Batı konferansının ikinci mücadelesinde evsahibi Lakers, San Antonio'yu bozguna uğrattı. İlk maçtaki 20 sayı geriye düşme ve sonrasında rakibin hataları sonucu kazanılan maç Lakers açısından çok önemli bir sinyal olmuş. Dünkü maç başlar başlamaz önce aksayan Odom ve Fisher'la sonrasında da Kobe ve Gasol'la çok hızlı ve agresif bir oyun sergileyip maçı da çok büyük farkla kazanmayı bildiler. San Antonio ise özellikle hücumda tam anlamıyla ne yaptığını bilmez, berbat durumdaydı. Maçı 30 sayıyla kaybetmelerine rağmen Lakers'dan daha çok hücum kullandılar ki bu San Antonio'nun ne kadar kötü ötesi hücum ettiğinin en büyük göstergesi olabilir.
Kobe 22 sayıyla takımını sırtlarken maçın Lakers açısından bana göre yıldızı kesinlikle Lamar Odom'du 20 sayı 12 rebaund ile takımına katkıda bulunan Lamar'ın eşleşme problemi San Antonio'nun en büyük kabusu olacak bu seride. Lakers adına geçen maçın hayalkırıklığı Fisher bu maç iyi bir oyun ortaya koydu ve 11 sayılık bir katkı sağladı, Gasol 10 sayı ve benchten gelen Farmar ise 14 sayıyla takımına ekstra destek verdi. San Antonio ise neredeyse hiç birşey yapamadığı maçta Duncan gene takımının lideri oldu 12 sayı ve 16 rebaund'la oynadı. Fransız guard Tony Parker 13 sayıyla eşlik ederken takımın geri kalanını çift haneli sayılara ulaşamadılar. San Antonio'da Ginobili ilk maçın son periodundaki berbat performansına devam etti 2-8 gibi bir yüzde skor opsiyonu kısıtlı olan San Antonio gibi bir takımda kaldırılamayacak bir yük açıkcası. .345 2 sayılık .261 3 sayılık .500 serbest atış yüzdesiyle bir takımın zaten maçı kazanma gibi bir lüksü yok. Normal yüzdeleriyle oynayan Lakers'dan bu yüzdelerle 30 sayı fark yemeleri de normal karşılanmalı.
Serinin bundan sonraki maçları Texas'a San Antonio'nun evine taşınacak. Bundan sonraki maç serinin kaderini belli edecek eğer Spurs kaybederse 0-3 ten bu seriyi çevirmesi bence imkansız. Popoviç bundan önceki Hornets serisinde olduğu gibi takımının kaybedeceğini anlayınca yıldızlarını kenara çekerek fark yemelerini izletmeyi tercih etti. Bakalım San Antonio'nun evinde Popoviçin bu çektirdiği ızdırap takımına ne şekilde etki edecek?

Doğu yakasının konferans finallerinde uzun zamandır beklenen sonucu dün Detroit aldı ve Boston cephesinde takke düştü kel göründü. Play-off maçlarında evinde hiç kaybetmeyen ve deplasmanda da hiç kazanamayan Boston Celtics hep saha avantajıyla 7.maçlarda istediğini almıştı. Tabi finallerde karşılarına Detroit gibi gerçek bir takım çıkınca da sonunda kamyonun lastiği patladı ve evlerindeki ilk play-off mağlubiyetini aldılar. İlk maçta Detroit'in All-Star guardı Chancey Billups'ın da kötü oyunuyla maçı Boston almıştı ama dün gece Detroit takım olarak iyi oynayınca 3 kişilik Boston'u devirmeleri de kolay oldu. Detroit'in asi çocuğu Rasheed maç sonunda " Biz yerimize oturup bakın bunlar evinde yenilmiyor biz de yenemeyeceğiz bunları diyecek bir takım değiliz. Onların iyi oyuncuları var ama biz çok daha iyi bir takımız ve deplasmanda da maç kazanabiliyoruz, bunu da bu gece gösterdik" derken mesajını da net olarak iletmiş. 



Batı konferansının ilk maçında Los Angeles Lakers sahası Stapless Center'da istediğini zor da olsa almayı başardı. Açıkcası San Antonio'nun yorucu maç trafiği ve seyahat etmesi dolayısıyla yaşadığı yorgunluk bu maç öncesinde Lakers'ın çok rahat bir şekilde maçı kazanıp seriye galibiyetle başlayacağını gösteriyordu, ama son ana kadar maç kafa kafaya gitti. Lakers istediğini aldı ama açıkcası bu kadar yorgun ve yıpranmış bir San Antonio'ya karşı üç çeyrekboyunca geride mücadele ederek alınan böyle bir galibiyet ilerleyen maçlar adına Lakers cephesi için tehlike sinyalleri verdirdi, San Antonio her zaman böylesine kötü son çeyrekler çıkarmaz.
Maça iyi başlayan konuk San Antonio oldu ki devreyi de 51-43 önde kapadılar. Üçüncü çeyrekte başabaş gidip son çeyreğe girildiğinde ise işler değişti. Lakers son çeyrek 24-13 gibi bir seri yakalayarak maçı da 25 saniye kala Kobe'nin attığı basketle kopardı. Bu baskete San Antonio'nun yanıtı gelmeyince de maçı da 4 sayı farkla kazandılar. Konferans finalinde evinde galibiyetle başlamak her ne kadar zorlansalarda Lakers için iyi birşey, çok daha kötüsü de olabilirdi. Tabi MVP'ye sahip olmak da böyle bir avantaj sağlıyor.
Maçın yıldızı bana göre tartışmasız Tim Duncan oldu. Play-off serilerinde deplasmanda pek kendisi gibi maçlar çıkaramayan Duncan, Stapless Center'da çok iyi oynadı, 30 sayı ve 18 rebaund'la takımını sırtlayan isimdi. Duncan'a Fransız yıldız Parker eşlik etti. Ginobili ise kötü bir gece geçirirken 3-13 gibi bir yüzdeyle sadece 10 sayı atabildi. Tabi Ginobili'nin bu kötü performansı San Antonio'nun galip gelebileceği bir maçı da vermesine sebep oldu. Kazanan takım Lakers'da ise gene Kobe başroldeydi. 27 sayı 9 assistlik performansıyla maçı San Antonio'nun elinden alan adam oldu. Gasol kendisine 19 sayıyla eşlik ederken evsahibi takımda Odom hayalkırıklığı yaratan isim oldu. Radmanoviç'in % 100 lük performansı ise enteresan bir katkı oldu.







Manchester United'da maçın durgun isimleri oldukça fazlaydı, Rooney tüm maç boyu neredeyse kayıpları oynadı Scholes ikinci yarı burnuna aldığı darbeden sonra hiç ortalıkta gözükmedi diğerleri de ki buna Sir Alex Ferguson'da dahil olmak üzere idare eder bir maç çıkardılar. Kırmızı şeytanlarda görevini en iyi yapanlar Vidiç, Rio, Cristiano Ronaldo ve Hargraves oldu. Chelsea'de ise Drogba, Ballack, Malouda, Joe Cole hayal kırıklığı yaratırken Lampard, Terry ve Essien mavililer adına maça damgasını vuran isimlerdi.
Uzatmalar bitip de penaltılara geçildiğinde ise Tevez ve Ballack ilk penaltıları, Carrick ve Belletti ikinci penaltıları takımları adına gole çevirdiler. Sonrasında Ronaldo bu sene ikinci kez aynı tip te vuruş yapmaya çalışınca Barcelona'dan sonra Moskova'da da penaltıyı kaçırdı. Lampard Chelsea'yi penaltılarda öne geçirirken Hargraves ve Ashley Cole takımları adına dördüncü penaltılara imzalarını attılar. Son penaltılarda United adına Nani atışı gole çevirerek topu Chelsea kaptanı Terry'e bıraktı, Chelsea kaptanı kendi adına belki de ömrü boyunca unutmayacağı bir ana imza atarak zeminin de etkisiyle ayağı kayarak atışı kaçırdı ve böylece United'a bir şans daha vermiş oldu. Açıkcası Chelsea takımından sevdiğim ender adamlardan biri olan Terry'nin o penaltıyı kaçırmasına üzüldüm keşke başka birisi kaçırsaydı o penaltıyı, bunca emeğe rağmen Chelsea'de hep en çok istenen kupanın kaybedilmesine neden olan adam olarak hatırlanacak. Devam penaltılarında Anderson ve Kalou atışlarını gole çevirirken, United adına Giggs golünü atıp ateşten gömleği Anelka'nın sırtına geçirdi. İşte burada Grant'in tercihi uzun süre konuşulacak neden Shewa değil de Anelka diye, çünkü Anelka inanılmaz gamsız ve vurdumduymaz bir adam zaten penaltıyı da o şekilde kullandı ve takımının da ipini çeken adam oldu.
Maç sonunda United tarafında kutlamalar varken Chelsea tarafında Grant'in tesellisi ve Terry'nin gözyaşları vardı, bir ara Terry ağlarken yanından Anelka gülerek geçti ki iki oyuncu arasındaki farkı daha net anlatan bir kare daha olamaz sanırım.
Maçla alakalı bir diğer detay ise Ryan Giggs adına oldu. Efsanevi oyuncu Boby Charlton'ın 757 kez en çok United forması giyme ünvanını bu maçla birlikte 758. maçına çıkan Giggs eline geçirdi ve klüp tarihinde en çok forma giyen oyuncu oldu. United formasıyla çıktığı her maçta hep işini yapan ve futbolun güzel yüzü olduğu için bu onun adına beni çok sevindiren bir ünvan. Umarım daha bir süre kırmızılar içinde görebiliriz seni.


Bu senenin draft kura seçiminde ise süpriz bir sonuç geldi. Normal sezonu diğer takımlara göre iyi bir yüzdeyle bitiren Chicago Bulls lottery'de ilk sırayı kapmayı başardı, tabi Chicago için asıl sıkıntı şimdi başlıyor iki yetenekli oyuncunun arasından hata yapmamaya çalışacaklar. İlk sıradan seçilmesi beklenen iki isim Michael Beasley ve Derrick Rose. Bakalım Chicago nasıl bir strateji izleyecek benim mantığıma göre Beasley gibi bir power forward tercih edilecektir. Miami Heat ise ikinci sıradan draft yapma hakkını elde etti. Gerçi o sıralarda Dwyane Wade'i görmek üzücü ama berbat geçen bir sezondan sonra yine de ikinci sıradan seçim yapacak olmak en azından bir teselli onlar adına. Draft sıralamasında üçüncülüğü Minnesota Timberwolves kazandı. Dördüncülüğü Seattle kazanırken beşinci sırayı Memphis kaptı diğer takımlar sırasıyla New York, L.A Clippers, Milwaukee, Charlotte, New Jersey, Indiana, Sacramento, Portland ve Golden State.





Takım kadrolarında CL finaline çıkmış oyuncular var doğal olarak Chelsea'de sekiz oyuncu United'da ise dört oyuncu daha önce CL finali oynadılar. Bakalım bu istatistik bir farklılık yaratabilecek mi takımlar arasında bu gece öğreneceğiz. Yaklaşık altmış bin ingiliz taraftar giriş yaptı moskova'daki final için bakalım adanın en agresif iki taraftar grubunun maç sonundaki hikayeleri neler olacak. Polise bu gece Moskova sokaklarında çok iş düşecek.

Kadro açıklandığında gönderilecekler arasında ilk sıraya yazdığım Colin Kazım konusunda ise dün görüşlerim değişti. İlk 11 oyuncusu olmasa da Kazım gibi adam geçebilen, düzgün orta açmayı başarabilen bir adama 2.yarılarda ihtiyaç duyabiliriz turnuvada. Umursamaz hareketlere sahip olmasından dolayı eleştiriliyor ama böylesine piyasa yapma olanağı olduğu bir yerde sonuna kadar savaşacaktır. Geri kalan maçlarda performansını merak ediyorum.
70.dakikadan sonra oyundan düşsek bile ilk maçta ortaya konulan oyun ümit verdi. Klasik yan top sorunumuz ise oldukça baş ağrıtmaya devam edecek gözüküyor maalesef. Slovaklara verdiğimiz pozisyonların hepsi yan toptan geldi, turnuvaya kadar bu sorun halledilecek gibi gözükmüyor en azından daha dikkatli olmalıyız, çok canımızı yakar. Hamit-Nihat ve Servet gibi isimlerin kadroya katılımıyla Uruguay maçında daha iyi bir oyun izleyebiliriz. Zamana ihtiyacımız var ama ümit veren bir takım var Fatih Hoca’nın elinde.
Doğu konferans finalinin ilk maçında Boston Celtics rakibi Detroit'i mağlup ederek NBA finali için ilk adımı atmayı başardı. Boston 66-16 gibi süper bir normal sezon ortalamasından sonra play-off'lar başladığından beri evinde maç kaybetmiyor. Şu anda evinde oynadığı dokuz play-off maçının hepsini kazandılar, tabi bu başarılı ev performansının bir de deplasman bölümü var ki altı maçın hepsini kaybetmeyi becerdiler. Dünde gene normal ev performanslarına devam ettiler ve Pierce, Garnett ikilisinin dominant oyunuyla takım oyunu oynayan Detroit'i devirmeyi başardılar.


NBA Playoff'larında konferans finalistleri sonunda belli oldu. Yokluğumuzda olan maçlara kısaca göz atarsak Lakers Utah'ı sırf daha medyatik daha gösterişli bir takım diye, özellikle Los Angeles'daki maçlarda hakemden büyük destek alarak çok zorlanmadan geçmeyi başardı ve dinlenmeye çekildi. Batıdan gelecek diğer finalist (ki bu San Antonio Spurs oldu) Utah kadar sessiz davranmaz, bakalım final serisinde hakemin desteğini bu kadar yoğun almadan neler yapacaklar. Doğu'da ise Detroit'in beklediği rakip belli oldu, NBA yönetiminin gözbebeği kıvamındaki Boston LeBron'u son maçta adeta döverek zor da olsa elemeyi başardı. Açıkcası son maçta yapılanlardan sonra ciddi anlamda tv yayıncıları olan TNT ve ESPN adına yapılan komplo teorilerine inanmaya başladım, bu kadar taraflı yönetime rağmen Boston neredeyse tek başına oynayan LeBron'u maçın son dakikalarında binbir faulle falan durdurmayı başardı ve ite kaka finale kadar geldiler. Önce Atlanta gibi genç bir takımı 7 maç sonunda eleyebilen, sonra tek başına oynayan LeBron karşısında böylesine zorlanıp hakem desteği alan Boston için finalde karşılarına en istemeyecekleri rakip kaldı. Böyle oynarlarsa Detroit Boston'u feci parçalar. Açıkcası son maçlardan sonra hele Garnett'in hakeme devamlı ağlamasını gördükten sonra artık bunu çok istiyorum.
Batının son finalistini belirleyecek serinin 7.maçında San Antonio muhteşem play-off tecrübesini sahaya koyarak çok da zorlanmadan bir galibiyet elde etti. İki takım arasında bu konuda fark oldukça büyük tabi bu da sahaya direk olarak yansıyor, dün Hornets klüp tarihinin en büyük maçına çıkarken rakibi San Antonio bu stresli maçları onlarca kez oynamış olmanın verdiği rahatlıkla sahadaydı. Tabi bu stres Hornets'in oyununa direk olarak yansıdı dün bir çok oyuncu kendi performanslarının çok altında oynadılar. San Antonio ise topu devamlı olarak ekstra pasa kadar saklayıp, inanılmaz sabırlı bir şekilde hücum ederek hep boş adamla topu değerlendirdiler. Bir tarafta anlık patlamalarla kalitesini gösteren heyecanlı Hornets, diğer tarafta tüm maç boyu stresi karşı tarafa yükleyip çok akıllıca oynayan Spurs vardı. Tabi maçı da sakin kalan, akıllı oynayan kazandı.
Ev sahibi takımda yüksek gerilim ve Spurs'un dış savunması nedeniyle eller titreyince çok kötü yüzdeyle oynadılar. İyi şutörlere sahip takımda üç sayı atışı olarak Peja 1-5, Peterson 1-4, Pargo 2-6 ile şut kullanınca çok da etkili olamadılar. Maçın yıldızı gene C.Paul oldu 18 sayı 14 assist ile oynadı C.P ama takımının kaybetmesini engelleyemedi, daha önünde çok play-off maçı var ve yine de çok iyi bir sezon geçirdi hem kendisi hem takımı adına. Özellikle New Orleans'ın yaşadığı felaketten sonra şehirle, taraftarla birleşip klüp tarihinin en iyi sezonunu geçirmeleri ve şehirdeki insanlara verdikleri destek gerçekten mükemmeldi.
Spurs ise her zamanki gibi güzel üçlüsünün ellerinde finale doğru gitti. Maçın adamı Ginobili oldu, Duncan'ın düşük bir yüzdeyle oynadığı gecede 26 sayı 5 rebaund ve 5 assistlik performansla maça damgasını vuran isimdi. Duncan 5-17 gibi bir yüzdeye rağmen 16 sayı 14 rebaundla oynadı, üçlünün diğer ismi Parker ise 17 sayıyla geceyi tamamladı. Bir diğer detay ise Robert Horry ( Bay Haziran ) 240. maçına çıkarak en çok play-off maçı oynayan adam oldu.
Spurs'un finaldeki rakibi Lakers olacak. Gasol hediyesi ile birlikte şampiyonluğun büyük adayı olan Lakers'a karşı Spurs normal sezonda 2-2 lik bir eşitliğe sahip, ama tabi Spurs'un play-off takımı olduğu gerçeğini de düşünürsek batı konferans finali muhteşem maçlara sahip olacak gibi gözüküyor. 









Doğunun Detroit'ten sonraki diğer finalistini belirleyecek büyük kapışmada Boston evinde Cleveland'ı mağlup ederek seride 3-2 öne geçti. Play-off'larda bu sene evsahibi takımların kazanma geleneği devam ediyor. Deplasmanda yokları oynayan Boston evinde yine 4 oyuncusuyla kazanmayı bildi. Maçın ilk iki periodu oldukça büyük mücadeleye sahne oldu, Boston ilk defa 49-47 deyken öne geçmeyi başardı. Sonrasında All-star üçlüsünün yanına Rondo'nun da katılımıyla bir daha da liderliği bırakmadı.







