otamendi hatasız oynadı. Fernando yerine kimi oynatırlar bilmem ama Porto’nun oyununu çok etkilemez bana göre. İspanyol hakem 3’lüsü çok garipti. Falcao’nun attığı gol gayet nizamiydi, vermediler. Daha sonra aynı yardımcı ikinci yarıda Nobre ve Bobo’nun iki benzer pozisyonunda da faul çaldı. Fernando’nun ilk sarısı da ucuzdu, zaten o yüzden topu yere vurmasını görmezden geldiler. Ama ikinci sarı doğruydu. Bizim açımızdan çok fark etmedi. Porto’yu daha çok etkiledi hakem.

Son olarak Rapid Wien’in deplasmanda kazanması iyi olmadı. Şimdi bir dahaki maçta içeride de kazanırlarsa bizimle puanı eşitlerler. O dakikadan sonra, umarım eller ayaklar birbirine dolanıp çıktık artık dediğimiz bir grupta sıkıntı yaşamayız.

16 Ekim 2010 Cumartesi

Yıldırım Demirören’in Açıklamaları

Bu sezon başında Adnan Polat’ı ağırlayan %100 futbolda dün gece Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören vardı.

Sanki başkan programa çıkmayı kendisi talep etmiş gibiydi. Özellikle stad projesinin yanlış aksettirilmesini engellemek için. Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal stadyum izini konusunda müjdeyi vermiş. Şu anda proje Anıtlar Kurulundaymış. “1-2 hafta içinde oradan da gerekli düzenlemeler çıkar, proje netleşir” dedi sayın başkan. Stadın 42 bin kişilik olmasını planladıklarını söyledi. İsim hakkı Beşiktaş’ın olacakmış, tek şart bu. Bunların dışında “Kuruldan izin çıkmadan fazla açıklama yapmak doğru olmaz” dedi. Ama bu sezon bitiminde yapıma başlanacağını açıkladı.

-Futbol takımı konusunda “Ben karışmıyorum, Serdar Adalı ve Cengiz Zülfikaroğlu ilgileniyor” dedi. “Başarı da başarısızlıkta onların, ben idari konularla ilgileniyorum” dedi. Özellikle bu konuda tecrübe kazandığı açık. Olumlu bir bakış açısı kazanmış. Başkanlık süresindeki “keşke”si sorulduğunda her zamanki gibi Del Bosque’yi söyledi. O zamanlar tecrübesizdik gibi bir özeleştiri yaptı.

-Son zamanların favori konusu Allen Iverson da soruldu tabii. Iverson için avukatların ve kulübün dış ilişkiler sorumlularının ilgilendiğini, Beşiktaş’ın teklifini sunduğunu ve Iverson’dan cevap beklendiğini belirtti. Oyuncuyu kontrol edebilmek için iplerin Beşiktaş’ın elinde olacağı bir sözleşme yapılmaya uğraşılıyormuş. Amatör şubeler için “Bütün takımların şampiyonluğa oynamasını isteriz ama mali durumlarına dikkat etmek lazım” dedi. Amatör şubeleri yük olarak görmeye devam ediyor maalesef başkan. Ama geçen sezon basketbol takımında yaşanan mali sıkıntıların bu sezon tekrarlanmayacağını Güntekin Onay’ın sorusu üzerine söyledi.

-“Beşiktaş’ın tek rakibi kendisidir”. Adnan Polat’ın “Şampiyonluk için tek rakibimiz Fenerbahçe” sözüne karşılık Yıldırım Demirören’in düşüncesi. Yine de bunu polemik yaratacak şekilde değil daha yumuşak şekilde söyledi. 3 büyük takım ile Trabzonspor ve Bursaspor’un da şampiyonluk yarışında olacağını belirtti.

-Bankalar konsorsiyumundan alınan 75 milyon dolarlık kredi ile ilgili olarak; Bu kredinin kısa vadeli ve yüksek faizli borçları kapatacağını, Fulya’nın gelirleri ile de bu borcun kapatılacağını anlattı.

-Arda konusunda; Arda’yı haklı gördüğünü ancak kullandığı dilin hatalı olduğunu belirtti.

Bunların dışında çok fazla kayda değer şeyler konuşulmadı. Kulüpler Birliği toplantılarına Aziz Yıldırım’ın Rüştü’ye ithamları nedeniyle tepki olarak gitmediğini ama yine de kulübün ikinci başkan ya da yöneticiler düzeyinde temsil edildiğini söyledi. Burada Rıdvan Dilmen topa girip Aziz Yıldırım’ın ithamlarının Beşiktaş kulübüne değil, Rüştü’nün şahsına olduğunu söyledi ama Demirören “Bizim takımımızın oyuncusuna yapılan bize yapılmıştır” diyerek mevzuyu kapattı. Enteresan şekilde “Serdar Adalı’nın Robinho’nun durumunu takip ettiğini” söyledi. AS gazetesinin iddia ettiği Luis Fabiano için de sezon başında gündemimizdeydi ama şu an değil diyerek futbol takımı transferlerine nokta koydu.

%100 futbolda konuşulan konuların nerdeyse tamamı ve bazı videolara ulaşmak için ntvspor’un internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Milli Hezeyan

Üst üste gelen iki deplasman mağlubiyeti ile Türkiye spor kamuoyu karaları bağlamış durumda. Herkesin içinde tatlı bir umut olsa da Almanya’da kazanmamızın cok zor olduğunu biliyorduk. “Kardeş ülke” Azerbaycan deplasmanı ise adeta unutuldu. Nitekim o hengamede o maç da kaybedildi. Ama her şey bitti mi?

Hıncal Uluç’un yıldızı yok, tarihin en kötü Almanya’sı dediği Almanya’yı Castrol Ranking Avrupa Şampiyonasına gitmeye en yakın aday olarak göstermiş. Biz o listede 13. sıradayız. Yani birileri hala kupaya katılabileceğimize inanıyor, 2014’ün takımını kuralım diyenlerin aksine. Bu gruptaTürkiye, Almanya ile birincilik için yarışır diyenler hayal kuruyorlar-dı. Bunu söyleyenler 2010 Dünya Kupası elemelerinde Bosna-Hersek’in arkasında kaldığımızı ve kupayı evden izlediğimizi unutmuşlar. Türkiye’nin hedefi Almanya maçları hariç diğer maçları kazanıp en iyi 2.lik olmalıydı. Ama o tren de artık kaçtı. Yine de 2. olup Play-Off’a kalmak imkansız değil. Yeter ki kendimizi dev aynasında görmekten vazgeçelim.

2008 Avrupa Şampiyonasında 3. olduğumuzda hücumdaki oyuncularımız en iyi dönemlerini yaşıyorlardı. Nihat o kupadan sonra sakatlandı. İsviçre maçını Arda, Çek maçını Nihat aldı diyebiliriz. Nihat sakatlıktan sonra zaten bir türlü Nihat olamadı. Arda Turan ise kaybettiğimiz iki maçta da sakattı. Tuncay, Stoke City’de tribünde taraftarlık yaparken o turnuvada 3 golle Türk milli takımının en çok gol atan oyuncusu Semih, önce Güiza’nın sonra Niang’ın arkasında paslandı. Yani o turnuvanın gol ayakları artık formda değiller. Onların formda olması önemli çünkü Milli takım dahil hiç bir Türk takımı uluslararası arenada defans yaparak ya da kontrollü oynayarak maç kazanamaz, kazanamadı. *Lucescu’nun takımlarını ayrı tutalım. Yani hücum oyuncularımız kötüyse maç kazanamayız.

Hiddink’ten göreve gelirken herkesin kendine göre bir beklentisi vardı. Benim beklentim milli takımdaki olduğu söylenen adam kayırmacılığını bitirmesiydi. Ama Terim giderken onun ekibinin kalmasıyla bu mümkün müydü? Ya da mümkün mü? Aday kadroyu Oğuz Çetin’in listelediği söyleniyor ama bu çok ağır bir iddia. Böyle bir şeyi Hiddink kabul eder mi? Bunu da size bırakıyorum. Ama Hiddink’in Türk futbolcuları tanımadığı açık. Sabri’yi Almanya maçında sol bek oynatması Müller’in içe kat ederek tehlike yaratmasını engelleme amacını taşıyormuş. Mantıklı bir gerekçe ama bizim oyuncular rakibe göre oynamayı bilmiyor. Hiddink’in daha çok hücumu düşünen bir takım kurması gerekiyor. Oyunu kontrol etmek, sistemli atak yapıp gol atmak tam da bizim tarzımız sayılmaz.

5 aylık bir ara olacak. Kadroda revizyonlar olabileceği söylenebiliyor. Görünen o ki Hakan Balta, Semih Şentürk, Tuncay Şanlı ve Nihat Kahveci özellikle topun ağzındaki isimler. Zaten formsuz ve takımlarında bile kısıtlı süre alan oyuncuların mutlaka tasfiyesi gerekiyor. Yeni takım Arda Turan, Mehmet Topal, Nuri Şahin, Gökhan Gönül ve Mevlüt Erdinç gibi isimlerin üzerine kurulmalı. Mesut Özil Almanya için oynamaya başladıktan sonra gurbetçi oyunculara taktık kafayı. Hiddink Mehmet Ekici, İlkay Gündoğan ve Jean Paul Karacan’ı milli takıma davet etmeyi düşünüyormuş. Taner Yalçın ve İlkay Gündoğan zaten Türkiye milli takımı için oynamayacaklarını açıkladılar. Mehmet Demirkol’un dediği gibi bırakalım artık bunları. Orada 3 milyon var burada 70 milyon…

6 Ekim 2010 Çarşamba

Yeni Beşiktaş


Açıkça görülüyor ki Schuster’in Beşiktaş’ı oyunu rakip alana yıkıp skor almayı düşünen bir yapıda. İşte Schuster tam bu yüzden Beşiktaş’a yakışan bir teknik direktör. Büyük takım kavramından hoşlanmıyorum, onlar kim ve neye göre seçiliyor bilmiyorum. Biz medyada daha çok yer bulan ve bütçeleri daha yüksek takımlar diyelim hadi bunlara. Beşiktaş’ta en azından Türkiye içinde böyle bir takım. Büyük takımlardan beklenen rakibi abluka altına alması, oyunu istediği gibi kontrol etmesi ve rakip taraftarın bile izlemekten zevk alacağı bir takım yaratmasıdır.

İşte son yıllarda Beşiktaş teknik direktörleri arasında bu yapıya en uygun Beşiktaş’ı Schuster döneminin ilk aylarında gördük. Hatların birbirine mümkün olduğunca yakın ve ileride olmasını istiyor. Yanılmıyorsam Plzen deplasmanından sonra Hakan Arıkan bundan bahsetmiş ve kaleden uzak durmasının sebebinin bu olduğunu açıklamıştı. Yani takım hücumdayken kaleciyi libero gibi kullanmak istiyor Schuster. Tabii ki bu riskli bir uygulama. Antalyaspor maçında yenen gol gibi gollere sebebiyet verebilir ama amaç makul. Savunma önde olduğu ve Türk basınına göre ofsayt taktiği uyguladığı için rakibin savunmanın arkasına atacağı toplar için –Volkan Demirel’e göre araya salmak- bir Panik tuşu sayılabilir kalecinin ileride beklemesi.


Bu yapıda oynayan her takımda olabileceği gibi Beşiktaş da çok pozisyon verebiliyor. Ve Schuster bu sisteminde ısrar ederse –ki etsin- vermeye de devam edecek. Türk spor kamuoyunun beklentisi Beşiktaş’ın ciddi bir rakiple oynaması halinde 5’lik olacağı yönünde. Şu ana kadar Fenerbahçe ve Trabzonspor deplasmanlarında oynayan Beşiktaş bu iki maçta da 1’er gol yedi. Diğer taraftan geçen sezon önce savunma sisteminden vazgeçmeyen Mustafa Denizli’nin Beşiktaş’ı Trabzonspor’dan gol yemedi ama Fenerbahçe deplasmanında 1 gol yedi. Yani aradaki fark Trabzonspor’dan yenilen 1 gol. Tabii Trabzonspor’un geçen sezonki Trabzonspor’dan farklı olduğunu da unutmamak lazım.


Peki eldeki futbolcular bu yapıya ne kadar uygun? Bu nokta biraz karmaşık. Fenerbahçe’den geldiğinden beri şişirilen topları indirmek ve orta sahada pres yapması dışında bir işe yaramayan Nobre ile kendi pozisyonunu yaratamayan Bobo hep hücum düşünen bir takım için yeterli değil gibiydi. Zaten daha kendisi gelmeden haberini göndermişti forvet gerekir diye. Guti ve Quaresma gibi sisteminde önemli rol oynayacak futbolcular geldi ama asıl istediği bölgeye sadece transferin son gününde kendisinin istediğinden emin olmadığım Fatih Tekke transferi yapılabildi. Henüz kendisini Beşiktaş forması ile sahada göremedik. Bu dönemde ise Nobre ve Bobo genellikle değişmeli, çok nadir bir arada oynadılar. Yine de bu dönemde korkulan olmadı ve Bobo ve Nobre beklentileri karşıladılar. -Nobre ligde 3 gol attı. Bobo ise ligde 5 gol ve Avrupa Ligi Gruplarında 1 gol attı. -


Diğer kafa karıştıran bölge ise savunmaydı. Tek hamlede topu uzaklaştırmayı sevmeyen ve kritik yerlerde sorumsuz fauller yapan Sivok’un stoperden çok önlibero olduğunu düşünüyordum. Bu tarzına rağmen Schuster’in sisteminde geniş alandaki nispeten hızı ve çevikliğiyle stoperde Sivok hayati bir rol oynayabilirdi ama sakatlandı. Bir çok kişinin –kendisi dahil- Beşiktaş defteri kapandı diye düşündüğü Zapotocny takımda kaldı ve Toraman ile birlikte Beşiktaş’ın stoperini oluşturdular. Geçen sezon takım halinde savunma yapan Beşiktaş ilk 7 haftada –değerlendirmede bay olan Ankaraspor maçı pas geçildi ama bir değişken değil, dahil de etsek aynı sonuç çıkıyor- 5 gol yemiş ve 9 puan toplayabilmiş. Bu dönemde Galatasaray deplasmanı hariç derbi yok. Bu sezonun çok pozisyon veren Beşiktaş savunması ise ilk 7 haftada 6 gol yemiş ve 13 puan toplamış. Trabzonspor ve Fenerbahçe deplasmanları bu 7 maç içinde bilindiği gibi.

20100930.224217_AVU633_1425621

Yani sene başında konuşulan ve korkulan ya da umutlanılan olmadı. Beşiktaş iyi bir yolda gidiyor. Schuster hem mentalite olarak hem de takıma kazandırdığı yıldız oyuncularla doğru adam olduğunu gösterdi. Bu sezon istenildiği/beklenildiği gibi gitmese bile takımda kalması gerekir. Schuster özelinde Beşiktaş genelinde Türkiye ligi için bir şans. İnönü’de ya da deplasmanda, galip ya da mağlup, ilk ya da son dakikada gol arayan, savaşan bir Beşiktaş var artık. Yeni Beşiktaş hayırlı olsun.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Real Madrid 2010-11 # 2


Real Madrid, sezonun 8.resmi maçını(6 lig-2 Şl) oynadı dün ve en rahat galibiyetini aldı. Sezon başından beri kalesinde pozisyon vermeyen ve bunun karşılığında sadece 2 gol yiyen Real'in sorunu hücumdaydı. Fakat bu sorun hücum yapamamak -pozisyon bulamamak değildi, çok ciddi pozisyonlara giriliyordu ama başta Higuain olmak üzere Ronaldo-Benzema hatta Mesut'un kötü son vuruşları Mallorca ve Levante maçlarından 1 puanla dönülmesine sebep oldu. Higuain'in harika geçirdiği sezondan sonra bu kadar kötü, bitik bir performansla yeni sezona başlaması şaşırtıcı. İlk geldiği günlerdeki gibi oynamaya başladı bu sezon. Real'in rahat maç kazanmamasının sebebi Jose Mourinho'nun 1-0 olsun bizim olsun mantığında oynatmasından değildi. Higuain geçen sezonu andıran bir oyun sergilese 6-7 golü vardı şu an. Mallorca ve Levante maçında kaçanlar çok ilginç pozisyonlar Higuain için. Jose, zaten ileri uça dikkat çekmiş ve bir forvet transferi istemişti. O bu açıklamasını yapmadan önce Valdano'da Mesut ile transferi kapadık açıklamasını çoktan sunmuştu medyaya ve transfer yapılmadı. Benzema'nın Real kariyerinde dibe doğru ilerlemesi ve Higuain'in formsuz olacağı göz önüne alınarak hatta bunu geçtim 3 kulvarda 2 forvete alternatif bir isim olmalı diye oraya bir takviye yapılması gerekiyordu. Ki gerekli takviye yapılsaydı bitik Benzema'dan daha faydalı oynardı.

Dün erken gelen gol, ligin dibine demir atmış Deportivo'nun direncini kırdı hemen maç başında. Deportivo gayet vasatın altı bir takım olmuş bu sene, sene sonu bir alt ligin havasıyla tanışabilirler. Bu sefer yakalanan pozisyonlar kaçmadı ve 6-1'lik galibiyet geldi. Real'in oyununda şu an görünen en büyük sıkıntı oyunun belli bölümünde temponun kaybolması ve durağan bir takım haline dönüşmesi. Bunun sebebi ileri üçlünün çok formsuz olmasının üstüne atakları başlatacak adam Xabi'nin de formsuzlar kervanına katılması olarak gözüküyor. Başlatan formsuz, bitirecekler formsuz ama buna rağmen çuvalla girilen pozisyon var Real adına. Jose, daha çalışma halindeyiz demiş dünkü maçtan sonra. Çok daha iyi olacak Real, en basit maçlarda bile rakibe Casillas ile başa baş kalma fırsatını veren takım yok şu an ortada. Marcelo bile kademeye giriyor diye özetleyebiliriz bu değişimi.

Sezon başında Atletico-Sevilla-Valencia iki ağır abiyi biraz zorlar umarım demiştik Valencia çok iyi gidiyor şu aşamada. Villa-Silva gibi iki yıldızın gönderilmesinden sonra bu performansı beklemiyordum, iyi oynayarak alıyorlar maçlarını. Takımın adının önüne geçen ve gitti-gidiyor diye sürekli konuşulan yıldızların olmaması takım olma yolunda güzel bir adım attırmış Valencia'ya. Şimdi Valencia için esas sınav geliyor. Milli maç arasından sonra Barcelona ile oynayacaklar.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Galatasaray 3 - 1 İBB



Kötü oyuna rağmen alınan 9 puanın ardından 4'te 4 yapmak için tüm şartlar hazırdı Ali Sami Yen'de. Genelde şansımızın tuttuğu İbb, Arda dışında önemli bir eksik olmaması, düşünün Kewell bile yabancı kontejanına takıldı. Genelde 6-7 eksik ve 3-4 yabancıya alışık bir takım taraftarı için ilginç bir durum. As kadroya çok yakın bir şekilde maça çıktı Galatasaray. Akılları kurcalayan ise daha önceki maçlarda oynanan kötü oyundu. Serkan Kurtuluş-Milan Baros ikilisi sayesinde harika bir 20 dakika izledik. Milan Baros'un yok artık dedirten 3.golü de geldikten sonra rahat maç izleme keyfine kavuştuk uzun bir zaman diliminden sonra.

Sabırsızlıkla ilk 11'e girmesini beklediğimiz Cana'yı bu sefer istediğimiz yerde gördük. Ayhan'la beraber başladılar maça. Baros'a yaptığı asist, top ayağında olan arkadaşlarını sürekli eliyle uyarması ve aldığı topları tekte olumlu kullanmasıyla tamamdır dememize rağmen gördüğü sarı kartın ardından yavaş yavaş düşmeye başladı oyundan. 2.yarıda ceza sahası içinde uzaklaştıramadığı topun ardından da Rijkaard tarafından oyundan alındı. Tam anlamıyla beklediğimiz performans olmasa bile yanında Cana oynayan Ayhan'ın yükselen performansı bize bazı işaretler verdi. Her türlü Mustafa Sarp'tan daha iyi olduğunu bize gösterdi. Zaten Sarp girdikten sonra oynadığımız oyun çok açık ve net ortada.


6'da 6 yapma şansımız var önümüzdeki 2 haftada. Fakat Karabük çok sağlam ilerliyor Emenike-Cernat önderliğinde ve Baros'un haftaya olmayacağı söyleniyor. Takım yine ilerde Kewell'dan medet umacak bu günleri tekrar tekrar yaşamamıza rağmen tek önlem M.Batdal ve doğal olarak her Galatasaray'lı futbolcunun yaşayacağı sakatlık döneminde şu an.

19 Eylül 2010 Pazar

Carvalho'dan Derslik Hata


Real Madrid, dün Real Socieadad deplasmanındaydı. Alınan 2-1'lik galibiyetle maç fazlasıyla lider girdi Pazar gününe. Maçı izleyemedim ama gollerine bakarken Carvalho'nun yenilen golde kafasının hangi diyarlarda olduğunu çok merak ettim. Halı sahada falan sandı herhalde kendisini. Şu golü alıp genç oyunculara böyle bir dengesizlik yaparsanız formayı bir daha göremezsiniz demek lazım. Ofsayt nasıl bozulur, soyunma odasında linç edilmenin yolları nedir derslerini vermiş. Carvalho tecrübesinde bir oyuncunun böyle büyük bir hatayı yapması akıl alır gibi değil, büyük topçu Raul Tamudo'da cezasız bırakmadı doğal olarak. Goller için tıklayın, Di Maria'nın enfes vuruşunu da kaçırmamış olursunuz..

Bucaspor 0 - 1 Galatasaray

Ligin ilk iki maçında alınan 2 yenilgi, Avrupa'ya atılan havlu derken Galatasaray'ın ayağa kalkması için maç kazanıp öz güvenini yükseltmesi, daha önemlisi bir seri yakalaması lazımdı. Özellikle Fenerbahçe-Beşiktaş maçının olduğu bir haftada yapılacak puan kaybı durumu iyice çıkmaza sokabilirdi. Alınan galibiyet ile 3 maçlık bir seri yakalamış oldu Galatasaray, belkide bu 3 maçta adam akıllı top oynadığı süre toplasan 45 dakika etmemesine rağmen. Kalenin artık Ufuk'un olduğu resmen belli, Rijkaard'ın sağ bekte Ali Turan ısrarından vazgeçip Serkan Kurtuluş'u oynatması da güzel ama sadece bu kadar güzellikler. Oyun anlamında ortada hala bir şey yok,hala Galatasaray'ımın maçları sıkıntı veriyor. Bu takım acaba bir tane atar mı diye düşünüyoruz maç boyu.Tabi kötü oyunun önemli unsurlarından birisi olarak zeminin içler açısı bir halde olmasını göz önüne alıyoruz fakat bu sayede her hafta bir bahanemiz oluyor kötü oyuna. Yeni transferler, alışma süreci, zemin kötü vs. diye. İnsan en azından bir 5 dakikalık patlama bekliyor takımından iğrenç zemine rağmen, hani bizim çocuklar bir şeye çabalıyorlar ama bu zemin izin vermiyor diyelim.

Ayhan'ı çok severim ve kadronun önemli isimlerinden birisi olarak görürüm hep. Kötü oynasa bile sorumluluk almaktan kaçmaz hiçbir zaman, aklında rakibin arkasına saklanırım bu sayede topla buluşmam-sıfır hata ile biter maç düşüncesi yoktur. Pas hatası yapsa da, bazen etrafında 2 kez dönüp ondan sonra pas atsa da gider o topu ileri taşımak için ister stoperinden her seferinde. Bu sene tamamen fizik gücü düşmüş, topu aldığı zaman istediklerini yapamayan - omuz omuza mücadele içinde hemen yıkılan bir Ayhan var. Buna rağmen fiziğinin elverdiği sürece savaşıyor. Bugün golü atarak kendini ve takımını kurtardı ama oynadığı oyun yine kötüydü, ağır kaldığı- aklıyla düşündüklerini ayağına yansıtamadığı için pas hataları yaptı maç boyunca. Fakat hiçbir zaman sorumluluktan kaçmadı. İlk 11 değil ama rotasyonun bir parçası olsa fizik olarak bu kadar yıpratmamış oluruz Ayhan'ı. O bölgedeki yıllardır süren eksikliği bu senede düzeltmeyenlere selam olsun. Cana'yı kadroda bir türlü göremiyoruz. Arda'nın dönüşü ile de ilk 11'e giremezse Cana devre arasında alsın bavulunu gitsin.

14 Eylül 2010 Salı

Şampiyonlar Ligi Zamanı

Bayern Muenchen v Inter Milan UEFA Champions FaEvO4jPGWLl

Avrupa futbolunun en önemli organizasyonu dönüyor. Geçen sene Jose Mourinho’nun Inter’i şampiyon olmuştu. Şimdi o Inter’in başında Liverpool ile Şampiyonlar Liginde bir kupa kazanıp –efsanevi İstanbul finali- bir de final oynayan Rafael Benitez var. Yıllardır Şampiyonlar Liginde başarılı olamayan Inter, bu sezona Şampiyon sıfatı ile çıkacak. Bu yüzden Benitez’den beklentiler de yüksektir. İtalyan takımını ve taraftarı yarı finalden azı memnun eder mi?

Bu sezon da bu ligde görmeye alışık olmadığımız takımlar var yine. Zilina, Hapoel Tel Aviv ve Sporting Braga ilk kez Şampiyonlar Liginde gruplarda mücadele edecekler. Tottenham da yıllardır koyduğu Şampiyonlar Ligi hedefine sonuna ulaştı. Auxerre de Fransa’dan gelen sürpriz bir takım oldu. 2008’de ilk kez katılan Cluj, ilk iki maçta önce Roma’yı İtalya’da yenmişti ve sonra içeride Chelsea ile berabere kalmıştı. Daha sonra puan alamayıp sonuncu olmuşlardı. Bu sezon tekrar Şampiyonlar Liginde onlar da ve gruplarında Roma da var. Son yıllarda çıkışta olan son Hollanda şampiyonu Twente ve onlarla benzer bir sezon yaşayıp 4 takımın hegomanyasını kıran Bursaspor da ilk kez gruplarda. Son olarak Danimarka’dan Kobenhavn ve Sırbistan’dan Partizan daha çok Avrupa Liginden aşina olduğumuz takımlar ama geçmiş yıllarda birer kez Şampiyonlar Liginde grup tecrübeleri de var.

Barcelona v FC Rubin Kazan UEFA Champions O9UpWaII-Yel

Geçen sezon Barcelona’dan iki maçta 4 puan alan Rubin Kazan yine Barcelona’nın grubunda. Obafemi Martins, Carlos Eduardo ve Salvatore Bochetti’li kadrolarıyla hala güçlüler. Fenerbahçe’nin elenmesiyle Şampiyonlar Liginde kalan tek Türk takımı ise Bursaspor. Manchester United, Valencia ve Glasgow Rangers’lı grup ballı kaymak gibi olmasa da Şampiyonlar Liginde daha da kolay grup çekmek bayağı zor. Ertuğrul Sağlam’ın motivasyon gücüne ve taktik bilgisine inanıyorum ama Beşiktaş’la yaşadığı ve maalesef Şampiyonlar Ligi tarihine geçtiği bir maç da var ortada. Maalesef 4. olmuştuk Liverpool, Porto ve Marsilya’nın arkasında. Ama hoca artık daha tecrübeli. Özellikle Bursa’da puan almalılar. Avrupa Ligine kalmaları çok sürpriz olmamalı. Bu gece Valencia ile Bursa’da oynayacakları maç hem güven olarak hem de içeride 3 puan vermeyerek avantaj sağlama açısından çok önemli bir test maçı olacak.

ertugrulsaglam_sl5

Bu sezon İngiltere 4 takımla en çok takım gönderen ülke. Pek fire vermiyorlar zaten. Big four’dan sadece Liverpool katılamadı, onun yerine ise ilk kez katılan Tottenham var. İspanya 3 temsilci ile Şampiyonlar Liginde. Real Madrid ve Barcelona tabii ki bu sezon da iddialılar. Diğer takım ise Bursaspor’un rakibi Valencia. İtalya’da Milano’lular Şampiyonlar Ligindeler artı Roma var. Juventus ise rezalet sezonda Avrupa Ligine bile zor katıldı. Türkiye’de zaman zaman liglerine burun kıvrılan Almanya ve Fransa da 3’er temsilci gönderiyorlar. Fransız takımları Lyon, Marsilya ve Auxerre liglerine iyi başlayamadılar ama Şampiyonlar Ligi farklı olabilir. Almanya’dan ise geleneksel olarak geçen sezonun finalisti Bayern Münih var. Schalke ve Werder Bremen ise en azından gruptan çıkmaya çalışacaklar. Portekiz, Rusya ve Hollanda ise 2’şer takım göndererek kalan diğer ülkelerden ayrılıyorlar. Portekiz’de sürpriz olarak ligin gediklisi Porto bu sefer yok. Benfica ve Braga temsil edecek onları. Hollanda’da ise Twente ve Milan ile Real Madrid’i rakip çeken Ajax var. Porto gibi ligin gediklilerinden diyebileceğimiz CSKA Moskova’da bu sezon yok. Onun yerine ise Spartak Moskova gelmiş. Diğer Rusya ekibi ise artık herkesin yakından tanıdığı Rubin Kazan.

Biz ise Türkiye’de tek temsilcimiz Bursaspor’un önemli maçında alacağı sonucu merakla bekliyoruz. Star TV, 21.45.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Seni Sevenleri Bir Kere Üzdün


19 yıl oldu Taçsız Kral aramızdan ayrılalı. Unutulmadı,unutulmayacak.

Nur içinde yat Kral, seni sevenleri bir kere üzdün.

12 Eylül 2010 Pazar

Cumartesi Gününden Kalanlar



- Günün en büyük sürprizi İspanya'dan geldi. Barcelona, kendi evinde açık ara favori çıktığı Hercules maçında şok bir mağlubiyet aldı. Ligin yeni takımı Hercules Nelson Valdez'in attığı 2 golle Barcelona'yı mağlup etti. Maçın sonunda Pique ile Hercules kalecisi Calatayud'un çarışması neyse ki göründüğü kadar kötü sonuçlar ortaya çıkarmadı. Pique'nin Dünya Kupasında alışkanlık haline getirdiği maçlarda kan akıtma alışkanlığı devam ediyor.

- İspanya'da ilk hafta Mallorca deplasmanından kaçırdığı sayısız gol pozisyonu sebebiyle 1 puanla dönebilen Real, kendi seyircisi önündeki ilk maçında Osasuna'yı 1-0 ile geçti. Gol Ricardo Carvalho'dan geldi. Yine kaçan tonla pozisyon var Real adına. Bu pozisyonların bir çoğunda gol pasını veren oyuncu Mesut Özil oldu. Higuain, oldukça formsuz başladı sezona, formda bir Higuain şu 2 maçta en kötü 4 gol yazdırmıştı kendi adına. 2.maçlarını bugün oynayan Atletico ve Valencia 2 de 2 yaparak 6 puana ulaştılar. Valencia'da Mehmet Topal ilk 18'de yoktu.


- Milan, ilk hafta aldığı net galibiyetten sonra Ibra ve Robinho transferleri ile iyice havaya girer demiştik ama Cesena çok fazla havalanmalarına izin vermedi. 2-0 kazandı Cesena maçı. Ibrahimovic'de Milan forması giydiği ilk maçında penaltı kaçırarak oldukça kötü bir başlangıç yapmış oldu. Roma, Cagliari'ye 5-1 mağlup olurken, Benitez'in Inter'i ilk maçını kazandı Udinese karşısında.

- Gündüz oynanan Manu-Everton mücadelesi özellikle sonuyla izlenmeyi hak ediyor. Fulham maçından sonra 2.kez son dakikada kendi elindeki maçı verdi United. Fulham maçında durum 2-1'ken kaçan penaltı vardı bu seferde ellerinden kaçırdıkları maçın 90.dakikasına 3-1 önde girmişlerdi. Scholes'un Berbatov'a asistini ayrı bir yere yazmak gerekir bu maçta.

- Fenerbahçe, Kayseri deplasmanında hak ettiği bir mağlubiyet aldı. Uzun zamandır Fenerbahçe'yi bir lig maçında bu kadar etkisiz, rakibi tehdit edemeyen bir görüntüde izlediğimi hatırlamıyorum. Yobo'nun çıkıp stopere Selçuk'un girmesiyle saldırı moduna geçti Kayserispor ve 2 golle galibiyete ulaştı. Stoperde Selçuk Şahin görsem bende şansımı denerdim o madenden bir şeyler çıkarmak için. Aykut Kocaman'ın yanında yedek bir stoper oturtmaması oldukça tartışılacak bir tercih olacaktı alınan skordan sonra tartışılacak bir yanı da kalmadı, büyük hata yaptığı görüldü.

Finaldeyiz..



Kerem Tunçeri,Kazandık,Kerem Tunçeri,Kazandık,Kerem Tunçeri .... M.Murathanoğlu ve İhsan Bayülken'in Kerem'in basketinden sonra söyledikler akıllarımıza kazındı çıkmaz artık. İnanılmazı başardılar, turnuvayı genelde 12 dev Adam'ın maçları başta olmak üzere izliyoruz, bu gece diğerlerinden çok ayrıydı. Belki Sırbıstan maçının gazıyla daha anlayamadık ama Dünya Şampiyonluğu için oynayacak 12 Dev adam bu gece.Emeği geçen herkese helal olsun, hakları cidden ödenmez. Bu gece finalde Abd karşısına çıkacak 12 Dev adam sonuç ne olursa olsun madalyanın sahibi olacaklar, ellerimiz patlayana kadar onları alkışlamak ise bizim en büyük görevimiz olacak.

7 Eylül 2010 Salı

İtalya'da Oyuncu Maaşları





İtalya Serie A'da oynayan oyunculara bu sene ödenecek olan ücretleri açıklamış La Gazetta Della Sport. Toplamda 802 milyon euro ödeme yapacak İtalyan takımları oyuncularını, bonuslarla beraber 1 milyara kadar çıkıyor bu ücret. Ligin en fazla kazanan üç isimi ise 9 milyon euro ile Zlatan Ibrahimovic, 8 milyon ile Eto'o ve 7,5 milyon ile Ronaldinho. En fazla ödeme yapan takımlar ise Milan-Inter ve Juventus şeklinde sıralanıyor. Her sene çıkan bu listelerde bazı oyuncuların aldıkları paraları görüp, bizim ülkemizi düşününce şaşırabiliyor insan.

3 Eylül 2010 Cuma

Beklenen Forvet Mi?

fat600_7ALCL

Adebayor, Robinho, Makukula, Rodrigo, Robbie Keane derken Fatih Tekke transferin son gününde Beşiktaş’ta. Tabii özellikle Adebayor bana göre abartılı bir beklentiydi, Robinho’da ise futbol dışı spekülasyonlar çıktı. Bunlar bir tarafa son gün Sky Sports’un iddiasına göre Keane’in bonservisi için 8M£’lara kadar çıkıldı. Makukula, Tekke transferinden sonra Manisaspor’a imza attı. Rodrigo’yu da zaten menajerler önermiş.

Yukarıdaki isimlere göre Fatih Tekke’nin şüphesiz en önemli artısı TC vatandaşlığı. Tabii ki bir ayrıcalık değil ama malum, yabancı sınırlaması. Ayrıca iyi bir golcü olduğunu da biliyoruz. Kafayla ve ayakla bitirici bir oyuncu. Yaşı ve Rusya’da yedek geçirdiği yıllar şu anda eksisi. Zenit’te Advocat’la sorunlar yaşadı, Spaletti döneminde de gönderildi zaten. Gökdeniz’in yanına Kazan’a gitti. O dönemini hiç takip edemedim ama işler pek istendiği gibi gitmemiş olacak ki Kazan’da çabuk vazgeçti Tekke’den, aldığından azına gönderdi.

643

İmza töreninde ‘Ben Trabzonsporluyum’ demesi daha önceden yaptığı ‘Türkiye’ye dönersem Trabzonspor’da oynarım’ cümlesini gölgeleyemedi. Beşiktaş camiası ise böyle şeyleri fazla önemsemez, önemli olan sahada ne yaptığı. Hatta ‘Doğuştan x takımlıyım’ omurgasızlığına bir çok takım taraftarının da tercih edeceğine eminim.

Dün Adnan Polat’ın açıklamalarından öğrendiğimiz üzere Tekke aslında önce Galatasaray’a gelmiş. Maddi olarak anlaşamayınca menajerleri Beşiktaş’a önermiş gibi görünüyor. Beşiktaş’ta kimseyi alamayınca göz boyamak ya da o bölgeye oyuncu ihtiyacı için yapılmış bir transfer gibi görünüyor. Yıldırım Demirören Schuster’in onayladığı 3 santrafordan birini alacağını söylemişti. Tekke’nin onlardan biri olduğunu sanmıyorum. Zaten sakatlıktan çıktığını ve 2 hafta süreye ihtiyacı olduğunu söylemiş. Bu açılardan biraz sıkıntılı bir transfer gibi görünüyor. Tekke transferinin sevabı, günahı bu. İyi giderse çok iyi gider, kötü giderse çok kötü gider. Onu da zaman gösterecek.

Adnan Polat'ın Açıklamaları

Adnan Polat'ın Ntvspor'da yaptığı açıklamalar bazı yerleri hariç oldukça tatmin etti beni. İlk başlarda çok rahat gözükmese bile konuştukça açıldı Başkan ve herkesin merak ettiği konulara cevap verdi. Programda gözüken en büyük eksi ise Güntekin Onay ve Rıdvan Dilmen'in A.Polat'ın cevapları sırasında sorulması gereken soruları sormamaları oldu aşağıda değiniriz bu eksik sorulara. A.Polat'ın açıklamalarına Ntvspor.net'ten ulaşabiliyoruz. Ben program sırasında not aldığım olumlu gördüğüm ve bunun dışında kafama takılan bazı yerler oldu ;

- Ntvspor.net'te Ahmet Çakar-Hıncal Uluç ile ilgili konular konulmamış ama Başkan'ın anlattıklarına bakılırsa ortada çok büyük iftiralar var. Kısaca konu başlıklarını özetlemek gerekirse yaşı küçük kızlar, bir oda dolusu kız, uyuşturucu partisi ve kasetlerden bahsedildi. A.Polat bu konuda gerekli cevapları verdi bana kalırsa. Nasıl bir ortam varmış futbol dünyasında anlamak cidden çok zor şu konuşulanları duydukça. Sağlam hayal gücü lazım bu senaryoları oluşturmak için.

- A.Polat'ın en önemli itirafı ise 2 senedir başarısız olunduğunu kabul etmesi ve 1.sorumlu benim demesiydi yayında. Karpaty maçını şansa bağlayıp, 60 metreden gelen top Hakan'ın omzuna çarpıp gol yarattı demesi ise Facebook açıklaması ile beraber en talihsiz sözleriydi Başkan'ın. Peki senin attığın golde stoper kayıp düşmeseydi diye sormak lazım. Mevcut kadro ile Karpaty'yi eleyebileceği düşünülmüş ve Avrupa'ya bu yüzden havlu attık Ağustos ayında.

- Arda-Atletico konusunda ise aklıma takılan olay ; A.Polat Arda ile kendisinden habersiz görüşüldüğünü söylüyor ve ortada böyle bir durum var ise Uefa'ya şikayet etmeliyiz diyor. Rıdvan ve Güntekin'in bu sırada sorması gereken ama soramadığı soru ise Emana-Annan konusunda Galatasaray'da böyle davranmadı mı, oyuncular size gelmek istediklerini söyledi ama Rosenborg teklif yok açıklaması yaptı olmalıydı ama bu soruyu duyamadık.

- Transferler konusunda Dünya Kupasını bekledik dedi ama beklenen soru yine gelmedi. Zaten Dünya Kupası'nda parlayan bir ismi almak için + 4-5 milyon fazladan vermek gerekir hadi onu geçtim alınan oyuncuların hiçbirisinin Dünya Kupası'nda olmaması ilginç.

- Transferlerin hepsinde Rijkaard'ın onayının olduğu söylendi. Sadece Serdar Özkan ve Musa için ya tutarsa tarzı düşünülmüş. Musa içinde M.Topal örneğini verdi, zamanında onuda almıştık diyerek. Cana konusunda Gerets'in aranıp,fikrinin sorulması benim hoşuma gitti. Misimovic'in 3 tercih arasında ilk sırada olduğu söylendi insan bir sorar diğer iki alternatif kimdi diye. Ibrıcıc ve Emana'dır herhalde o alternatifler ama Başkan'ın ağzından duysaydık keşke. Başkan'ın Misimovic'ten bahsettiği dakikalarda Bosnalı yıldızdan çok aşırı bir beklentisi olduğunu gördük.

- Fatih Tekke konusunda ise yanlış yapılmış. Fatih'in menajeri ile görüşüldüğünü ama şartların uymadığını söyledi Başkan. Rijkaard'ın forvet istememesinden dolayı üstünde durulmamış olabilir ama çok uç şartlarda gelmedi Fatih Tekke Beşiktaş'a. 750 bin euro takımına, 750 bin ise kendisine verileceği açıklandı Beşiktaş tarafından. Geçen sene forvetsizlikten bu kadar çekmişken, Fatih gibi bir alternatifi kaçırmanın acısını çekmeyiz umarım.

Cevad Prekazi # 2


Başkan Adnan Polat bu gece Ntvspor'da Güntekin Onay ve Rıdvan Dilmen'in konuğu oldu. Rıdvan ve Güntekin'in zaman zaman soramadığı sorular haricinde güzel bir program oldu. Gece ilerleyen saatlerde program hakkında yazı gelecek. Dünkü Prekazi meselesinden başlayalım biz. Dün gece yazdığım postta Prekazi'ye karşı büyük bir ayıba imza atıldığını ve Polat'ın doğru bir açıklama yapmazsa gözümdeki değerinin düşeceğinden bahsettim.

Adnan Polat'ın söylediği ; oyuncunun Rijkaard tarafından kasetleri izlendikten sonra onaylandığı ama 4 senede 30 maça çıkmasından dolayı şüphe olduğu yönündeydi. Oyuncu 2 menajeri ve Prekazi ile İstanbul'a geliyor. A.Polat'ta, Prekazi'de oyuncunun bonservisinin elinde olduğunu söylüyor. Görüşme sırasında 4 senede 30 maç çıkma olayına net bir cevap alınamıyor. Menajerler kulüp idaresi- ile ilgili sorunlar diyerek geçiştirmeye çalışmış. Pazarlıklar sırasında ise 1 milyon istenmiş oyuncunun bonservisine ama söylenenler oyuncunun bonservissiz olduğu yönünde. Menajerler açıktan para istemiş benim anladığım kadarıyla, hatta A.Polat'ta parayı kime vereceğiz diye sorduğu zaman menajer bize demiş. Daha sonra fiyatta birden artınca transferden vazgeçilmiş. Açıkçası bonservissiz bir oyuncunun menajerine böyle bir para verilmemesi doğru bir hamle. Oyuncu kötü çıksa komisyon ! adıyla bel altı vurulabilirdi.

Burada Prekazi'nin kırgınlığı büyük olasılık menajerlerin kendisini doldurmasından, pazarlık aşamasından haberi olmamasından geliyor. Bu kırgınlığın aşılacağını düşünüyorum, kimsenin Prekazi'yi üzme hakkı yok gereksiz yere. Fakat ortada çok ilginç bir durum var, madem transfer görüşmesi yapıldı, oturuldu konuşuldu bu görüşme neden resmi siteden yalanlandı ?

2 Eylül 2010 Perşembe

Cevad Prekazi


Galatasaray'da transfer gündemi son 2 gün çok hareketliydi. Gelenler konuşuluyor zaten ama atlanmaması gereken bir ayıp var ortada bu karmaşa içerisinde. Ofk Belgrad maçında Ntv'de yorumculuk yapan Cevad Prekazi hepimizi büyülemişti. O gün maç sırasında Adnan Polat'a Partizan oyuncusu Jovanovic'i önermişti. Misimovic ve Insua gelmeden önce İstanbul'a ilk ayak basanda Prekazi ile beraber Jovanovic olmuştu. Nedense jet hızıyla yalanlandı bu transfer resmi siteden. Olanları şimdi okuyoruz. Prekazi'nin Lig Tv'ye yaptığı açıklamalar akıl alır gibi değil. Yarın akşam Ntvspor'a çıkacak olan A.Polat bu konu hakkında açıklamayı düzgün bir şekilde yapmazsa gözümdeki tüm değeri kaybolacak. Canlı izleme şerefine nail olmasak bile bizden büyük abilerimizin efsanesi olduğu kadar bizimde efsanemiz Prekazi.

Transferleri yapamayınca taraftarın gözünü boyamak için Prekazi'nin arkasına saklanıp, tepki çekmemek için yapılacak bir transferdi bana göre Jovanovic. Neyse işin o tarafını geçelim atlayın gelin diyorsun ama bir anda şartlar değişince arayıp haber vermiyorsun bile. Aramadığın adam senin takımının en büyük efsanelerinden, işim Partizan, aşkım Galatasaray diyen birisi. Bu isim sırf sevdiğinden dolayı böyle bir istekte bulunulmamasına rağmen adam öneriyor, tamamdır diyorsun ayağına kadar İstanbul'a geliyor ama karşılığında rezil bir muamele görüyor. Lig Tv'ye söylediklerinden yanlış yazılmış bir durum yoksa daha büyük bir isimle anlaşmışlardır buna sinirlenmem diyebiliyor her şeye rağmen. Ne Prekazi'yi Partizan'a hatta Jovanovic'e karşı mahcup duruma düşürmeye hakkı var bu işi yapanların, ne bir futbolcuya iyidir, kötüdür fark etmez bu tarz bir muamale yapmaya hakkı var. +2 kontejanı için faydalanırsın gerekirse, hem bir futbolcunun kariyeriyle oynamış olmazsın hem Prekazi'yi ayıp etmiş olmazsın.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Zlatan Ibrahimovic Milan'da


Zlatan Ibrahimovic istatistiksel olarak olmasa bile form olarak hayal kırıklığı yaşayarak, yaşatarak geçirdiği bir sezondan sonra Kral olduğu ülkeye İtalya'ya geri döndü. Fakat bu dönüşünde gittiği takım Inter'ın ezeli rakibi Milan. Zlatan'ın özel bir hayranı olarak Barca'da çok başarılı olacağını düşünüyordum ama Zlatan'ın bu zamana kadar oynadığı oyun yapısı ile Barca'nın oyunu arasındaki büyük fark- kariyerinin neredeyse büyük bölümünde her zaman tek, kurtarıcı adam rolünde olması bu düşüncemin önündeki engellerdi. Zlatan'ın bu iki sorunu aştıktan sonra önünde başarılı olmaması için hiçbir sebep yoktu dışarıdan bakıldığı zaman. İspanya Ligi'ne de harika bir başlangıç yapmıştı. Barca'nın ligde oynadığı ilk 8 maçta 7 kez gol sevinci yaşamıştı ve uyum sorununu atlatmış gözüktü İsveçli yıldız. Üstüne El Clasico'da oyuna sonradan girip galibiyet golünü de atıp hakkında Eto'o gönderildi bu alındı tarzı kendisini sevmeyenler tarafından yapılanlara bir nevi cevap veriyordu. Bu döneme kadar hakkında kötü konuşulmayan Zlatan'ın formu yavaş yavaş düşmeye başladı. 8 maçta 1 gole imza attı.

O dönemde en önemli şey ise saha içinde yıldız-çekinilecek oyuncu olmaktan çıkıp Barca'nın makina düzeninde ileri uçta duran sıradan oyuncu rolüne bürünmesiydi. Zlatan'ın karakterine, her zaman önde olmak isteyen birisine uymayan bir roldü zaten bu. Messi'nin o dönem yakaladığı insanüstü performans bu konuların çok fazla deşilmesine engel oluyordu. Zlatan'ın Barca kariyerindeki dönüm noktası ve bana göre ciddi ciddi tartışılmaya başlandığı maç ise La Romerada'da oynadıkları Real Zaragoza maçı oldu. Gözü kapalı atacağı pozisyonlarda inanılmaz kötü vuruşlar yaparak pozisyonları harcıyordu. 3-0'dan sonra tüm takım Galatasaray'da Hakan Şükür gol atsın diye yapılan uğraşın bir benzerine girdi Zlatan'da atsın diye ama bir anda maç 3-2'ye geldi. Anında sahneye çıkan Messi penaltı kazandırdı takımına ve topu İsveçli oyuncuya bıraktı. O günden sonra bir daha olumlu bir performans ortaya koyamadı Ibrahimovic. Gidecek-Kalacak haberleri çıkmaya başladı, sezon sonunda aslında geçen senede kendisinden önce Barca'da düşünülen ama transferi gerçekleştirilemeyen Villa'nın alınması- üstüne gitmek için Pep Guardiola ile ilgili başta menajerinin sonra kendisinin konuşması ve sorunların ortaya çıkması Milan biletini eline beklediğinden rahat almasını sağladı.


Blogda süren Zlatan serisini devam ettirecek malzemeler verecektir bize kafası rahatken. Yanında Pato-Ronaldinho vardı transferi gerçekleştiğinde. Son olarak bu üçlünün yanına bu sene ülkemizde transfer fenomeni olan Robinho eklemesi geldi. Inter'in geçen seneki üçlemesi Milan cephesinde devreleri yaktı ve uzun zaman sonra böyle sağlam iki transfer geldi aynı hafta içinde takıma. Kağıt üstünde veya Pes 2011'de çok sağlam bir ileri uç hattına sahip oldu Milan. Peki bu isimler saha içerisinde birlikteliği yakalayabilecek mi ? Pato'yu burada bir kenara almak lazım. Geri kalan 3 isimde topla oynamaya bayılan, top ayaklarındayken sonuna kadar zorlayan isimler. Topu paylaşabilecekler mi, yoksa Milan'a saha içerisinde 3 top mu lazım olacak bunu izleyip göreceğiz. Şimdiden Milan orta sahası ve defans hattında bu büyük isimlerin arkasını toparlamakla görevli olan isimlere sabır diliyorum.