24 Mayıs 2008 Cumartesi

Play-off Günlüğü

Los Angeles Lakers - San Antonio Spurs
.
Batı konferansının ikinci mücadelesinde evsahibi Lakers, San Antonio'yu bozguna uğrattı. İlk maçtaki 20 sayı geriye düşme ve sonrasında rakibin hataları sonucu kazanılan maç Lakers açısından çok önemli bir sinyal olmuş. Dünkü maç başlar başlamaz önce aksayan Odom ve Fisher'la sonrasında da Kobe ve Gasol'la çok hızlı ve agresif bir oyun sergileyip maçı da çok büyük farkla kazanmayı bildiler. San Antonio ise özellikle hücumda tam anlamıyla ne yaptığını bilmez, berbat durumdaydı. Maçı 30 sayıyla kaybetmelerine rağmen Lakers'dan daha çok hücum kullandılar ki bu San Antonio'nun ne kadar kötü ötesi hücum ettiğinin en büyük göstergesi olabilir.

Kobe 22 sayıyla takımını sırtlarken maçın Lakers açısından bana göre yıldızı kesinlikle Lamar Odom'du 20 sayı 12 rebaund ile takımına katkıda bulunan Lamar'ın eşleşme problemi San Antonio'nun en büyük kabusu olacak bu seride. Lakers adına geçen maçın hayalkırıklığı Fisher bu maç iyi bir oyun ortaya koydu ve 11 sayılık bir katkı sağladı, Gasol 10 sayı ve benchten gelen Farmar ise 14 sayıyla takımına ekstra destek verdi. San Antonio ise neredeyse hiç birşey yapamadığı maçta Duncan gene takımının lideri oldu 12 sayı ve 16 rebaund'la oynadı. Fransız guard Tony Parker 13 sayıyla eşlik ederken takımın geri kalanını çift haneli sayılara ulaşamadılar. San Antonio'da Ginobili ilk maçın son periodundaki berbat performansına devam etti 2-8 gibi bir yüzde skor opsiyonu kısıtlı olan San Antonio gibi bir takımda kaldırılamayacak bir yük açıkcası. .345 2 sayılık .261 3 sayılık .500 serbest atış yüzdesiyle bir takımın zaten maçı kazanma gibi bir lüksü yok. Normal yüzdeleriyle oynayan Lakers'dan bu yüzdelerle 30 sayı fark yemeleri de normal karşılanmalı.



Serinin bundan sonraki maçları Texas'a San Antonio'nun evine taşınacak. Bundan sonraki maç serinin kaderini belli edecek eğer Spurs kaybederse 0-3 ten bu seriyi çevirmesi bence imkansız. Popoviç bundan önceki Hornets serisinde olduğu gibi takımının kaybedeceğini anlayınca yıldızlarını kenara çekerek fark yemelerini izletmeyi tercih etti. Bakalım San Antonio'nun evinde Popoviçin bu çektirdiği ızdırap takımına ne şekilde etki edecek?

Toulon Turnuvası # 3

Toulon turnuvasının ikinci maçında ilk maçında Fildişini yenen İtalya ile karşılaştık. İlk maça göre ilk 11’de değişiklikler vardı bu maçta. İlk maçta kalemizi koruyan Ufuk yerine Onur, Serdar Özkan yerine Aydın Yılmaz sağ kanatta görev aldı. Adem Büyük’ün yerine ise Zafer Yelen kadrodaydı. İlhan Parlak tek forvet oynadı bu taktik dizilişinde. Orta saha mücadelesi şeklinde geçti ilk yarı, Nuri ve Aydın’ın ilk yarıda oyuna ağırlıklarını koyamamaları İlhan’ın ise İtalyan savunması arasında kaybolması hücum etkinliğimizi kısıtladı. İtalya’da yüksek fizik gücüyle dikkat çeken Pelle maçın başında etkili olacak izlenimi verse de Orhan ve Eren ikilisi etkisiz hale getirdi Pelle’yi. İlk yarının sonlarına doğru defansımızın ofsayt gerekçesiyle durduğu pozisyonda Lavezzi İtalya’yı 1-0 öne geçirdi. İkinci yarıda sahada daha etkili bir Milli takım vardı. Aydın’ın önderliğinde İtalya yarı sahasına hapsettik oyuna. Aydın daha sonra eşitliği sağlayan golü İtalya ağlarına gönderdi. Golden kısa bir süre sonra boş kaleye kaçırdığı golü atabilse Aydın maç hakemin etkilerine rağmen bizde kalabilirdi. Galatasaray taraftarının dört gözle beklediği Aydın, geliyorum sinyallerini çaktı. Hayallerdeki Arda ve Aydın’dan oluşan kanatlar bu sene gerçekleşebilir.


Skor 1-1 olduktan sonra sahneye İskoç hakem çıktı. İlk önce Eren Güngör’e kırmızı kart çıkardıktan sonra İtalya’dan Candreva’da kırmızıyı gördü. Hızını alamayan İskoç hakem sarı kartları gösterirken sebebini bilmediğimiz bir şekilde Caner’i oyundan atarak takımı 9 kişi bıraktı. İlginç kararlar bu dakikadan sonrada devam etti maç 1-1 bitecek derken 89.dakikada İtalyanlar uzaktan buldukları golle maçı 2-1 kazandılar. Orhan Şam ve Durmuş bu maçta takımın en fazla öne çıkan isimleri oldular Aydın’la beraber. Son maçımızı Pazar akşamı Fildişi’ne karşı olacak. Beraberlik veya galibiyet bizi yarı finale çıkartacak.

23 Mayıs 2008 Cuma

Play-off Günlüğü

Boston Celtics - Detroit Pistons


Doğu yakasının konferans finallerinde uzun zamandır beklenen sonucu dün Detroit aldı ve Boston cephesinde takke düştü kel göründü. Play-off maçlarında evinde hiç kaybetmeyen ve deplasmanda da hiç kazanamayan Boston Celtics hep saha avantajıyla 7.maçlarda istediğini almıştı. Tabi finallerde karşılarına Detroit gibi gerçek bir takım çıkınca da sonunda kamyonun lastiği patladı ve evlerindeki ilk play-off mağlubiyetini aldılar. İlk maçta Detroit'in All-Star guardı Chancey Billups'ın da kötü oyunuyla maçı Boston almıştı ama dün gece Detroit takım olarak iyi oynayınca 3 kişilik Boston'u devirmeleri de kolay oldu. Detroit'in asi çocuğu Rasheed maç sonunda " Biz yerimize oturup bakın bunlar evinde yenilmiyor biz de yenemeyeceğiz bunları diyecek bir takım değiliz. Onların iyi oyuncuları var ama biz çok daha iyi bir takımız ve deplasmanda da maç kazanabiliyoruz, bunu da bu gece gösterdik" derken mesajını da net olarak iletmiş.


Detroit'i gene klasik olarak skorerleri Richard Hamilton sürükledi, 25 sayıyla maçın adamı oldu r.i.p, onu Billups takip ederken takımın geri kalanı çift haneli sayılara ulaştı ki takım olmak böyle birşey işte, tek bir adama bağlı kalmadan tüm takımın savunma ve hücumda katkısının eşit olması zaten Detroit'in en güçlü özelliği, Boston bir önceki seride LeBron'a karşı mücadele ederken bu seride tüm takıma karşı mücadele etmek zorunda kalıyor.


Boston da ise büyük üçlü gene skor yükünü paylaşırlarken Pierce 26, Garnett 24 ve Ray Allen 25 sayıyla oynadı, onlara sadece Rajon Rondo 10 sayıyla katkı verebilince mağlubiyet de gelmiş oldu.

Ateşten gömlek bundan sonra Boston'un sırtında olacak. Deplasmanda maç kazanma özürlü olan Boston artık ev sahibi avantajını kaptırmış durumda. Bundan sonra Detroit'in sahasında en azından bir maçı kazanmak zorundalar. Serinin bundan sonraki ilk maçı Detroit'in sahasında olacak ki bu maç serinin kırılma maçlarından birisi olabilir. Boston öncelikli olarak saha avantajını geri almaya çalışacak ama tabi Atlanta, Cleveland gibi takımlara karşı bile deplasmanda varlık gösteremeyen Boston Celtics bu takımlardan çok daha iyi olan Detroit'e karşı birşey yapabilecek mi, aslında Detroit'in Phily serisini gözönüne alınca Boston açısından gene de bir umut var ama tabi bu konferans finali olunca insan pek de olumlu düşünemiyor.

22 Mayıs 2008 Perşembe

Süper Fotomaç


Medyadaki saçmalıklar malum, kabul ediyorum gazeteyi doldurma çabası bunlar ama işte yazanların içi boş olunca ortaya komik denilecek iddialar çıkıyor. Adı geçen gazetenin de daha önceden fantastik denemeleri vardı hayretle karşıladığımız Ali Koç'un Adriano'yu yalısında saklaması, Crespo'nun resimlerinin montajlanarak röportaj yapıldı edasıyla kendi ağzından Fener'e geliyorum vs vs gibi. Bu sene gene iddialı başladılar transfer haberlerine yine her sene olduğu gibi Shewa, Eto'o, Deco, Kanoute gibi isimler Fenerbahçe için gelecek denilirken, gene Deco, Eto'o, Morientes, Saviola gibi isimler Galatasaray'la anılıyor. Aklıma gelmeyen binlerce daha böyle masabaşı haberleri vardır da kısa keselim yoksa sayfalar yetmez. Bu senenin an itibariyle en komik haberi ise bir diğer büyük klüp Trabzonspor'la alakalı geldi. Haberi aşağıya yapıştırıyorum ve mümkünse bu adamlar bu kafayı yapmak için ne kullanıyorsa bende istiyorum. Yaratıcılığın böylesi hakikaten ender görülür.


" Totti+5 milyon €

Bordo-mavili kulüple Gineli futbolcunun pazarlığı yapan Roma, önce 3 milyon euro verdi. Sonra 2 milyon artırdı. Trabzonspor, Totti'yi de istedi. 3 günlük pazarlık Yattara'yı ısrarla isteyen ve 3 gündür Trabzon'da bulunan Roma'lı yöneticilere, bordomavililerden yanıt geldi. Yapılan görüşme sonrasında yönetim, 3 milyon euro teklifi 2 milyon daha artıran Roma'dan ünlü forvet Totti'yi de istedi. "

Bu ne ya ??

Play-off Günlüğü

Los Angeles Lakers - San Antonio Spurs

Batı konferansının ilk maçında Los Angeles Lakers sahası Stapless Center'da istediğini zor da olsa almayı başardı. Açıkcası San Antonio'nun yorucu maç trafiği ve seyahat etmesi dolayısıyla yaşadığı yorgunluk bu maç öncesinde Lakers'ın çok rahat bir şekilde maçı kazanıp seriye galibiyetle başlayacağını gösteriyordu, ama son ana kadar maç kafa kafaya gitti. Lakers istediğini aldı ama açıkcası bu kadar yorgun ve yıpranmış bir San Antonio'ya karşı üç çeyrekboyunca geride mücadele ederek alınan böyle bir galibiyet ilerleyen maçlar adına Lakers cephesi için tehlike sinyalleri verdirdi, San Antonio her zaman böylesine kötü son çeyrekler çıkarmaz.

Maça iyi başlayan konuk San Antonio oldu ki devreyi de 51-43 önde kapadılar. Üçüncü çeyrekte başabaş gidip son çeyreğe girildiğinde ise işler değişti. Lakers son çeyrek 24-13 gibi bir seri yakalayarak maçı da 25 saniye kala Kobe'nin attığı basketle kopardı. Bu baskete San Antonio'nun yanıtı gelmeyince de maçı da 4 sayı farkla kazandılar. Konferans finalinde evinde galibiyetle başlamak her ne kadar zorlansalarda Lakers için iyi birşey, çok daha kötüsü de olabilirdi. Tabi MVP'ye sahip olmak da böyle bir avantaj sağlıyor.

Maçın yıldızı bana göre tartışmasız Tim Duncan oldu. Play-off serilerinde deplasmanda pek kendisi gibi maçlar çıkaramayan Duncan, Stapless Center'da çok iyi oynadı, 30 sayı ve 18 rebaund'la takımını sırtlayan isimdi. Duncan'a Fransız yıldız Parker eşlik etti. Ginobili ise kötü bir gece geçirirken 3-13 gibi bir yüzdeyle sadece 10 sayı atabildi. Tabi Ginobili'nin bu kötü performansı San Antonio'nun galip gelebileceği bir maçı da vermesine sebep oldu. Kazanan takım Lakers'da ise gene Kobe başroldeydi. 27 sayı 9 assistlik performansıyla maçı San Antonio'nun elinden alan adam oldu. Gasol kendisine 19 sayıyla eşlik ederken evsahibi takımda Odom hayalkırıklığı yaratan isim oldu. Radmanoviç'in % 100 lük performansı ise enteresan bir katkı oldu.


Serinin ikinci maçı gene Lakers'ın evinde Stapless Center'da oynanacak. Yorgun San Antonio'ya karşı son çeyrek ve son 25 saniyede galip gelebilen Lakers bu ikinci maçı da kayıpsız geçmek amacında olacak elbette, bunu başarabilecekler mi ikinci maçta göreceğiz. San Antonio'nun büyük play-off deneyimi ve tecrübesi gözönüne alınınca heyecan dolu bir ikinci maç bizi bekliyor olacak.

Bazen neşe, bazen keder




Futbol böyle birşey işte. Bazen neşe, bazen keder.

Manchester United RULEZ










Kupayı kulbundan yakalayıp havaya kaldırmak üzereyken özel getirilip maç boyu eziyet olan çimlerin azizliğine uğrayıp kupayı rakibe teslim etmek de Chelsea kaptanı Terry'e nasip oldu. Avrupanın en büyüğünü belli edecek maçta iki farklı devre yaşandı, ilk yarısında mutlak bir United üstünlüğü vardı golü de buldular devreye 2-0 girilmesi gerekirken ilk yarının sonlarında Chelsea'nin yine şans dolu bir golü geldi, Rio'nun sırtından seken top Lampard'ın önüne gelip de bir de Van der Saar'ın elinin hemen üstünden top kaleyi bulunca devre oynanan futbolla alakasız bir şekilde beraberlikle sonuçlandı. İkinci yarı ise roller değişti, bu sefer iyi top oynayan Chelsea takımıydı üç toplarının direkten dönmesi sanırım bunca zamandır süregelen Avram balının bir hesap kesimi oldu şans melekleri sanırım eh biraz da tüm sezon top oynayan birilerinin yanında olalım dediler. Tabi bu devrede Chelsea'nin iyi top oynamasının yanında United'ın bu kadar bozulma nedenlerinden biri de Makalele oldu en az 4 United oyuncusuna dirsek attı, mesela Scholes o dirseği yedikten sonra devamlı olarak burnu kanaya kanaya oynadı ve etkinliğini de kaybetti yerini de büyük kaptan Giggs'e bıraktı. Uzatma anlarında ise Drogba başroldeydi bir pozisyon esnasında çıkan tartışmada Tevez'i tokatlamaya çalışması ve sonrasında gelen kırmızı kendisi adına büyük bir ayıp, muhtemel Chelsea kariyerini de böylece kırmızıyla noktalamış oldu . Tabi Chelsea'nin Lampard ile direkten geri gelen topu ve Giggs'in boş kaleye giden şutunu Terry'nin son anda kafayla çıkarması adrenalini tavan yaptıran anlardı.
.
Manchester United'da maçın durgun isimleri oldukça fazlaydı, Rooney tüm maç boyu neredeyse kayıpları oynadı Scholes ikinci yarı burnuna aldığı darbeden sonra hiç ortalıkta gözükmedi diğerleri de ki buna Sir Alex Ferguson'da dahil olmak üzere idare eder bir maç çıkardılar. Kırmızı şeytanlarda görevini en iyi yapanlar Vidiç, Rio, Cristiano Ronaldo ve Hargraves oldu. Chelsea'de ise Drogba, Ballack, Malouda, Joe Cole hayal kırıklığı yaratırken Lampard, Terry ve Essien mavililer adına maça damgasını vuran isimlerdi.

Uzatmalar bitip de penaltılara geçildiğinde ise Tevez ve Ballack ilk penaltıları, Carrick ve Belletti ikinci penaltıları takımları adına gole çevirdiler. Sonrasında Ronaldo bu sene ikinci kez aynı tip te vuruş yapmaya çalışınca Barcelona'dan sonra Moskova'da da penaltıyı kaçırdı. Lampard Chelsea'yi penaltılarda öne geçirirken Hargraves ve Ashley Cole takımları adına dördüncü penaltılara imzalarını attılar. Son penaltılarda United adına Nani atışı gole çevirerek topu Chelsea kaptanı Terry'e bıraktı, Chelsea kaptanı kendi adına belki de ömrü boyunca unutmayacağı bir ana imza atarak zeminin de etkisiyle ayağı kayarak atışı kaçırdı ve böylece United'a bir şans daha vermiş oldu. Açıkcası Chelsea takımından sevdiğim ender adamlardan biri olan Terry'nin o penaltıyı kaçırmasına üzüldüm keşke başka birisi kaçırsaydı o penaltıyı, bunca emeğe rağmen Chelsea'de hep en çok istenen kupanın kaybedilmesine neden olan adam olarak hatırlanacak. Devam penaltılarında Anderson ve Kalou atışlarını gole çevirirken, United adına Giggs golünü atıp ateşten gömleği Anelka'nın sırtına geçirdi. İşte burada Grant'in tercihi uzun süre konuşulacak neden Shewa değil de Anelka diye, çünkü Anelka inanılmaz gamsız ve vurdumduymaz bir adam zaten penaltıyı da o şekilde kullandı ve takımının da ipini çeken adam oldu.
Maç sonunda United tarafında kutlamalar varken Chelsea tarafında Grant'in tesellisi ve Terry'nin gözyaşları vardı, bir ara Terry ağlarken yanından Anelka gülerek geçti ki iki oyuncu arasındaki farkı daha net anlatan bir kare daha olamaz sanırım.

Maçla alakalı bir diğer detay ise Ryan Giggs adına oldu. Efsanevi oyuncu Boby Charlton'ın 757 kez en çok United forması giyme ünvanını bu maçla birlikte 758. maçına çıkan Giggs eline geçirdi ve klüp tarihinde en çok forma giyen oyuncu oldu. United formasıyla çıktığı her maçta hep işini yapan ve futbolun güzel yüzü olduğu için bu onun adına beni çok sevindiren bir ünvan. Umarım daha bir süre kırmızılar içinde görebiliriz seni.

Altın Ayakkabı sahibini buldu.


1- Cristiano Ronaldo (Manchester United) 31 gol 62 puan

2- Daniel Guiza (Real Mallorca) 27 gol 54 puan

3- Klaas Jan Huntelaar (Ajax) 33 gol 49,5 puan

4- Emmanuel Adebayor (Arsenal) 24 gol 48 puan

- Fernando Torres (Liverpool) 24 gol 48 puan

- Luca Toni (Bayern Munich) 24 gol 48 puan

- Luis Fabiano (Sevilla) 24 gol 48 puan

8- Alessandro Del Piero (Juventus) 21 gol 42 puan

9- Karim Benzema (Lyon) 20 gol 40 puan

- David Trezeguet (Juventus) 20 gol 40 puan

- Rhys Griffiths (Llanelli) 40 gol 40 puan
.
Bu sene verilen tüm ödülleri toplamaya devam ediyor. Yakışır Ronaldo'ya

Draft Lottery

NBA'de biliyorsunuz takımlar belli kurallarla yeni oyuncular elde ediyorlar amaç tabi ki takımların güç dengesini yakın tutup heyecanı hiç kaybetmemek. Öncelikle draft konusunu biraz açıklayayım bilmeyenler açısından ; NBA draftı her sene düzenlenen, lige yeni katılacak oyuncuların takımlar tarafından belirli bir sıra dahilinde seçilmesi işlemidir. İki turdan oluşur. Lig profesyonel bir lig olduğu için draft'a girmesi muhtemel oyuncular görevli kişiler tarafından izlenir ve haklarında istetistikler tutulur. Yıl sonunda takımlardan playoff'a katılamayanlar galibiyet yüzdelerine göre en azdan en çok'a kadar sıralanıp buna uygun şans fazlalığı ile bir kuraya girerler. Çekiliş 1000 adet pinpon topuyla yapılır ve normal sezonda en az galibiyet alan takım bu topların 250’sine sahip olur. Play-off’a kalamayan takımlar içinde en çok galibiyet almış olansa 5 top ile piyangoya katılır tabi ki burada amaç takımların arasındaki güç dengesini bozmamak. İlk üç sıra çekilişle belirlendikten sonra geri kalan 27 takım en başarısızından en başarılısına göre sıralanır. İkinci tur ise çekiliş olmaksızın en az galibiyet alandan en çok galibiyet alana göre sıralanır.Kurada 1. olan takım seçimde de 1. sırayı almış olur.

Bu senenin draft kura seçiminde ise süpriz bir sonuç geldi. Normal sezonu diğer takımlara göre iyi bir yüzdeyle bitiren Chicago Bulls lottery'de ilk sırayı kapmayı başardı, tabi Chicago için asıl sıkıntı şimdi başlıyor iki yetenekli oyuncunun arasından hata yapmamaya çalışacaklar. İlk sıradan seçilmesi beklenen iki isim Michael Beasley ve Derrick Rose. Bakalım Chicago nasıl bir strateji izleyecek benim mantığıma göre Beasley gibi bir power forward tercih edilecektir. Miami Heat ise ikinci sıradan draft yapma hakkını elde etti. Gerçi o sıralarda Dwyane Wade'i görmek üzücü ama berbat geçen bir sezondan sonra yine de ikinci sıradan seçim yapacak olmak en azından bir teselli onlar adına. Draft sıralamasında üçüncülüğü Minnesota Timberwolves kazandı. Dördüncülüğü Seattle kazanırken beşinci sırayı Memphis kaptı diğer takımlar sırasıyla New York, L.A Clippers, Milwaukee, Charlotte, New Jersey, Indiana, Sacramento, Portland ve Golden State.

Draft seçimi haziran ayının 26.sında Newyork'ta yapılacak.

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Toulon Turnuvası # 2


Toulon Turnuvasında oynadığımız ilk maçta Abd'yi Eren Güngör,Nuri Şahin ve İlhan Parlak'ın golleriyle 3-2 yenmeyi başardık ve 3 puanla başladık turnuvaya.

Takımın en önemli özelliği sürekli yerden oynaması. Uzun pasları çok zorda kalmadıkça tercih etmiyoruz.Çok önemli bir alışkanlık bu.Sağ bekte oynayan Durmuş defans hattında en dikkat çeken isimdi benim için.Sürekli yaptığı bindirmelerle çizgiye indi hücum hattına çok destek oldu,2.golde onun çizgiden yaptığı bir orta sonucunda geldi zaten. Aynı hücum verimini Caner sol tarafta veremedi. Orta sahada çok teknik oyuncularımızın bulunması göze hoş gelen-hızlı paslaşmaları da beraberinde getiriyor. Bir anda pozisyon içine giriyoruz.Özellikle ilk golden sonra 2 tane poziyon yakaladık verkaçlarla oldukça güzel,izlemesi hoş ataklardı.

A Millilerde ve Türk takımlarında olan yan top hastalığı Ümitlerde aynen devam ediyor.Abd ilk golü yan toptan buldu,çoğu topada vurdular ama defansımızdan döndü.Takımlarımızın en kötü özelliği maalesef.

Nuri Şahin için ekstra bir şeyler yazmak lazım. Takım için çok özel bir oyuncu olduğunu bu maçta da gösterdi. İlk yarıda pas hatası yaptığını pek hatırlamıyorum, çok iyi organize etti orta sahayı. Attığı golde çok soğukkanlıydı, topu aldı uygun pozisyonda vurmayı tercih etti çoğu futbolcunun gelişine vurmayı tercih edeceği bir pozisyonda. İlhan ve Adem sürekli gezen pozisyon arayan bir ikili olmuşlar.Adem'in yaptığı asistte güzeldi.Bu ikili belki çok fazla etkili olamadılar ama pas trafiğine yardımcı oldular. Özgürcan ve Aydın gibi alternatifler var yedekte oturan.

Ümit Davala çok sağlam bir takım oluşturmuş,turnuvanın geri kalanında yapılması gereken ilk yarıda oynadığımız oyunu maçın geneline yaymak olacak.

Turnuvanın ilk gününde açılış maçını izlemeyi tercih ettim ve diğer maçın sonucuna bakınca hataya düştüğümü geç anladım. Açılış maçı, Hollanda-Japonya arasında oynandı. Japonya maçın ilk 10 dakikasında düzgün bir oyun ortaya koysa da maçın geri kalanı kısır, temposuz ve pozisyonsuz bir maç olarak sürdü. Hollanda defansının bir anlık hatasından yararlanan Japonya bulduğu golle maçı 1-0 kazanmayı başardı. A grubunun diğer maçında ise Şili-Fransa karşısında 5-3’lük bir galibiyet almayı başardı.

Takım kadroları



Manchester United: Van der Sar, Brown, Ferdinand, Vidic, Evra, Carrick, Hargreaves, Cristiano Ronaldo, Scholes, Park, Rooney

Chelsea: Cech, Essien, Carvalho, Terry, A. Cole, Makelele, J. Cole, Ballack, Lampard, Malouda, Drogba

21 Mayıs 2008 Moskova







Geldik büyük finale.Tüm sezon boyu iyi futbol oynayan United'ın kazanması en büyük dileğim, ikinci bir yunanistan vakasını bünyem kaldırmaz. Avram Grant'in garantici ve inanılmaz kısmetli oyununun bu sefer tutmamasını diliyoruz canı gönülden. Önce Fenerbahçe karşısında zorla çıkılan yarı final ardından Riise'ın rüyanda görsen hadi canım diyeceğin ikramıyla gelinen bir final eh burası da son durak olsun.

Takım kadrolarında CL finaline çıkmış oyuncular var doğal olarak Chelsea'de sekiz oyuncu United'da ise dört oyuncu daha önce CL finali oynadılar. Bakalım bu istatistik bir farklılık yaratabilecek mi takımlar arasında bu gece öğreneceğiz. Yaklaşık altmış bin ingiliz taraftar giriş yaptı moskova'daki final için bakalım adanın en agresif iki taraftar grubunun maç sonundaki hikayeleri neler olacak. Polise bu gece Moskova sokaklarında çok iş düşecek.

Türkiye 1 - 0 Slovakya


Euro 08 öncesi ilk sınavı Slovakya karşısında verdik. Hazırlık maçlarında genelde çok kötü bir futbol ortaya koyma geleneğine sahibiz, sahaya çıkan 11’i görünce bunun devam edeceğini düşündüm maç öncesi. İlk 11’de birbirleriyle ilk kez oynayana o kadar çok isim vardı ki doğal olarak ortaya güzel bir oyun koyamadık ilk yarıda. Mehmet Topal-Aurelio ikilisi defansif anlamda çok sağlam gözükseler de ileriye taşıyamadılar takımı. Ayrıca bu ikilinin birbirleriyle anlaşamamaları da verimsiz olmalarına sebep oldu. İkinci yarıda Emre, Mehmet Topal’ın yerine girdiği zaman oyunu karşı sahaya yıkmayı başardık. İlk yarıda rakip alanda etkili olamayışımızın bir diğer sebebi Emre gibi bir adamın olmayışı oldu. İlerde Semih ve Tuncay’a gelen toplar ilk yarıda geri dönerken, ikinci yarıda bu engellendi. Emre, uzun zamandır oynamamanın verdiği açlıkla çok güzel bir oyun ortaya koydu, istediğimiz oyun kurucu olduğunu gösterdi. Turnuvaya kadar fizik gücünü geliştirirse çok yararlı olacak takıma. Adaşı Emre Güngör ise oynadığı oyunla güven vermedi. Gökhan’la ilk kez oynamasının payı olduğu düşünülebilir ama topu oyuna sürekli olumsuz şekilde sokması kendisi adına büyük eksi oldu. Sezon içinde oynadığı oyundan eser yoktu sahada.

Kadro açıklandığında gönderilecekler arasında ilk sıraya yazdığım Colin Kazım konusunda ise dün görüşlerim değişti. İlk 11 oyuncusu olmasa da Kazım gibi adam geçebilen, düzgün orta açmayı başarabilen bir adama 2.yarılarda ihtiyaç duyabiliriz turnuvada. Umursamaz hareketlere sahip olmasından dolayı eleştiriliyor ama böylesine piyasa yapma olanağı olduğu bir yerde sonuna kadar savaşacaktır. Geri kalan maçlarda performansını merak ediyorum.

70.dakikadan sonra oyundan düşsek bile ilk maçta ortaya konulan oyun ümit verdi. Klasik yan top sorunumuz ise oldukça baş ağrıtmaya devam edecek gözüküyor maalesef. Slovaklara verdiğimiz pozisyonların hepsi yan toptan geldi, turnuvaya kadar bu sorun halledilecek gibi gözükmüyor en azından daha dikkatli olmalıyız, çok canımızı yakar. Hamit-Nihat ve Servet gibi isimlerin kadroya katılımıyla Uruguay maçında daha iyi bir oyun izleyebiliriz. Zamana ihtiyacımız var ama ümit veren bir takım var Fatih Hoca’nın elinde.

Play-off Günlüğü

Boston Celtics - Detroit Pistons

Doğu konferans finalinin ilk maçında Boston Celtics rakibi Detroit'i mağlup ederek NBA finali için ilk adımı atmayı başardı. Boston 66-16 gibi süper bir normal sezon ortalamasından sonra play-off'lar başladığından beri evinde maç kaybetmiyor. Şu anda evinde oynadığı dokuz play-off maçının hepsini kazandılar, tabi bu başarılı ev performansının bir de deplasman bölümü var ki altı maçın hepsini kaybetmeyi becerdiler. Dünde gene normal ev performanslarına devam ettiler ve Pierce, Garnett ikilisinin dominant oyunuyla takım oyunu oynayan Detroit'i devirmeyi başardılar.


Maçın yıldızı böylesine az skorlu bir maçta 26 sayı 9 rebaund ve 4 assistle oynayan Kevin Garnett oldu. Garnett'e 22 sayıyla Paul Pierce eşlik ederken büyük üçlünün diğer ayağı Ray Allen şaşırtmaya devam ediyor play-off maçlarında gerçekten rezil bir performans ortaya koyuyor ki dün de 3-10 gibi bir yüzdeyle oynadı ve sadece 9 sayı atabildi, açıkcası Allen gibi bir adam için berbat ötesi bir performans. Detroit cephesinde ise dişlilerden biri aksayınca sıkıntı yaşandığı senelerdir biliniyor, porselen diş Chancey dün pek de iyi bir oyun ortaya koyamadı açıkcası pek fazla şut kullanmaması dikkat çekiciydi sanırım sakatlığın izleri az da olsa hala etkisini koruyor. Dün Detroit bildiğimiz sert savunmasını çok işletemedi, rakibinin .524 gibi bir yüzdeyle oynaması Detroit tarafında işlerin iyi gitmediğinin bir göstergesi. Dün Detroit tarafında maçın adamı McDyess oldu 14 sayı 11 rebaundla maçı tamamladı, ona Tayshaun, r.i.p ve Rashard yakın sayılarla eşlik etti tabi takımın geri kalanından katkı gelmeyince de mağlubiyet kaçınılmaz oldu.

Billups maç sonu dört deplasman maçımız var biz ilk iki maçtan birini çalmak istiyoruz ve bunu yapacağız derken bir sonraki maç için Boston'un evinde yenilmeme durumunu bitireceklerini ima ediyordu. Seri beklendiği gibi Boston galibiyetiyle başladı, Boston'un bundan sonraki amacı elbette önce evlerindeki maçları kazanmak olacak, Detroit ise arada bir maçı çalıp hem seriyi kırmak hem de saha avantajını ele geçirmek isteyecek. Önümüzdeki maç gene Boston'un sahasında olacak.

20 Mayıs 2008 Salı

Toulon Turnuvası

Ümit Davala’nın teknik direktörlüğünü yaptığı Ümit Milli takımımız 20-29 Mayıs tarihleri arasında Fransa’da düzenlenecek olan Toulon turnuvasında yarın ilk maçına çıkacak. B grubunda bulunan Millilerin rakipleri İtalya-Fildişi ve Abd. A grubunda ise Şili-Fransa-Hollanda-Japonya bulunuyor. Bizim maçlarımızı Kanal 1 yayınlayacak ama diğer maçlar hakkında bilgi bulamadım daha. Eurosport’tan bir güzellik bekliyorum, kaçırmazlar bu turnuvayı. Euro 09 elemelerinde grubunda başarılı maçlar çıkaran Millilerden bu turnuvada umutluyum kadroyu gördükten sonra.

Ümit Milli takımımızın aday kadrosu ;

Kaleciler: Ufuk Ceylah (Vestel Manisaspor), Sinan Bolat (Genk), Onur Recep Kıvrak (Trabzonspor).

Defans : Durmuş Bayram (Kayserispor), Uğur Uçar (Galatasaray), Aykut Demir (Excelsior), Eren Güngör (Altay), Orhan Şam, Murat Kalkan(Gençlerbirliği Oftaş Spor), Emre Balak (Samsunspor), Caner Erkin (CSKA Moskova).

Orta Saha: Özer Hurmacı (Ankaraspor), Zafer Yelen (Hansa Rostock), Mehmet Güven (Galatasaray), Serdar Özkan (Beşiktaş), Aydın Yılmaz (İstanbul B.Ş.B. Spor), Nuri Şahin (Feyenoord), Bilal Çubukçu (Herta Berlin).

Forvet : İlhan Parlak (Fenerbahçe), Özgürcan Özcan (Gaziantepspor), Adem Büyük (Altay), Tufan Tosunoğlu (MSV Duisburg)

Özellikle orta sahamız çok kaliteli isimlerden oluşuyor. Esas turnuva başlamadan önce genç oyuncuları izlemek ve futbolsuzluğu dindirmek amacıyla takip edeceğimiz bir turnuva olacak. İlk maçımız yarın 16.50’de Abd ile.

Play-off Günlüğü

Bloga duyuramadan gitmek durumunda kaldığım üç günlük tatil kaçamağından sonra tekrar burdayız. :)


NBA Playoff'larında konferans finalistleri sonunda belli oldu. Yokluğumuzda olan maçlara kısaca göz atarsak Lakers Utah'ı sırf daha medyatik daha gösterişli bir takım diye, özellikle Los Angeles'daki maçlarda hakemden büyük destek alarak çok zorlanmadan geçmeyi başardı ve dinlenmeye çekildi. Batıdan gelecek diğer finalist (ki bu San Antonio Spurs oldu) Utah kadar sessiz davranmaz, bakalım final serisinde hakemin desteğini bu kadar yoğun almadan neler yapacaklar. Doğu'da ise Detroit'in beklediği rakip belli oldu, NBA yönetiminin gözbebeği kıvamındaki Boston LeBron'u son maçta adeta döverek zor da olsa elemeyi başardı. Açıkcası son maçta yapılanlardan sonra ciddi anlamda tv yayıncıları olan TNT ve ESPN adına yapılan komplo teorilerine inanmaya başladım, bu kadar taraflı yönetime rağmen Boston neredeyse tek başına oynayan LeBron'u maçın son dakikalarında binbir faulle falan durdurmayı başardı ve ite kaka finale kadar geldiler. Önce Atlanta gibi genç bir takımı 7 maç sonunda eleyebilen, sonra tek başına oynayan LeBron karşısında böylesine zorlanıp hakem desteği alan Boston için finalde karşılarına en istemeyecekleri rakip kaldı. Böyle oynarlarsa Detroit Boston'u feci parçalar. Açıkcası son maçlardan sonra hele Garnett'in hakeme devamlı ağlamasını gördükten sonra artık bunu çok istiyorum.

New Orleans Hornets - San Antonio Spurs

Batının son finalistini belirleyecek serinin 7.maçında San Antonio muhteşem play-off tecrübesini sahaya koyarak çok da zorlanmadan bir galibiyet elde etti. İki takım arasında bu konuda fark oldukça büyük tabi bu da sahaya direk olarak yansıyor, dün Hornets klüp tarihinin en büyük maçına çıkarken rakibi San Antonio bu stresli maçları onlarca kez oynamış olmanın verdiği rahatlıkla sahadaydı. Tabi bu stres Hornets'in oyununa direk olarak yansıdı dün bir çok oyuncu kendi performanslarının çok altında oynadılar. San Antonio ise topu devamlı olarak ekstra pasa kadar saklayıp, inanılmaz sabırlı bir şekilde hücum ederek hep boş adamla topu değerlendirdiler. Bir tarafta anlık patlamalarla kalitesini gösteren heyecanlı Hornets, diğer tarafta tüm maç boyu stresi karşı tarafa yükleyip çok akıllıca oynayan Spurs vardı. Tabi maçı da sakin kalan, akıllı oynayan kazandı.

Ev sahibi takımda yüksek gerilim ve Spurs'un dış savunması nedeniyle eller titreyince çok kötü yüzdeyle oynadılar. İyi şutörlere sahip takımda üç sayı atışı olarak Peja 1-5, Peterson 1-4, Pargo 2-6 ile şut kullanınca çok da etkili olamadılar. Maçın yıldızı gene C.Paul oldu 18 sayı 14 assist ile oynadı C.P ama takımının kaybetmesini engelleyemedi, daha önünde çok play-off maçı var ve yine de çok iyi bir sezon geçirdi hem kendisi hem takımı adına. Özellikle New Orleans'ın yaşadığı felaketten sonra şehirle, taraftarla birleşip klüp tarihinin en iyi sezonunu geçirmeleri ve şehirdeki insanlara verdikleri destek gerçekten mükemmeldi.

Spurs ise her zamanki gibi güzel üçlüsünün ellerinde finale doğru gitti. Maçın adamı Ginobili oldu, Duncan'ın düşük bir yüzdeyle oynadığı gecede 26 sayı 5 rebaund ve 5 assistlik performansla maça damgasını vuran isimdi. Duncan 5-17 gibi bir yüzdeye rağmen 16 sayı 14 rebaundla oynadı, üçlünün diğer ismi Parker ise 17 sayıyla geceyi tamamladı. Bir diğer detay ise Robert Horry ( Bay Haziran ) 240. maçına çıkarak en çok play-off maçı oynayan adam oldu.

Spurs'un finaldeki rakibi Lakers olacak. Gasol hediyesi ile birlikte şampiyonluğun büyük adayı olan Lakers'a karşı Spurs normal sezonda 2-2 lik bir eşitliğe sahip, ama tabi Spurs'un play-off takımı olduğu gerçeğini de düşünürsek batı konferans finali muhteşem maçlara sahip olacak gibi gözüküyor.

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Trofeo Zamora & Trofeo Pichichi



La Liga'de sezon dün bitti. Daha önce bahsettiğimiz Zamora ödülünü sezon boyunca hak eden Iker Casillas almayı başardı. Bir ara gol yememe orucuna giren Casillas, çoğu maçta takımını kurtardı ve şampiyonlukta çok büyük pay sahibi oldu. Atletico Madrid-Getafe-Zaragoza maçları bir çırpıda aklıma gelen maçlar,inanılmaz kurtarışlar yaptı bu saydığım maçlar gibi birçok maçta.

La Liga'nın gol kralı ise Mallorca'lı Güiza oldu. Güiza'dan bu sezon böyle bir performans beklemediğimi yazmıştım. Güiza ile ilgili postu attığımızda gol sayısı 24'tü atmaya devam etti, kapanışı ise Zaragoza karşısında yaptı. Nihat'ta listenin üst sıralarında kendine yer buldu bu sene. Sessiz,sakin inanılmaz bir performans gösteriyor Nihat. Güiza, Euro 08'te Villa-Torres ikilisinin arkasında şans bekleyecek, Nihat'ta en büyük kozumuz olacak.

Zaragoza'dan Elveda

Sonunda düştü Real Zaragoza. Bir sene boyunca sürekli düşmek için kaşınıp durdular ve son hafta Mallorca karşısında emellerine ulaştılar. Geçen senenin oynadığı oyunla en fazla beğenilen takımı kadrolarından çok fazla fire vermeden girdikleri sezonda küme düştü. Milito kardeşlerden defans oynayanı Gabi Milito’yu Barca’ya gönderdiler yerine ise tecrübeli Ayala’yı kadroya kattılar. Pique’yi Manu’ya geri gönderdiler sezon başlarken. Pique ve Herrero geçen senede değişmeli olarak Milito’nun yanında oynuyorlardı çok büyük bir kayıp olarak sayılmaz zaten. Ewerthon’u kayıp hanesine yazalım diyorum ordan Ricardo Oliveira çıkıyor ben bu sene geldim diye. Diego Milito-Aimar-Diogo-Sergio Garcia-Juanfran-Celades ve kaptanları Zapater zaten bir yere gitmediler. Akıl-mantık almıyor bu kadronun ligden düşmesini. İnanılmaz maçlar çıkarttılar yine bu sene. Çok rahat kazanacakları maçlarda net gol pozisyonlarını kaçırmayı kendilerine görev edinmişlerdi. Sonuçta Güiza-Webo cezayı kesti son maçta.

Transfer döneminde çok hareketli olacak Zaragoza, yukarda ismini yazdığım oyuncular durmaz gider. Sergio Garcia’yı gözüme kestirmiştim ama Raul inadı ve Bojan yüzünden milli takıma çağrılınca yattı benim transfer hayalleri.

18 Mayıs 2008 Pazar

Zlatan Şampiyon olmak istedi


İtalya’da Inter klasik odunluğu konuşturup şampiyonluk yarışını son haftaya bıraktığında herkes bir sürpriz olabilir diye düşünüyordu. Aslında Roma çok yaklaştı şampiyonluğa. 9.dakikada Vucinic ile Catania deplasmanında 1-0 öne geçtiklerinde Inter ruhsuz bir şekilde oynuyordu Parma karşısında. 51.dakikada şampiyonu belli edecek adam sahaya adımını atıyordu. Zlatan şampiyonu ben belirlerim dedikten sonra attığı gollerle hem Inter’i şampiyon yaptı hem de Parma’yı küme düşürdü. Zlatan’ın saha içindeki gamsızlığı, zaman zaman aşırıya kaçan artislikleriyle çok sevmediğim bir adamdır ama bugün alkışları hak etti. Roma’da 2 gol haberinden sonra Catania karşısında ipleri saldı ve Catania 85.dakikada attığı golle ligde kalmayı başardı. Livorno’dan sonra Parma ve Empoli düştüler son haftada. Milan’da Şampiyonlar Ligi vizesini Fiorentina’ya kaptırarak Uefa’da takılacak önümüzdeki sene.

Fransa’da Senaryo aynı

Yazacak çok fazla şey yok. Lig oynanır, Lyon şampiyon olur. 7 sene oldu zirvede isim hep aynı. Lyon’u bu sene Bordeaux zorlamaya çalıştı o kadar. Bakalım daha nereye kadar gidecek Lyon’un Ligue1 üzerinde kurduğu inanılmaz imparatorluk.

17 Mayıs 2008 Cumartesi

Euro2008 İspanya

Euro 08 kadroları teker teker açıklanıyor. Türkiye’den sonra en çok merak ettiğim kadro Raul sebebiyle İspanya kadrosuydu. Raul’un kadroya alınması sıradan bir olay olması gerekirken Aragones’in inatları yüzünden sürpriz bir olay haline geldi. Aragones bu sürprize izin vermedi Raul’un yerine Sergio Garcia’yı kadroya aldı. Sergio Garica iyi bir futbolcudur, Zaragoza’da oldukça başarılı maçlarını izlemiştim fakat kadroda bulunan diğer isimlere uymamış gözüküyor. Bojan girecekti aslında o kontejana ama 17 yaşında bir tarafları havalanınca affını istedi. 23 kişilik kadro açıkladı İspanya. Sakatlık falan olmazsa bu kadroyla yapacaklar mücadelelerini.

Defans hattı oldukça sağlam İspanya’nın. Ramos-Puyol ve Capdevilla üçlüsü kesin gibi gözüküyor. Puyol’un yanında Navarro oynar heralde. Orta sahanın ortasında bu kadar alternatif yok artık dedirtiyor insana. Fabregas-Xavi-Alonso-Senna ve De La Red gibi oyunun 2 yönünü çok iyi oynayan isimlere sahipler. Kanatlar hafif kalıyorlar bu isimlerin yanında. Silva-Iniesta ve kadroya girmesi sürpriz olarak adlandırılan Cazorla’nın performansları çok önemli. Sergio Garcia’da sağ kanatta oynayabilen bir isim ama açıkcası turnuvada forma şansı bulacağını sanmıyorum. Torres-Villa-Güiza üçlüsü ise her takımın çekineceği bir forvet hattını oluşturuyorlar. Torres ve Villa’dan bahsetmeye çok gerek yok Güiza’dan bu sene yaptığı patlamayı devam ettirmesini bekliyorum forma şansı bulduğu dakikalarda.

Kadro çok güzel gözükse de Raul’suz olmamış.

Kaleciler: İker Casillas (Real Madrid), Reina (Liverpool), Palop (Sevilla)

Defans: Juanito (Betis), Marchena (Valencia), Puyol (Barcelona), Albiol (Valenica), Arbeloa (Liverpool), Sergio Ramos (Real Madrid), Fernando Navarro (Mallorca), Capdevilla (Villarreal)

Orta saha: Cesc Fabregas (Arsenal), Xavi (Barcelona), İniesta (Barcelona), Dela Red (Getafe), Xabi Alonso (Liverpool), Silva (Valencia), Senna (Villarreal), Cazorla (Villarreal)

Forvet: Güiza (Mallorca), Villa (Valencia), Torres (Liverpool), Sergio Garcia (Real Zaragoza)

08/09 Sezonu Formaları # 1


08-09 sezonunda takımların giyeceği formalar yavaş yavaş tanıtılmaya başlandı. Bizde gözümüze çarpan formalar oldukça onları bloga taşırız. İlk forma Marsilya’nın 08-09 futbol sezonunda giyeceği forma olsun dedim. İlginç bir tasarım yapmışlar ,baklava desenleriyle ne yapmaya çalışmışlar, formaya nasıl bir güzellik kattıklarını düşünmüşler bilemiyorum. Renkleri sayesinde çok güzel bir forma olabilirdi ama o desenler formanın bütün güzelliğinden büyük bir parça götürmüş .

15 Mayıs 2008 Perşembe

Play-off Günlüğü

Boston Celtics - Cleveland Cavaliers

Doğunun Detroit'ten sonraki diğer finalistini belirleyecek büyük kapışmada Boston evinde Cleveland'ı mağlup ederek seride 3-2 öne geçti. Play-off'larda bu sene evsahibi takımların kazanma geleneği devam ediyor. Deplasmanda yokları oynayan Boston evinde yine 4 oyuncusuyla kazanmayı bildi. Maçın ilk iki periodu oldukça büyük mücadeleye sahne oldu, Boston ilk defa 49-47 deyken öne geçmeyi başardı. Sonrasında All-star üçlüsünün yanına Rondo'nun da katılımıyla bir daha da liderliği bırakmadı.


Resim nefis. Dün Bostonda Kevin Garnett gene takımını taşıyan adam oldu, 26 sayı ve 16 rebaund'la mücadele eden Garnett'e, Paul Pierce 29 sayı ile eşlik ederken Rondo ise 20 sayılık bir performans gösterdi. Play-off'lar başladı başlayalı yeşil rengin hakim olduğu sahada Boston oyuncuları bir başka oynuyor. İşin garip tarafı normal sezonda bu takım 66-16 gibi bir kazanma yüzdesiyle oynarken şimdi deplasmanda hiç oynayamayan bir ekip haline geldi. Misafir Cleveland'da ise LeBron James 35 sayıyla oynayıp takımını sırtlarken ona eşlik eden sadece 21 sayıyla oynayan West oldu. Takımın kalanını pek işlemeyincede mağlubiyet de Cleveland'ın hanesine yazılmış oldu.
Boston seyircisi bir önceki maçta sahaya müdahale edip Pierce'e falan tepki gösteren, küfür eden Gloria James'i unutmadı tabi. LeBron'a emzikler, biberonlar vs ürünler gösterildi, maç boyu tempolu olarak bu olay hatırlatıldı. Kariyeri boyunca annesi yüzünden sanırım LeBron'un başı oldukça ağrıyacak.
Seri 3-2 olarak son bir şans halinde Cleveland'a taşınıyor.


Los Angeles Lakers - Utah Jazz
Batı yakasında 2-2 devam eden yarı final mücadelesinde bir önceki maçı uzatmalarda kaybeden Lakers bu sefer galibiyet uzanmayı bildi. Bir önceki maçta Kobe bir masal yaratıp sakat sakat maçı kazandırmak istemişti fakat olmadı, uzatmada maçı kaybettiler. Dün gece de Pazartesi ve salı günü hiç idman yapmadan oynadı, gene de takımının en skorer ismi oldu. Bu serinin özetini Coach Phil Jackson aslında yaptı. " İlk iki maç biz kazanmalıydık ve kazandık sonraki iki maçı ise evlerinde oldukları için onlar kazanmak zorundaydı ve kazandılar, bu maçı da zorunda olan taraf kazandı bundan sonraki maç için kim daha çok ister ve zorunda hissederse o kazanacak". Lakers evindeki son 20 play-off maçının 19'unu kazandı, ki Utah'a karşı da evlerinde 17-3 gibi büyük bir üstünlükleri var.


Dün evsahibi takımda MVP Kobe Bryant 26 sayı 6 rebaund 7 assistlik performansla takımını sürüklerken, Gasol 21 sayı, Odom ise 22 sayı 11 rebaund ile Kobe'ye eşlik etmişler. Tabi Fisher ve Radmanoviç'in de performansları gözdoldurucu. Utah'ta ise gene ilk beş başlayan herkes çift haneli sayılara ulaşırken Deron Williams 27 sayı 10 assist ile oynamasına rağmen takımını yenilgiden kurtaramadı. Boozer 18 sayı 12 rebaund ile oynamasına rağmen 6-16 gibi kötü bir yüzdeyle oynaması da Utah adına bir handikap oldu. Genç Brewer Play-off kariyerinde sayı rekoru kırarken 16 sayıyla oynadı. Ama tüm bunlar maçı almaya yetmedi elbette. Temsilcimiz Mehmet Okur ise 13 sayı ve 13 rebaundla oynadı, Memo play-off'ta gerçekten ayrı oynuyor


Deron takımına çok şey vermesine rağmen yenilgiden kurtaramıyor, özellikle Boozer'ın kötü performansı da çok büyük etken elbette. Bundan sonraki ilk amaç öncelikli olarak evlerindeki maçı alıp seriyi 7.maça taşımak olacak ki Kobe tam performansla sahada değilken evlerinde kazanıp 7.maçı kapıp kaçmaya çalışacaklar. Bakalım Stern ve yayıncı kuruluşunun düşlerini kurduğu Lakers -Boston finalini baltalayabilecekler mi ?

Kupa Zenit'in



Uefa Kupası sahibini buldu. Rus temsilcisi Zenit Rangers’ı üstün oynadığı maçta 2-0’la geçti. Denisov’un 72.dakikada attığı golle 1-0 ile geçen Ruslar, son dakikada Fatih Tekke’nin asisti sonunda Zyrianov ile kupa benimdir dedi. Maçı 60.dakikadan sonra izlemeye başladığım için ayrıntılı şekilde maçtan bahsedemiyorum ama Rangers’ın yenik duruma düştükten sonra atağı bile yoktu. Savunmayla kastıra kastıra finale kadar geldiler, maçın rövanşı falan var sandılar yoksa finalde 1-0 mağlupken bile rakip kaleye 2-3 kişiyle gitmeye çalışmalarının başka açıklaması yok.

Saat 21.30’da Show Tv’de maç var diye beklerken ekranlarda kutu açılıyordu. Uefa Kupası finalini yayınlamak yerine Acun’un yarışma programını yayınlayarak bize küfür etmeye var mısınız yok musunuz diye sorduklarında hep bir ağızdan varız diye cevap verdik. Yarı final maçlarını hadi banttan verdin final ulan bu almışsan canlı yayınlayacaksın, yayınlamayacaksan bırak başka bir kanal satın alsın. İlk önce dünya Kupasını Kanal 1’e,Premier Ligi Fox ve Bez Bebek denen iğrenç diziye kurban verdikten sonra Uefa Finalini kutulara kurban verdik. Ülkemizde inanılmaz bir yayıncılık anlayışı var tebrik ediyoruz emeği geçenleri.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Knicks'in yeni Coach'u D'Antoni

Aslında yeni coach mu yeni kurban mı tartışılır bu durum ama Knicks başkanı önümüzdeki sezon için yeni adamını buldu. Phoenix'in eski coachu D'Antoni artık Newyork Knicks'in başında olacak. D'Antoni için Knicks başkanı Donnie Walsh " NBA'in yetenekli coachlarından biriyle anlaştık, yönetim olarak arkasında olduğumuzu ve desteklediğimizi bilmenizi isterim" demiş. Knicks gibi medya ve seyirci baskısının tavan yaptığı bir yerde coach'un ne kadar arkasında olursan ol, istenilen sonuçlar gelmezse kimse orada tutunamaz. Oyuncular ise mutlu tabi, sonuçta D'Antoni Fun play sisteminin en iyi temsilcisi, Richardson " kim onun sistemiyle oynamayı istemez ki ? " demiş. Walsh ve D'Antoni'nin ilk hedefleri Eddy Curry ve Zach Randolph problemini çözmek olacak. Ya oyuncuların kendini düzelmesi ya da takas şu an için seçenekler, oyuncular için zor bir yaz olacak.

Donnie Walsh uzun vadeli düşünerek çok adımlı bir plan içinde 2010 yazında uzun zaman sonra Salary Cap'larının altında kalabilirler ki bu onlara Free Agent pazarında büyük bir avantaj yaratacak keza birçok büyük yıldızın o sene Free Agent olabilme ihtimali var. Yıllar yılı yüklü ve verimsiz kontratlarla hiçbirşey yapamayan ( bkz senelerdir basket oynamayan Allen Houston'ın hala kontrata sahip olması )Knicks için Walsh'tan beklenmedik hamleler geliyor.