13 Ağustos 2008 Çarşamba

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 2

Sonuçlar:

İran 67 - Litvanya 99
Hırvatistan 85 - Rusya 78
Yunanistan 87 - Almanya 64
Çin 75 - İspanya 85
Amerika 97 - Angola 76
Arjantin 85 - Avustralya 68

İran ile Litvanya arasındaki maç hariç, hepsini izleyebildim.

Hırvatistan'ın Rusya'yı mağlup ettiği karşılaşma günün en iyi ikinci maçıydı. Maçın başında iki takım da karşılıklı sayılar buldu, Hırvat tarafında özellikle Popovic çok etkiliydi, ayrıca başta Barac olmak üzere hücum ribaundlarını domine ettiler. Rusya tarafında ise Kirilenko hem bulduğu 7 sayı hem de defansta yaptığı bloklarla takımını sürükledi. Rusya'da Holden ilk yarı boyunca bir türlü bekleneni veremedi, Morgunov ise kenardan gelerek skora katkı yaptı. İkinci yarıya Rusya tutuk başladı, Hırvatlar Popovic ve Barac'la farkı 11'e kadar çıkardı. Rusya'da Holden sayı bulmakta maç boyunca zorlanınca, asistleriyle takımı katkı yapmaya başladı, Kirilenko, Khryapa ve Savrasenko Rusya'yı maçın içinde tutmaya çalıştılar, hücum ribaundlarında da etkili oldular. Son periyodda Bykov, şutlarında isabet bularak Holden'ın eksikliğini kapatmaya çalıştı. Ancak Popovic iyi oyununu son periyoda da taşıdı. Bu performansa Planinic de katılınca, Rusya farkı bir türlü 8 sayının altına düşüremedi.



Yunanistan ile Almanya arasındaki mücadeleden açıkçası çok umutluydum. Hazırlık maçlarında izlediğim Kaman gerçekten Almanya'ya çok iyi uyum sağlamış gibi görünüyordu. Ancak Yunanistan maçında hiç böyle olmadı. Kaman zaten maçın başında 3 top kaybı yaparak başladı ve Nowitzki ilk 4 dakika boyunca topa değmedi. Bunu fırsat bilen Yunanistan farkı açtı. Fotsis hem hücumda sayılar buldu ama asıl görevi defansta Nowitzki'ye top aldırmamaktı ve bunu çok iyi başardı. Zaten Nowitzki topu aldığında da hemen ikili sıkıştırma geliyordu. Almanlar bu riski çok iyi değerlendirdiler boş üçlüklerde isabet bularak. Defansta da alan savunmasına döndüler. Dış şutlarda isabet bulamayan Yunanlılar, Nowitzki'yi de durdurmakta zorlanınca farkın kapanması kaçınılmaz oldu. İlk çeyrekte Almanya 2 sayı farkla üstün olan taraftı. Ancak ikinci çeyrekte işler değişti. İlk 5 dakika boyunca sayı bulamayan Almanya, savunmada Diamantidis ve Papaloukas'a çare bulamayınca bir anda 10 sayı geriye düştü. Yunanistan'ın dış şutu riske etme stratejisi işe yaradı. Üçlüklerde isabet sağlayamayan Almanlar'ın imdadına Greene yetişti. 2 tane 3'lük bularak, bir de Roller'e bomboş bir 3'lük fırsatı yaratarak farkın 6'ya inmesini sağladı. Devre 11 farkla Yunanistan üstünlüğünde geçildi. Yunanistan için yolunda gitmeyen belki de tek bir olay vardı: Schortsanitis’in bir serbest atışı potaya bile değdirememesi. Üçüncü çeyrek maçın koptuğu dilimdi. Almanya defansta Yunan guardlarını durduramadı ve fark 17'lere kadar çıktı. Son çeyreğe girilirken Almanya 69 sayı yemişti bile, normalde maç sonunda bu skoru yemeyi hedefleyen bir takım için acı bir istatistikti bu. Yunan guardları Almanlar'a fazla sert geldiler, ellerini kollarını sallayarak içeri girdiler. Kaman'ı ne savunmada ne de hücumda tanıyamadım açıkçası. Maç boyunca defansta uyudu. Zaten defansta 1 ribaund bile almadı üstüne de yetmiyormuş gibi hücumda 5 top kaybı yaptı. Gerçekten şaşırtıcıydı. Boyalı alan sayıları herşeyi açıklıyor zaten. Almanya 10 - Yunanistan 46...


Ev sahibinin İspanya’yı konuk ettiği maç ise beklentilerin çok üzerindeydi. İspanya Yao’dan çekindiği için önce ikili sıkıştırma ile başladı ardından alan savunmasına geçtiler. Çin takımının buna yanıtı gerçekten şahaneydi. Çok iyi paslaşarak devamlı boş adamları bulmalarına ve bu şutları değerlendirmelerine açıkçası şaşırdım. Tam bir takım oyunu oynuyolardı. Öte yandan İspanya takımında Fernandez yine maça müthiş bir başlangıç yaptı. İki üçlük, iki asist ve 10 sayıyla durdurulamıyordu. İkinci çeyrekte Liu etkili oyunu Zhu’nun isabetli üçlükleriyle Çin farkı açmaya başladı. Dinlendikten sonra soğuyan Fernandez skora katkı yapamadı ancak İspanya için asıl sorun sayı bulmak değildi. Çin’i durduramıyorlardı. İlk yarıyı Çin 9 sayı önde kapattı. İkinci yarıya da sıcak giren Liu ve Zhu ile farkı 15’e kadar çıkaran Çin bu farkı çeyrek sonuna kadar korumayı başardı. Bunda İspanya’nın sayı bulmakta çektiği problem etkiliydi. Fernandez bir türlü oyuna yeniden ısınamıyordu. Gasol tek başına farkın daha fazla açılmasını engelledi. Takımının bu çeyrekte attığı 10 sayının 7’sinin sahibiydi. Kenardan gelen Zhizhi, Gasol’ü savunamasa da Çin’in 15 sayısının 9’una imza attı. Son çeyreğe girilirken Çin’in son çeyrekte olası bir geri dönüşe karşı koyup koyamayacağını düşünüyordum. İspanya bekleneni yaptı ve bir seri yakalayarak maça ortak olmaya başladı. Fernandez asistleriyle Reyes ve Gasol’ü beslerken aynı zamanda takım olarak hücum ribandlarında etkili oldular. Sadece asistlerle yetinmeyen Fernandez ilk çeyrekteki gibi alev alınca skor beraberliğe geldi. 1 dakika kala Zhizhi’nin attığı baskete Marc Gasol, Yao’nun üzerinden çok zor bir atışla yanıt verdi. Ardından maçın Çin için kahramanı son hücumda Liu top kaybı yapıp, İspanya’ya maçı kazanma şansını tanıdı fakat Rubio Yao’nun üzerinden attığı gözyaşı damlasında başarılı olamadı ve maç uzadı. Uzatmalarda üstüste 4 tane hücum ribaundu aldıktan sonra 4 sayılık avantaj yakalayan İspanya, Yao’nun 5. faulu almasının ardından galibiyete uzandı. Çin’in ilk 3 çeyrekteki oyununa yazık oldu ama maçın sonlarında elleri titremese belki de büyük bir sürprize imza atacaklardı. Bir çuval inciri berabet ettiler.




Amerika Angola arasındaki maçta açıkçası not tutmadım, hatta dikkat ederek bile izlemedim. Amacım bu maçtan mümkün olduğunca zevk almak ve Amerikalı oyuncuların şovunu seyretmekti. Maçtan aklımda kalan şeyler: Angolalı Morais’in uzak mesafeli üçlükleri, Wade’in hazırlık maçlarındaki oyununu aynen devam ettirmesi ve Kobe’nin potalara halen alışamamış olması. Umarız artık alışmaya başlar kendisi çünkü artık Amerika için zorlu maçlar başlayacak. Ayrıca maçta çok sinirime giden bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim. Amerika ile Angola arasındaki güç farkını bilmeyen yoktur. Amerika’nın maçı farklı kazanacağı açık ve net. Fark 15 civarlarında iken Lebron James muhteşem bir blok koydu Angola’lı oyuncuya. Ardından yere düşen rakibine 5-6 saniye boyunca aşağılarcasına baktı. Bu tür şeyler NBA’de gözdağı vermek için yapılıyor olabilir. Ama uluslararası alanda, olimpiyatlarda, hele bir de böyle amaçsız, rekabetsiz denilebilecek bir maçta çok gereksiz bir hareketti.





Arjantin’in Avustralya’yı mağlup ettiği maçta ise tam anlamıyla Manu Ginobili şov vardı. İlk dakikadan itibaren oyuna ağırlığını koydu Manu. Scola ise kısa sürede 9 sayı üreterek takımının en skoreri oldu, Oberto Manu’nun asistleriyle skor üretimine katkıda bulundu. Ayrıca takım olarak da topu çok iyi dolaştıran Arjantin devamlı boş atışlar buldu. Bu sırada tamamen dış şuta yönelik oynayan Avustralya hiç isabet bulamadı. Özellikle Barlow çok kötü oynuyordu. Bu süreç içinde skor 20-3’e geldi. Ardından oyuna dahil Andersen sayesinde Avustralya hareketlendi, hücum ribaundlarında daha aktif oldular ve çeyreği 23-11 kapadılar. İkinci çeyrekte çekişmeli bir mücadele izledik. Arjantin’de oyuna ağırlığını koyan bir oyuncu yoktu, takım halinde iyi paslaştılar. Barlow kaçırdığı şutlar sonucu kendisini geri plana çekti. Bogut ilk yarı boyunca etkisizdi. İkinci yarıda da Scola ve Manu etkili oyunlarını sürdürdüler. Manu özellikle asistleriyle arkadaşlarını çok iyi besledi. 3. çeyrekte Arjantin’in hücumdaki top dolaştırma hızına yetişemeyen Avustralya çok sayıda faul yapmak durumunda kaldı ve fark açıldı. Dördüncü çeyrekte Arjantin sonlara kadar hiç heyecan yaşamadı, sadece 2 dakika kala fark 10’a düştüğünde Avustralya’nın kıpırdandığını gördük. Hemen ardından gelen Arjantin hücumunda Ginobili 3’lükle yanıt verince maç bitmiş oldu.

Hiç yorum yok: