olimpiyatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
olimpiyatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2008 Pazar

Olimpiyat MVP'si ve yardımcısı



Şampiyon: Amerika Birleşik Devletleri

Sonuçlar:

Amerika 118 – İspanya 107
Arjantin 87 – Litvanya 75

Bronz madalya maçının saatini yanlış not ettiğim için sabah o saatte tv başına geçmedim ve kaçırdım maalesef. Şampiyon ise muhteşem bir mücadele sonrasında belli oldu.
Maçın hemen başında Gasol’ün bulduğu basket faul belki de İspanya’nın kullanacağı stratejiyi gözler önüne seriyordu: Boyalı alandan sayı üretmek. Amerika ise her zamanki gibi iç dış dengesini koruyarak ve iyi top dolaştırarak başladı. İlk çeyrekten itibaren karşılıklı hızlı bir tempo gözlemledik. İspanya Jimenez ve Navarro’nun sayılarıyla 5 farkla öne geçti. Her hücumu ya penetre ya da uzunlarına pas ile boyalı alana taşıdılar. Lebron’un uzun forvet oynamasından sonuna kadar faydalanmak istediler. Nitekim Lebron boyalı alan savunmasını gerçek bir uzun kadar iyi beceremiyordu. Her maçta olduğu gibi, oyuna sonradan dahil olan Wade ve Paul Amerika takımına hareketlilik getirdiler. Rubio’nun da Kidd oyundan çıkana kadar, çabukluğuyla çok iyi savunma yaptığını belirtelim. Takım olarak Birleşik Devletler savunmada sıkıntı çekse de, İspanya potasını adeta yağmura tuttu. İspanya ise aldığı hücum ribaundları ile ayakta kalıyordu, bunda yine Amerika’nın tek uzunla oynamasının payı yadsınamazdı. İlk çeyrekte 13 sayı kaydeden Wade’in yanına Bosh’un da katkıları eklenince, Amerika ikinci çeyreğe 7 sayı farkla önde girdi. Bu çeyreğin başında iyice içeri kapanan İspanya savunmasını, Kobe ve Carmelo’nun üçlükleri açtı. İki takımdan da hızlı hücumlar izlemeye devam ettik, Amerika takımı Wade’in dinlendikten sonra oyuna girişiyle yine fast-break’lerden kolay sayılar bularak farkı 14’e kadar çıkardı. 8 sayı, 2 top çalma ve bir de asist üreten Wade müthiş formdaydı. İspanya ise hızlı hücumlarla sayı bulamasa da Gasol kardeşler ve Reyes’in boyalı alandaki etkili oyunuyla maça tutundu. Takımın durgunlaştığı anlarda ise Rudy Fernandez attığı 3 üçlük ve yaptığı 2 asist ile sahneye çıktı. Devreye girerken farkın 10 sayının altında kalmasının en büyük sebebi Rudy idi: 69-61.
Amerika üçüncü çeyreğe üstüste tam 4 top kaybı yaparak başladı. İspanya da Fernandez ile bu şansları değerlendiremeyince 2 dakikalık kısır bir dönem izledik. Reyes attığı sayılarla yine etkili oldu, ardından skor üretme görevini Navarro devraldı ve çeyreğin sonuna kadar 8 sayı üretti. Özellikle bir dakika içinde attığı iki gözyaşı damlası gerçekten güzeldi. Amerika bu çeyrek boyunca bulduğu boş üçlükleri değerlendiremedi. Yine kenardan gelen Wade ve Bosh’un katkıları onları sürükledi. İlk iki çeyreğe göre skor bu sefer düşüktü: 21-22. Son çeyreğin başında Gasol’ün boyalı alandan bulduğu 4 sayının ardından, Fernandez Amerika potasına üçlüğü gönderince fark bir anda 2 sayıya indi. Bu sırada Amerika ne mi yapıyordu? Yine hastalık olarak, boş şutları değerlendiremiyorlardı. Molanın ardından Kobe çok zor bir pozisyonda mütiş becerisiyle takımına 2 sayı kazandırdı. Ardından maçta pek ortalıkta görünmeyen Deron çıktı sahneye, önce Kobe’nin ona hazırladığı boş üçlüğü değerlendirdi ardından da Kobe’ye boş bir üçlük pozisyonu yarattı. Tabii Kobe bunu geri çevirmedi. Daha sonra karşılıklı olarak takımların birbirini durduramadığı dört dakikalık bir bölüm izledik. Aslında Amerika rakibini durdurmayı başarıyordu fakat Reyes ve Gasol kardeşlerin hücum ribaundlarını almasına, kısa 5 ile karşı koyamıyordu. Koç K inatla Howard-Bosh ikilisini aynı anda sahaya sürmemeye kararlıydı. Kobe, Wade’in asisti ile çok kritik bir üçlükte basket faul buldu. Fark 9’a kadar çıktı. Üstelik o ana kadar takımının en skoreri olan Fernandez de bu faulle oyun dışı kaldı. Pozisyondan sonra yerden kalkan Kobe'nin İspanyollar'a ve seyircilere yaptığı sus işareti çok anlamlıydı. Fernandez'den yoksun olan İspanya’yı sürükleme sırası yeniden Navarro’ya gelmişti, önce turnikesiyle farkı 7’ye indirdi. Ardından Kobe hücumda hiçbir şey yapmadan 20 saniye bekleyip üçlük denedi ve başarılı olamadı. İspanya transition hücumunda Navarro topu, sahanın sağ çaprazında üçlük çizgisinin gerisinde bekleyen Jimenez ile buluşturdu. O da affetmedi: 104-108. Fakat bütün turnuva boyunca takımının lideri ve bir numaralı ateşleyicisi olan Wade altın madalyanın elinden kayıp gitmesine izin vermeyecekti. Lebron’un ona hazırladığı pozisyonda üç sayılık basketi rakip potaya gönderdiğinde belki maç kopmuştu. Ama Wade’in yüz ifadesi herşeyi anlatıyordu. Böyle bir hırs ben bugüne kadar hiçbir sporcunun yüzünde görmedim. Belki biraz da şov amaçlıydı ama abartısız 30 saniye boyunca aynı surat ifadesini korudu Wade. Bir buçuk dakika kala Jimenez’in kaçırdığı boş üçlüğün ardından, Kobe’nin boyalı alandan bulduğu sayı maçın bittiğini gösteriyodu: 113-105. Taktik faulleri kaçırmayan Birleşik Devletler altın madalyanın sahibi oldu. Maçı seyretmeyenler, belki de son yıllardaki en güzel maçlardan birini kaçırmış oldular. İspanyol oyuncuları kutlamak lazım ancak inatla çift uzuna dönmeyen koç K'yı da eleştirmeden geçemeyeceğim. İspanya 40 dakika boyunca resmen boyalı alanı domine etti ve maçı alacak noktaya kadar geldiler. Bu stratejiye yanıt vermek yerine, kenardan izlemeyi tercih etti Amerika kenar yönetimi.
Son olarak, Wade için ne yazsam az. Turnuvada ve özellikle de finalde yaptıkları kolay kolay anlatılamaz. İzlerken büyülendim diyebilirim. (27 sayı, 2 asist, 4 top çalma, 9/12 saha içi, 4/7 üçlük isabeti). O selam verirken, ben de turnuvanın açık ara en iyi oyuncusunu saygıyla selamlıyorum.

Maçın box-score’una şurdan ulaşabilirsiniz:
http://results.beijing2008.cn/WRM/ENG/INF/BK/C73/BKM400101.shtml#BKM400101



Ayrıca buyrun işte Kobe'nin SUS'u ve Wade'in inanılmaz hırsı:


Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 7

Sonuçlar:

İspanya 91 – Litvanya 86
Amerika 101 – Arjantin 81

2008 Olimpiyatları’nda finale kalan 2 takım belli oldu: Amerika ve İspanya. İkisinin de yarı final maçlarını maçlarını seyrettim. Şöyle buyrunuz:
Litvanya takımı maçın ilk iki dakikasında iki top kaybı yaptı, bu dönemde Jasikevicius potaya giderek bulduğu sayılarla takımı canlandırmaya çalışıyordu. Öte yandan Litvanya’da Fernandez iki hücum ribaundunun ardından bulduğu 5 sayı ile maça hızlı başladı. Ardından Pau Gasol içerden etkili oldu ve bulduğu sayılarla İspanya’yı öne taşıdı. Turnuva boyunca defansta rakip uzunları iyi savunan Javtokas, Gasol’e biraz hafif geldi diyebiliriz. Alan savunmasına geçen İspanya’ya karşı, Litvanya hücumda zorlanıyordu ancak Kaukenas 2 hücumda çok iyi penetrelerle bu savunmayı deldi. Ayrıca İspanya Gasol oyundan çıkana kadar tam 5 hücum ribaundu aldı. İlk çeyrekte genelde 4-5 farkla önde olmalarının sebebi belki de buydu. Bir başka etken ise iki üçlük bulan Garbajosa idi. İlk çeyreğin bitimine yakın oyuna giren Kleiza çaldığı bir top sonrası yaptığı asist harici, takımına resmen zarar verdi. Kendisine gelen boş şut şanslarını değerlendiremedi, üstüne bir de sportmenlik dışı faul yaptı. İkinci çeyrek, 5 saniye ihlali gibi parkelerde görmeye alışık olmadığımız bir kararla başladı. Kaukenas defansta Mumbru’yle eşleşmek zorunda kaldı ve İspanya bu eşleşmeyi bol bol değerlendirdi. Litvanya da çözümü Jasaitis-Kaukenas değişikliğinde buldu. Jasaitis sadece defansta değil, aynı zamanda hücumda da takımına müthiş katkı yaptı. Kendisine hazırlanan boş üçlük atışlarını değerlendirerek 11 sayıya imza attı ve takımını öne taşıdı. Litvanya’nın öne geçmesinde, dinlendikten sonra oyuna giren Javtokas’ın Gasol’e uyguladığı savunmanın da payı vardı. Ancak fark 6’ya çıkınca hakemler oyuna müdahale etme gereği duydular. Önce Lavrinovic’in Fernandez’e yaptığı tertemiz bir bloğa faul, hemen ardından ise Petravicius’a saçma bir hücum faul çaldılar. İkinci yarı oldukça kısır başladı, ilk dört buçuk dakikanın skoru 5-4 Litvanya lehineydi. Bu kısır dönemde İspanya çok sayıda hücum ribaundu alsa da bunlardan yararlanamadı, özellikle Gasol sayı üretmekte çok zorlandı. Javtokas bloklarıyla defansta Gasol’ün işini zorlaştırırken, hücumda da sayılar buldu. İspanya pota altından sayı üretemese de bundan yılmadı ve çeyrek boyunca boyalı alandan oynamaya devam etti. Üçüncü çeyrek boyunca bir tane bile üçlük kullanmadılar. Bu belki skor üretimi bakımından çok sağlıklı bir strateji olmasa da Litvanya uzunlarının faul problemine girmelerini sağladı. Petravicius ve Lavrinovic 4’er faul ile kenara geldiler. Jasikevicius üçüncü çeyrekte top kayıpları yapsa da, ikili oyunlardan sonra verdiği asistlerle Litvanya’nın son 10 dakikaya önde girmesini sağladı: 66-62. Son çeyreğin başlamasıyla beraber Javtokas 4. faulunu aldı ve Litvanya’nın üç uzunu da 4 faule ulaşmış oldu. Javtokas’ın yerine giren Petravicius faul yapmadan yarım dakika kadar dayanabildi ve oyun dışında kaldı. Hemen ardından da maç boyu boş kaldığında gönderdiği üçlüklerle (4/6) İspanya’nın canını yakan Lavrinovic 5. faulünü aldı. Bu gelişmeyle beraber maçın nasıl biteceğini az çok anlamıştık. İspanya alan savunmasına geçti ve Litvanya 4 dakika boyunca sayı üretemedi. Fernandez de 1 dakika içinde 7 sayı bulunca, İspanya bir anda öne fırladı. Ancak İspanya farkı 7’nin üstüne çıkaramadı ve Litvanya’ya açık bir kapı bıraktı. Jasikevicius sorumluluğu alarak maçın son 4 dakikası içinde 8 sayı üretti. Maçın sonucunu ise Kaukenas belirledi. 40 saniye kala fark 5 iken kötü bir turnike tercihi Litvanya için herşeyi bitirdi. O saniyeden sonra serbest atışları değerlendiren İspanya finale yükseldi. Çeyrek finaldeki maçta sakatlanan Calderon bu maçta oynamadı ve finalde Amerika’ya karşı da oynamasının zor olduğu kaydedildi.
Amerika – Arjantin arasındaki maçın başında çok sayıda boş üçlük kaçtığına şahit olduk. Bunların büyük çoğunluğu Amerika tarafından kullanılan atışlardı. Arjantin, Amerika’ya karşı içeri kapanıyor ve top dolaştırma hızına yetişemiyordu. Hücumda ise Arjantin’in pek birşeyler üretebildiğini söylememiz zor, boş şut bulmakta çok zorlandılar. Scola ve Ginobili’nin kişisel yeteneklerini kullandıkları iki hücum haricinde genelde zorlama atışlar gördük. Amerika takımında Kobe sıcaktı ve takımının ilk 12 sayısının 7’sine imza attı. Ardından çeyreğin bitimine 6 dakika kala belki de maç bitti: Manu Ginobili bir pozisyonda yere inerken, zaten sakat olan sol ayağını yere ters bastı ve bileğini burktu. San Antonio Spurs takımı mayıs ayından beri sakat bileği bir türlü iyileşmeyen Ginobili’nin Olimpiyatlar’da oynamasını istemiyordu. Ancak milli takım aşkına saygı gösterip, oynamasına izin vermişlerdi. Eminim şimdi pişman olmuşlardır. Sakatlığın üzerine, Lebron’un asistleri ile Paul’un sayıları eklenince skor bi anda 21-4’e geldi. Bu noktadan sonra maçın dönmeyeceğini hatta farkın gitgide açılacağını düşünmek normaldi, çünkü Arjantin hiçbir hücumda top çevirip boş adamı bulamyordu. Maçı çeviremeseler de bizi şaşırtmayı başardılar. Nocioni’nin hırslı oyunu isabetli şutlarıyla fark 16’ya kadar indi. Fakat iki hücum üstüste hücum faul yapınca farkın yeniden 20’nin üzerine çıkmasına engel olamadılar. Bu 2 dakikalık kesitte, Amerika’nın sayıları Paul’un turnikeleri ile geldi. Ayrıca belirtmem lazım ki Nocioni’nin Kobe’ye yaptığı blok akıllarda kalır nitelikteydi. Kobe “Zaten beni bloklamaya cesaret edemez bile” diyerek topu potaya rahat bir şeilde bırakacakken, şaştı kaldı. Maça dönelim: Arjantin alan savunmasına döndü ve Amerika 4 dakika boyunca sayı bulamadı. Bu dönemde çok sayıda boş üçlük kaçtı, ve bol bol top kaybı yapıldı. Fark 8’e kadar inince, 4 dakikadır maçı sadece izleyen koç K mola almak durumunda kaldı. Daha önceki Amerika milli takımı yazımda belirttiğim gibi Redd kritik bir görev almak için oyuna girdi: Diğer oyuncuların değerlendiremediği üçlükleri sayıy çevirmek. Fakat Amerika’nın ona pek ihtiyacı kalmadı. İlk üçlüğü Kobe gönderdi Arjantin potasına. Ayrıca Redd’in eline de oynadığı 4 dakika boyunca aldığı ribaund hariç, top bile değmedi. Amerika Carmelo’nun serbest atışları sayesinde farkı yine 13’e kadar açtı. Arjantin’den yanıt ise unuttukları bir isimden geldi: Scola. Çeyreğin sonuna doğru Scola 6 sayı atarak Amerika’nın kopup gitmesin engel oldu: 40-49. İlk yarının dikkat çekici notları Delfino’nun 0/6 isabet oranı ve Wade’in sadece 4 dakika kadar sahada kalmasıydı. İkinci yarıya Dwight Howard ardarda bulduğu 7 sayı ile çok iyi başladı. Lebron da ona katılınca farkın açılması işten bile değildi. Bu kısa süre içerisinde, turnuva boyunca kendisini saklayan Kidd bize asistleriyle adeta “takım nasıl yönetilir” dersi verdi. Arjantin’in aldığı teknik ve sportmenlik dışı fauller de bunun üstüne tuz biber oldu. Fark o dakikadan sonra 14’ün altına inmedi. Çeyreğin kalanında, James biraz cıvısa, Scola fark kapansın diye elinden geleni yapıp, içeriden 8 sayı üretse de Bosh ve Wade’in hücumdaki mükemmel performansları bunların üstünü örttü. Özellikle Wade aldığı 3 hücum ribaundu ile fark yarattı. Son çeyrek Kidd’in üstüste asistleriyle başladı. Bundan yararlananlar ise Lebron ile Howard idi. Biraz gevşeyen Amerika, saçma sayılacak üçlük atışlarda isabet bulamadığı için Arjantin’i biraz maça dahil ettiler ancak fark 14’ün altına düşmedi ve Amerika o özlediği altın madalyaya bir adım daha yaklaşmış oldu.

İki cümle de final maçı için edelim. Belki 37 sayı fark olmaz ama ben yine rahat bir Amerika galibiyeti bekliyorum. Arjantin maçındaki gibi alan savunması karşısında skorsuz bir 5-6 dakika geçirmedikleri sürece İspanya’nın oyuna ortak olması pek mümkün görülmüyor. Ki bu sefer heralde öyle bir sorun gördüğü anda koç K, oyuna Redd’i alacaktır diye düşünüyorum. Calderon’un da olmadığı düşünülürse, Amerika’nın altın madalyayı takması için önünde sadece ufak bir engel kaldı diyebiliriz.

22 Ağustos 2008 Cuma

Yağlı parmaklar


Futbolda kalecilere takılan bu lakabı belki de Amerikalı koşuculara takmak lazım. Niye mi? Amerika'nın hem erkekler hem de bayanlar 4x100m koşu takımı, eleme yarışlarında son bayrak değişiminde başarısız olup bayraklarını düşürdüler. Üstelik son ve en iyi koşucularına (Tyson Gay ve Lauryn Williams) teslim ederken. İki yarışı da canlı izleme şansım oldu ve birşeyi aklım almıyor. Henüz eleme yarışındasınız, ilk 3’ler otomatik olarak finale kalıyor ve zaten rahat bir şekilde birinci bitireceksiniz. Az biraz sakin olun, dikkat edin, yavaşlayın da bayrak alışverişini tamamladığınıza emin olun. Olimpiyat finalinde yarışmayı garantileyin, favori olduğunuz dallarda altına bir adım daha yaklaşın. Ama yok, sanki rekor kıracaklarmış gibi, birinci olmanın çok önemi varmış gibi davrandı Amerika ve onları favori oldukları iki dalda izleyemeyeceğiz.

Bu yaptıkları hatayı en azından hepsi birden kendi üstlerine aldıklarından dolayı sportmenlik ve alçakgönüllülük açısından sevindirici bir olay. Bayrak yarışlarında bayrağı teslim alacak sporcu, koşusuna çok erken başlamadıkça suç onda değildir. Nitekim kendisi koşmaya başlarken sadece elini açarak arkasına götürür ve bayrak avucuna değdiği zaman da elini kapayıp yoluna devam eder. Bütün sorumluluk arkadan gelip bayrağı teslim edendedir aslında. O, öndekinin bayrağı tuttuğuna emin olmadan bayrağı bırakmamalıdır. Kısacası Tyson Gay’in hiç suçu olmadığı halde “Benim hatam, bütün takımı yaktım” diye açıklama yaptığını gördüm. Buna karşlılık bayrağı teslim edemeyen Patton’un da “Gay’in ne kadar alçakgönüllü olduğunu biliyoruz, bayrağı onun elinde görmeliydim, sorumluluk benim” sözleri var. Üstüne de takımın koçu, “Çocukları hemen asmayın, burada birini suçlayacaksanız o ben olmalıyım” demiş. Gerçekten güzel bir tablo. Ama en başta belirttiğim gibi hafif yavaşlayarak ve dikkat ederek finale çıkmak varken, böyle birşeyle avunacak Amerika.

Ufak bir not: Bayanlar 4x100’de bayrağı teslim alamayan Lauryn Williams, 2004 Olimpiyatları’nda da finalde, koşmaya erken başlamıştı ve Marion Jones’dan bayrağı almadan, bayrak teslim bölgesini geçmişti. Amerika onun yüzünden elenmişti. Dün hatası olmamasına ve elenmiş olmalarına rağmen geri dönüp bayrağı alıp yarışı bitirmesinin sebebi belki de buydu.

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 6


Sonuçlar:

İspanya 72 – Hırvatistan 59
Litvanya 94 – Çin 68
Amerika 116 – Avustralya 85
Arjantin 80 – Yunanistan 78

Evet, çeyrek finalleri de geride bıraktık. Bütün maçları izleyebildim ancak İspanya maçının ikinci yarısını ve Amerika maçının ilk çeyreğini internet bağlantımdaki problemler nedeniyle izleyemedim. Tabii burada Türk Telekom’a ve hiç bir çeyrek final maçını canlı vermeyen TRT3’e de sevgilerimi iletiyorum.
İspanya-Hırvatistan maçının başında Gasol’ün dominant oyunu izledik. Hırvat uzunları onu durduramadılar. Kendileri ise hücumda devamlı top kaybı yaptılar hiçbir şey üretemediler. Ayrıca İspanya’nın yardım savunmasından da bahsedelim. Savunmacısını geçen rakip oyuncuya anında yardım geliyordu. Hatta bu yardımlar o kadar iyi zamanlama geliyordu ki, Hırvatistan 3 kere hücum faul yapmak durumunda kaldı. 5 dakika geçtiğinde skor 12-1 olmuştu. Bu 12 sayının 9’unu Gasol kaydetti. Hırvat kenar yönetimi sayı bulmakta bu kadar zorlanınca, Planinic’i oyuna normalden daha erken aldı. Planinic’in dış şutları ve penetrelerinde yaptırdığı faullerle Hırvatlar hücumda biraz kıpırdandılar ancak bu farkı kapamaya yetmedi: 22-11. Gasol dinlendikten sonra ikinci çeyrekte de etkili oyununu sürdürdü. Hırvatlar ise boyalı alanda biraz etkili olsalar da, dışarıdan boş şut bulmakta ve bulduklarında da bunları sayıya dönüştürmekte başarılı olamadılar. Zaten devreye 4 dakika kala buldukları toplam sayı herşeyi belli ediyordu: 19. Bu noktadan sonra Banic devreye girdi, aldığı hücum ribaundları ve boyalı alandan bulduğu sayılar ile takımının en skorer oyuncusu oldu. Ancak bu yine farkı eritmeye yetmedi: 37-26. İkinci yarıyı da maalesef takip edemedim.
Ev sahibi Çin ile Litvanya arasında oynanan karşılaşmaya Jasikevicius çok etkili başladı. Özellikle de ikili oyunlarda yaptığı asistlerle. Ardından, pas vereceği adamlara konsantre olan defansı şutlarıyla yeniden açtı. Çin’de ise Liu 0/3 şut isabetiyle başladı. Ancak çeyreğin yarısından itibaren şutlarında isabet bulmaya başladı. Çin takımı aldığı hücum ribaundları ile etkili oldular. Çiçeği burnunda New Jersey Netsli Yi 3 hücum ribaunduyla bu kategoride liderdi. Siskauskas da bu çeyrekte Çin potasına iki üçlük gönderdi. İkinci çeyrekte yine Jasikevicius üzerinden ikili oyunları izlemeye devam ettik. Yao Ming bu oyunlarda yeteri kadar hızlı olmadığı için sıkıntı çekti. Kendisi içerde kalıp uzunu kontrol etmek istediğinde Jasikevicius şutlarda isabeti buldu veya dışarı çıkıp Jasikevicius’u bozmaya çalıştığında da bu sefer içeriden sayı yediler. Çin’de Zhu boştaki takım arkadaşlarını çok iyi görerek 3 asist yaptı. Çeyreğin ortalarına doğru 3 dakika boyunca sadece Litvanya 2 sayı bulabildi. Bu dönemde kolej takımlarının yapmayacağı türden pas hataları dikkat çekti. Lavrinovic ise şutlarını sokmakta zorlansa da, 3 blok ve 2 top çalma ile defansta takımını ayakta tutmaya çalıştı. Litvanya takımı ilk yarı boyunca üçlüklerde yeterince isabet bulamasa da boyalı alandan bulduğu sayılarla üstünlüğünü kabul ettirdi: 41-30. İkinci yarıya Yao hırslı ve her hücumad top isteyerek başladı. Litvanya’da ise ilk yarı dış şutlarında problem yaşayan Lavrinovic, alan savunmasına dönen Çin’e cezaları kesen isim oldu. Jasikevicius da biraz ön plana çıkınca fark 14’e kadar yükseldi. Litvanya’nın üçüncü çeyrekte faul hakkı çok çabuk doldu ancak Çin potaya penetre ederek bunu kullanmak yerine başarısız üçlükler denedi. Yao’yla topu buluşturduklarına veya topla çembere hareketlendikerinde ise faul çizgisinden bol bol sayı buldular. Litvanya’da ise üçlükleri sayesinde 8 sayı bulan Kleiza farkın kapanmasına engel oldu: 70-53. Son çeyrekte Jasikevicius ve Kleiza ile fark 20’ye kadar çıktı ve maç koptu. Maçın yıldızı Jasikevicius 23 sayı 6 asist ile oynayan Jasikevicius’tu.

Yukarda belirttiğim sebeple ilk çeyreğini izleyemediğim karşılaşmada, Avustralya Amerika’yı mümkün olduğunca fazla zorlamış ve skoru 25-24’e getirmiş. İkinci çeyreğe Deron Williams boş bir şutu kaçırarak ve gereksiz bir top kaybı ile kötü başladı. Amerika takımında tek dikkat çeken oyuncu 6 sayı bulan Lebron James idi. Kobe orta mesafe şutlarında isabet bulsa da dış şutlarda geçmiş maçlardan kalan hastalığı sürüyordu. Avustralya takımında Newley 7 sayı bularak, çeyreğin en çok sayı bulan oyuncusu oldu. Ayrıca Avustralya takım olarak, pota altından çok rahat sayılar buldu, bunda bence Amerika’nın savunmada yeterince konsantre olmamasının payı vardı. Ek olarak Amerika’nın toplam 10 adet serbest atış kaçırdıklarını da belirtelim. Bunlara rağmen Deron Williams’ın son saniye üçlüğü ile ilk yarı 12 sayılık Amerika üstünlüğü ile geçildi. İkinci yarı Carmelo ve Kobe’nin üçlükleri ile başladı. Ayrıca Dwight Howard’ın savunmadaki gayreti ve kısaların çaldıkları 2 top ile Amerika 14-0’lık bir seri yakaladı ve fark 26’ya çıktı. Buradan dönüş olmadığını Avustralyalı oyuncular da biliyordu. Zaten Kobe de ısınmıştı ve üçlüklerinde isabet bulmaya başlamıştı. Çeyreğin sonlarına doğru üstüste birkaç hücumda müthiş top dolaştırıp, içeride Chris Bosh’u buldular. Son çeyrek Amerika için yedeklerine maç kondüsyonu yüklemek için iyi bir fırsat oldu. 25 sayı ile Kobe Bryant maçın en skorer ismiydi.


Yunanistan için Arjantin maçı 2004 Olimpiyatları’nın rövanşı niteliğindeydi. Ancak sahadan bir kez daha boyunları bükük ayrıldılar. Yunanistan ise hücum ribaundlarında Arjantin’e çok büyük üstünlük kurdu. Bu bölümde özellikle Arjantin guardları ribaundlara hiç yardım etmediler ve Diamantidis başta olmak üzere Yunan guardlar ribaundları topladılar. Tsartsaris 5 sayı ile maçın başında sayı yükünü üstlendi. Arjantin’de ise Scola maça iki basket faul yaptırarak başladı. Nocioni ise inanılmaz hırslıydı. Bir basket faul sonrası öyle bağırdı, çıldırdı ve deşarj oldu ki, ben bir an için o anda altın madalyayı kazandıklarını düşündüm. Manu maça isabetsiz şutlar ve top kayıplarıyla başlamıştı, bir pozisyonda 4-5 saniye boyunca boş kalınca ölçüp biçip, üçlüğü gönderdi. Bu atış onu kendine getirdi ve üstüste iki tane çok zor üçlükle bir anda 9 sayıya ulaştı. Çeyrek sonunda 23-22’lik Yunanistan üstünlüğü vardı, bu üstünlükte 6 sayı bulan Spanoulis ile ribaundlarda canavarlaşan Fotsis önemli etkenlerdi. İkinci çeyreğe Arjantin top kayıplarıyla başladı ancak Yunan oyuncular dış şutlarında çemberi dövünce maç başabaş gitti. Kısırlığı Arjantin’de Nocioni dış atışlarla bozarken, Yunanistan’da ise Spanoulis ile Tsartsaris etkiliydiler. Manu kendi atışlarını yarattığında inanılmaz basketler bulurken, kendisine hazırlanan boş şutlarda çok kötüydü. Ayrıca Arjantin neredeyse ikinci çeyrek boyunca Scola’yı unuttu ve tamamen üçlüğe dayalı bir oyun oynadı. İsabetli şutlar sayesinde ilk yarı 1 sayı Yunan üstünlüğüyle bitse de, Arjantin pek umut vermiyordu. Üçüncü çeyrekte Prigioni attığı üçlükler ve çaldığı toplarla etkiliydi. Yunanistan 5 tane hücum ribaundu alsa da bunları değerlendirdiği söylenemezdi. İki takımdan toplam 14 tane top kaybı gördük. Ayrıca yine iki takım anlaşmış gibi karşlılıklı ve isabetsiz üçlük yağmuruna tuttular potaları. Kısacası bu çeyreğin seyir zevki açısından vasatın altında kaldığını söylememiz gerekli. Son çeyreğin başında Vasilopoulos bomboş bir smacı kaçırdı ardından gelen Delfino üçlüğü ile momentumun değişeceğini düşünmüştüm. Nitekim Delfino yine Vasilopoulos’dan kaptırdığı top sonrası üç sayılık atışta isabet buldu. Fark 7’ye kadar çıktı, bu noktada Fotsis ve Zisis’ten gelen toplam 3 üçlük maçın kopmasını engelledi. Bu atışlarda asistler Papaloukas’ındı. Arjantin açısından baktığımızda sahada sadece Delfino vardı desek yeridir, ilk 7 dakikada takımının attığı 15 sayının hepsine imza atan Delfino’nun repertuarında üçlükler, fade away orta mesafe şutları, turnikeler kısaca aklınıza gelebilecek herşey vardı. Ayrıca Delfino defansta da 2 pozisyonda kritik müdahalelerde bulundu. Sonraki bölümde Yunanistan sayılarını faul çizgisinden bulurken, Arjantin’de sahneye Ginobili çıktı: Bir üçlük, 2 serbest atış, üstüne iyi savunma yaparak rakibi geri pasa zorlama ve son olarak da 4 kişiyi adeta çalımlayarak attığı tear-drop. Fark 5’e kadar çıkmıştı, ancak Vasilopoulos şansının yardımıyla 30 saniye kala panyalı bir üçlük buldu. Son hücumu Ginobili çok kötü kullandı ve rakibine maçı kazanmak veya uzatmaya götürmek için çok büyük bir fırsat verdi. Fakat Spanoulis’in üçlüğü çemberden geri gelince yarı finale çıkan takım Arjantin oldu. Son çeyrekte çıldırma raddesine gelen Delfino ile kritik anlarda sahneye çıkan Ginobili karşılaşmanın yıldızlarıydılar. Maç boyunca 31 üçlük denemesinde bulunan Arjantin, açıkçası Amerika maçı öncesi bana hiç umut vermedi. Gerçi umut vermiş olsalardı da Amerika’yı ağır favori olarak görecektim.

Not: Özür dilerim normalden biraz daha geç oldu ancak yarı finaller saat 3'te başlıyor, inşallah o maçlar öncesinde keyifle okursunuz.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

19.30

Bu olimpiyat'lar gerçekten inanılmaz şeylere sahne oluyor. Jamaikalı uçan adam Usain Bolt 100 metre yarışını son metrelerde sevinç gösterisi yaparak ve rekor kırarak kazandıktan sonra, bugün koştuğu 200 metre yarışında karşıdan esen 1.0m/sn'lik rüzgara rağmen Michael Johnson'a ait 19.32'lik rekoru tarihe gömdü. Bu sonuçla 1984'ten beri ilk defa 100 ve 200 metre galibi aynı isim oldu, yetmedi Bolt iki yarıştada rekor kırarak kazandı ve bu tarihte bir ilk oldu.




Birçok kişiye yaptığı hareketler itici gelse de (özellikle 100 metre yarışındaki sevinç gösterileri) yarış sonrasında yaptığı showlar bana inanılmaz sempatik geliyor. Bu kadar farkla bu kadar rahat yarış kazanması, 100 metre yarışında son 20 metrede kollarını iki yana açıp gülümsemesi, dilini çıkarması ve daha çizgiyi geçmeden kutlaması bu adamın da hakkı, yahu adam güle oynaya dünya rekoru kırdı. Bu yarış için çizgiyi geçene kadar ciddiyetini bozmadan koştu. Artık eleştiriler yüzünden midir yoksa rekor kırmak için midir bilemem. Ama yarış bittikten sonra yaptığı dans tek kelimeyle muazzamdı. Yarışın tek bence üzücü anı Amerika'lı Spearmon'un 3. olmasına rağmen çizgiye bastığı için diskalifiye edilmesiydi. Kameralara karşı sevinerek yaptığı rap dansı da boşa gitmiş oldu.

19 Ağustos 2008 Salı

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 5

Sonuçlar:

İran 57 – Hırvatistan 91
Avustralya 106 – Litvanya 75
Angola 50 – İspanya 98
Yunanistan 91 – Çin 77
Amerika 106 – Almanya 57
Arjantin 91 – Rusya 79

Son gün iddiasız maçlar içinden ilgimi çeken Arjantin-Rusya ve Yunanistan-Çin maçlarını izledim. Gerçi Avustralya Litvanya’yı yenerse, Hırvatistan da İran’a kaybederse, Avustralya takımı Amerika ile eşleşmekten kurtuluyordu. Ama İran’ın kazanması çok uzak bir ihtimaldi. Ben de 4 gündür sabah 4 veya 6’da kalkıp akşama kadar maçları izlemekten yorulmuştum, kendime ufak bir tatil fırsatı yarattım.

Yunanistan maçın başında rakibe üstüste hücum ribaundları verdi. Bu hücum ribaundlarının baş mimarı Yao idi. Glyniadakis’e de 1 dakika içinde 2 faul aldırarak kenara gönderdi. Çin içeri kapanan Yunanistan karşısında dış şutlarda bir türlü isabeti bulamadı. Yao bile daha henüz ilk çeyrekte iki tane üçlük denedi. Yunanistan ise bu dönemde Spanoulis ile etkili oldu, Çinli guardlar onu savunmakta yetersiz kaldılar. Yunan guard ilk çeyrekte tam 11 sayı 3 asist ve 2 top çalmaya imza attı. Gerçekten mükemmeldi. Diamantidis de takımda top dağıtımını mükemmel şekilde yerine getirdi. Bu iki oyuncuya Fotsis de skor bulmakta yardımcı olunca fark açıldı. İkinci çeyrekte de aynı senaryoyu seyrettik fakat bu sefer Yunanistan’da etkili olan isimler Bourousis ve Zisis idi. Çin ise Yunanistan’ın iyi savunması karşısında zorlama atışlar kullanmak zorunda kaldı. İyi top çevirip boş pozisyonu yarattıklarında da isabet bulamadılar. Bu da zaten üçlük isabet oranına yansıdı: 0/14. İçeride Yao’yu rahatlatmak için dış şut sokmaları gerekli idi. Bunun farkındalardı ama herhalde hiçbir Çinli, ikinci yarıdaki gibi bir performans beklemiyordu. Önce Yao’nun içerdeki etkili oyunu ile farkı biraz düşürdüler ancak Spanoulis Çin’in yaklaşmasına izin vermedi. Yao’nun etkinliğini azaltmak için Yunanistan takımı içeri gömüldü. Bunun üzeirne Çin takımı üçlükleri yağdırmaya başladı Yunan potasına. Size şöyle anlatabilirim: Phoenix Suns’ın bile böylesine isabetli üçlük attığı zamanlar nadirdir. Önce top dolaştırarak boş atışları buldular. Ancak Yunanistan daha iyi savunma yapıp şutlara el göstermeye başladığında bile, kaldırıp el üstünden atmaktan çekinmedi Çinli oyuncular. İşin ilginci çok yüksek oranda isabette de bulundular. İkinci yarının başından, maç tekrardan kopana kadar Çin tam 9/12 üçlük isabeti ile oynadı. Bu üçlüklerin büyük çoğunluğunun asisti, takımını mükemmel organize eden Yue’dan geldi. Yanlız şunu belirtmekte fayda var, ilk yarıda Yao'yu rahatlatmak için üçlük atmaları gerektiğini söylemiştim. İkinci yarıda Çin bu kadar çok üçlük isabeti bulurken, Yao çeyrek finale dinç kalması için kenara alınmıştı. Yani Çin takımı bir anlamda bu kadar çok üçlük denemek zorunda kaldı. Son çeyrekte tamamen üçlüklere dayalı olsa da farkı 10’a kadar indiren Çin takımı soğuyunca ve mükemmel asistler yapan Papaloukas’ı durduramayınca fark 10’un aşağısına düşmedi. Maçı kazanan taraf da Yunanistan oldu.

Turnuvanın hayalkırıklığı yaratan takımlarından Rusya, Arjantin’e de mağlup olmaktan kurtulamadı. Arjantin’de Oberto bu maçta dinlendirildi. En azından benim bildiğim kadarıyla bir sakatlığı yoktu. Oberto’nun olmayışını fırsat bilen Rusya, üstüste hücum ribaundları ile başladı maça ancak buldukları boş şutlarda çemberi dövünce, arayı açamadılar. Özellikle Holden, turnuvanın genelinde olduğu gibi yine şutlarını değerlendirmekte zorlanıyordu. Arjantin’de Nocioni mükemmel bir başlangıç yaptı bulduğu üçlüklerle. Prigioni ve kendisini ikinci plana alan Manu, takımı iyi organize ettiler. Holden ve Kirilenko takımın yıldızları olarak sorumluluk almaya başladılar ancak dış şutlarda yine isabet bulamadılar. Kirilenko ikinci çeyrekte top kayıpları yaparak kötü oyununa devam etti. Bu noktada devreye giren Bykov üstüste 7 sayı atarak takımının maçtan kopmasına engel oldu. Üstünden yük kalkan Kirilenko sayılarıyla ve asistleriyle bir anda silkinince, Holden da kendine geldi ve fark 4 dakika içinde 15’ten 2’ye indi. İki gün önce “Hala açım ve yine altın madalya istiyorum” şeklinde bir açıklama yapan Nocioni bu maçı final sanmış olacak ki, inanılmaz bir hırslıydı. Bunun sonucu olarak maçtaki 19 sayısının 14’ünü ilk yarıya sığdırdı ve Scola ile beraber ilk yarının en skorer oyuncusu oldu. İkinci yarıda Holden ve Kirilenko iyi oyunlarını sürdürdüler ancak Arjantin’de Scola maçı kazanmak için adeta yemin etmişti. İkili oyunlarda bulduğu boş şutlarda isabeti ve potaya penetrelerinde maruz kaldığı faullerle, sayı üstüne sayı buldu. Ginobili ise pek ortalıkta gözükmedi, belli ki kendisini çeyrek final mücadelesine saklıyordu. Dördüncü çeyrek ilginç bir olayla başladı, Kirilenko’nun post-up oyunu sırasında kendisini yere atan Gonzalez teknik faul aldı. Momentumu arkasına alan Rusya, yine Holden ve Kirilenko ile farkı 1’e kadar indirdi. Ancak Scola yine sahneye çıktı ve ikili oyunlar sonucu sayılar buldu. Maçın büyük çoğunluğunda saklanan Manu da 2-3 dakikalık bir bölümde etkili olunca Arjantin yeniden farkı açtı. Bu kısa süre içinde Nocioni de defansta aldığı ribaundlarla takımına yardımcı oldu. Rusya ise işin kolayına kaçtı ve potaya gitmek yerine dış şutlarla skor bulmaya çalıştı ve son 7 dakika içinde yalnızca 4 sayı üretebildi... Bunda baş sorumlu Holden idi. Rusya turnuva boyunca olduğu gibi, yine geriye düştüğü bir maçta üstün çabalarla rakibini yakalayıp ardından yaptığı hatalarla maçı kaybetti. Bana kalırsa Holden’ın oyunun kritik dönemlerinde verdiği kararlar gerçekten sorgulanmalı.

17 Ağustos 2008 Pazar

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 4

Sonuçlar:

Yunanistan 102 - Angola 61
Rusya 80 - Avustralya 95
Hırvatistan 73 - Litvanya 86
İran 82 - Arjantin 97
Çin 59 - Almanya 55
İspanya 82 - Amerika 119

Bu maçlardan Hırvatistan-Litvanya ve İspanya-Amerika'yı izleyebildim. Çin-Almanya maçında ne internetten ne de kablotv/digiturk'ten yayın yoktu. Rusya-Avustralya maçının ise ilk yarısını yine elektrik kesintisi yüzünden izleyemedim. Teşekkürler AYEDAŞ. Maçlara geçelim:

Belirttiğim gibi izleyemediğim ilk yarıda, Avustralya Rusya'yı en kibar tabirle sürklase etmiş. Bunu nasıl yaptıklarını haliyle yorumlayamayacağım. Ancak ikinci yarı Rusya'nın elenmemek için hırslı başlayacağını ve geri dönüş yapacağını düşünüyordum. Bu konuda yanılmadım, Ruslar ikinci yarıya çok hızlı bir giriş yaptılar: 9-0. Çaldıkları toplar bu serinin en büyük nedeniydi. Kirilenko ve Savrasenko hem sayıları hem asistleriyle başroldeydiler. Mola almak zorunda kalan Avustralya, Bogut'un üçlüğüyle biraz rahatladı. Ama Avustralya takımı çok durağan oynuyordu. Bu noktada oyuna giren Andersen takımına canlılık ve hareket getirdi. Kısa süre içinde bir hücum ribaundu, iki sayı, bir top çalma ve bir asist üreten Andersen momentumun yeniden taraf değiştirmesini sağladı. Rusya'da Holden kaçırdığı dış şutlarla takımının yapmaya çalıştığı ataklarda adeta fren görevi gördü ve son çeyreğe 14 sayılık Avustralya üstünlüğüyle girildi. Son 10 dakikada Brutton adeta tek başına takımını galibiyete taşıdı. Belki kendisi çok sayı atmadı ancak 4 veya 5 hücumda takım arkadaşlarını mükemmel zamanlamayla topla buluşturdu. Khryapa Holden ve Fridzon'un çabalarıyla Rusya farkı 12'ye kadar indirse de, defansta çabucak top çalmak için yaptıkları girişimler faulle sonuçlandı ve serbest atışları değerlendiren Avustralya maçı kazandı. Bu atışların çoğunu kullanan isim yine Bruton'du. Rusya bu sonuçla olimpiyatlara veda etti ve bana göre en büyük hayalkırıklığı oldu. A grubu bence B grubuna göre Rusya'nın oyun stiline ve dişine daha uygun rakiplerden oluşuyor. Buna rağmen Rusya İran hariç hiçbir takımı yenemedi...

Hırvatistan, Litvanya maçına sakatlığı sebebiyle turnuvayı kapayan Marko Popovic'ten yoksun çıktı. Maç başlamadan önce Hırvatlar'ın hücum gücünün düşeceğini düşünmemizden doğal birşey yoktu. Nitekim ilk çeyrekte Hırvatistan hücum ribaundlarında çok etkili olmasına rağmen, boş dış atışlardan sonuç alamadı, üstüste birçok hücum farkı açma şanslarını tepti. Bu isabetsiz dış şutların sorumluları çoğunlukla Ukic ve Tomas'tı. İlk çeyrekte oyunda olduğu süre boyunca Davor Kus, Jasikevicius'a çok iyi savunma uyguladı ve bu sebeple Litvanya organize olamadı. Kus oyundan çıktığı anda Jasikevicius ilk üçlüğünü Hırvatlar'ın potasına gönderdi. Litvanya'da kenardan gelen Kleiza her maçta olduğu gibi sayılarıyla takımına katkı yaptı ayrıca bu maçta yanına Lukauskis de katıldı. Hırvatistan'da ise Rozic oyuna dahil oldu ve 10 saniye içinde 6 sayı birden buldu. Önce bir basket faul yarattı, hemen ardından da topu çalıp rakip potaya üçlüğü gönderdi. Jasikevicius ikinci çeyrekte kendini buldu ve takımını oynatmaya başladı, çeyreğin sonlarına doğru da ortaya Lavrinovic çıktı ve Litvanya'nın skor üretimini sırtladı. İkinci yarının başında Jasikevicius 3. faulünü alıp kenara geldi ancak onun eksikliğinde Lukauskis tek başına adeta şov yapmaya başladı ve takımını öne taşıdı. Lukauskis sadece dış şutlarla değil aynı zamanda potaya drivelarıyla da son derece etkiliydi. Çeyreğin sonlarına doğru Hırvatistan'da liderlik vasfını ortaya koyan Planinic, takımının son çeyreğe 4 sayı önde girmesini sağladı. Son çeyrekte ise Jasikevicius önderliğinde mükemmel top dolaştıran bir Litvanya vardı. Kleiza'nın üçlükleriyle ve Jasaitis'in potaya çok iyi penetre etmesiyle 11-0'lık bir seri yakaladılar. Hırvatlar ise hücumda organize olamadılar, çeyreğin çoğunda kötü şut seçimleri ile isabetsiz atışlar yaptılar. Tabii ki galibiyete giden bu çeyrekte, Litvanya defansının da hakkını yemeyelim. Maçta dikkatimi en çok çeken nokta ise Litvanya için bir önceki maçın yıldızı olan Kaukenas'ın ikinci yarı hiç oynamaması oldu. Gördüğüm kadarıyla bir sakatlık da yaşamadı. Ayrıca Hırvatistan'da da kaptan Prkacin 2 dakika kadar oyunda kaldı sadece.

Günün son maçında ise İspanya ile Amerika karşı karşıya geldiler. Çoğu otoriteye göre bu turnuvada Amerika takımını yenebilecek tek takım olan İspanya adeta duvara tosladı... Reyes'in iyi oyunu ile skoru çeyreğin yarısına kadar ortada götüren İspanya, Amerika'nın kenardan gelen enerjik oyuncuları karşısında çaresiz kaldı. Bütün Amerika maçlarında olduğu gibi, oyuna giren Wade, Paul gibi oyuncuların hızları ve top çalma kabiliyetleri İspanya'ya da fazla geldi. Ayrıca Carmelo'nun NBA'de mükemmelleştirdiği orta mesafe şutunun burada üçlüğe denk gelmesi, İspanya için büyük talihsizlik oldu. Amerika, Paul-Deron-Wade-Carmelo-Bosh beşiyle rakibine üstünlük kurdu. İspanya bu beşe içeriden bulacağı sayılarla karşılık vermek zorundaydı ama kısalara gelen baskı sebebiyle, Gasol pek topla buluşamadı ve sıfır sayıda kaldı. İkinci çeyrek Lebron ve Prince'in sırayla birbirlerine asistleriyle başladı ancak İspanya kendini bulan Gasol ve Reyes ile oyundan kopmadı. Ardından Lebron sahneye çıktı bir üçlük attı, üstüne de bir tane Kobe için yarattı ve o dakikadan sonra fark bir daha 12'nin altına düşmedi. İlk yarının dikkat çekici bir noktası da Chris Paul'ün hızına ayak uyduramayan İspanya'nın onu devamlı faulle durdurması oldu. Paul 8 sayısının hepsini serbest atış çizgisinden buldu. Bir başka kayda değer olay ise, NBA takımlarının yakından ilgilendiği 17 yaşındaki Ricky Rubio'nun Fernandez'e yaptırdığı alley-oop idi. Açıkçası ikinci yarı hakkında anlatacak pek birşey yoktu, takımlar adeta maçın bitmesini beklemeye koyuldular ve karşılaşmanın sonuna kadar çok hızlı kullanılan hücumlar izledik. Konu hızlı hücum olunca da, farkın Amerika lehine açılmış olduğunu tahmin etmeniz zor değildir.

Bir de Almanya'ya değinelim. Yukarıda belirttiğim gibi maçı izleyemedim yayın olmadığı için. Ancak bu, Almanya'nın yarattığı hayalkırıklığını söylememe engel değil. Takıma Kaman eklenince açıkçası benim beklentilerim çok yüksekti Almanya'dan ancak hem İspanya hem de Yunanistan karşısında ezildiler. Sadece grubun en güçsüz takımı olan Angola'yı yenebildiler. Rusya'dan sonra beklentilere yanıt veremeyen ikinci takım oldular...

16 Ağustos 2008 Cumartesi

Usain Bolt & Michael Phelps

100 metre finalinin son 10-15 metresi sağına-soluna bakıp ellerini göğsüne vurarak 9,69'la kendisine ait olan dünya rekorunu kırdı Jamaika'lı Bolt. Elemelerde belli etmişti zaten çok rahat olduğunu, final başlamadan öncede hareketleri-tavırlarıyla nasıl bir özgüvene sahip olduğunu gösterdi. Diğer atletler tanıtım sırasında ciddi bir şekilde yarışı beklerken Bolt eğleniyordu. Bolt'un arkasında büyük çekişme vardı diğer atletler arasında. Pek hatırlanmayacaklar Usain Bolt yüzünden.

Gece 5.30'da Phelps'in mükemmel bir yarış sonrasında sadece 1 salise fark ile aldığı 7. altın madalya 12 saat sonra Bolt'un 100 metre finalinde harika showu. Yukardaki resimde Phelps'in nasıl bir işe imza attığı net olarak görülüyor. Cavic, yarışı bitirmek üzereyken Phelps son kulacıyla alıyor yarışı. O 1 salise bugün Phelps'in 8 altını almasını engelleyen adam olarak konuşulmasını engelledi. Daha almadı bir bayrak yarışı daha var Phelps'in ama bırakacağını hiç sanmıyorum.
İnanılmaz bir gün yaşattı bu iki adam olimpiyatlarda, uykusuz kalmaya her türlü değdi izlettikleri 2 yarış.

15 Ağustos 2008 Cuma

İkinci gümüşümüz Elvan'dan


Olimpiyatlar'da Sibel'den sonra ikinci gümüş madalyamız yine bir bayan sporcumuzdan geldi: Elvan Abeylegesse. 10000 metrede yarışan atletimiz, koşunun başından itibaren ön grupta yer aldı. 6 km'nin başlarında liderliği Kiplagat'tan devralan Elvan, arkasındaki 2 Kenyalı ve 2 Rus atletle arayı açmaya başladı, arkasında da Dibaba onu takip ediyordu. Dibaba'nın son 400 metreyi çok iyi koştuğunu bilen Elvan, tempoyu arttırdı. Buradaki amacı ya Dibaba ile arasını mümkün olduğunca açmak ya da Dibaba'yı bu tempo ile yorarak son 400 metreki sprintini engellemekti. Dibaba son 400 metreye kadar Elvan'ın arkasından ayrılmadı ve son 400 metreye girildiğinde o müthiş sprintine başladı ve Elvan'ı geçti. Maalesef Elvan'ın buna verecek cevabı yoktu. Ancak o zamana kadar yaptığı tempo ile 3. ile arasını 30 saniyeye kadar açmıştı ve 29:56.34 ile rahatlıkla gümüş madalyaya uzandı. İşin ilginç tarafı ise Elvan'ın yarıştan sonra yaptığı konuşma oldu: "Elimden geleni yaptım, gücüm bu kadar". Bilmeyenlere söyleyelim, Elvan'ın yaptığı derece, bayanlar 10000 metrede tarihteki en iyi 3. derece. Yetkililerden ne tür bir beklenti vardı da, dünyanın en iyi üçüncü derecesi için "gücüm bu kadar" deme zorunluluğu hissetti Elvan, açıkçası merak etmedim değil. Ya da yarışı o kadar iyi götürdü ki, kendisini altın madalyaya şartlamıştı, son 400 metrede o kadar iyi bir sprinte karşılık veremeyince kendisini kötü hissetti. İnşallah 2. teori doğrudur.
Tebriker ve helal olsun Elvan. Sadece madalyan için değil, bütün olimpiyat takımımız dökülürken, sen çalışarak ve hazır olarak geldiğin için helal olsun.

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 3

Sonuçlar:

Almanya 59 - İspanya 72
Avustralya 106 - İran 68
Angola 68 - Çin 85
Litvanya 86 - Rusya 79
Amerika 92 - Yunanistan 69
Arjantin 77 - Hırvatistan 53


Almanya-İspanya, Litvanya-Rusya ve Amerika-Yunanistan maçlarını izleme fırsatım oldu. Arjantin-Hırvatistan maçında ikinci çeyreğin başında elektrikler kesildi maalesef. Neyse gelelim maçlara:

İspanya'nın Almanya'yı mağlup ettiği karşılaşmada, ben açıkçası yakın geçecek bir mücadele bekliyordum. Ama maalesef pek öyle olmadı. Fernandez maça çok kötü başladı. Şutlarında ve turnikelerinde çember dövüp durdu. Buna karşılık Hamann çok etkiliydi, potaya gittiği pozisyonlarda ya faul alıyor ya da turnikeyi buluyordu. Kaman ribaundlarda katkı verirken, Nowitzki imza atışlarını sayıya çeviremiyordu. Eski turnuvalarda Almanlar'dan görmeye alışık olduğumuz alan savunmasını gördük. Her şuta el kaldırıyorlardı, boş atış izni vermiyorlardı, İspanya ise hücum ribaundları ile oyuna tutundu. Kenardan gelen Jagla'nın katkısıyla fark 8 sayıya kadar çıktı. Bunun üzerine İspanaya alan savunmasına dönünce Almanlar'ın zorlandığını gördük. Bu dönemde Gasol 11, Mumbru 7 sayı bularak İspanya'yı oyunun içinde tuttular. Hamann etkili oyununu sürdürürken, Nowitzki İspanyollar'ın savunması arasında yok oldu. İlk yarının son 1.5 dakikasında üstüste 2 tane üçlük bulan İspanya 39-36 öne geçti. İkinci yarıya Rubio'nun kaptığı 2 topla hızlı giren İspanya hızlı hücumlarla farkı 11'e çıkardı. Fernandez şutlarında halen isabet bulamasa da yaptığı iki asistle maçın kopmasını sağladı. Fark o noktadan sonra 9 sayının altına hiç inmedi. Son çeyrekte Almanya, yaptığı savunma ile İspanyaya 5 dakikada sadece 4 sayı şansı verdi ancak kendileri de 6 sayıda kaldı. Son 5 dakikasında ciddi bir Almanya atağı göremedik ve maçı İspanya kazandı. İspanya'nın maç boyunca topun kıymetini bilmesi galibiyette etkili rol oynadı, sadece 8 top kaybı yaptılar.

Litvanya-Rusya son derece çekişmeli bir mücadeleye oldu. Holden ve Jasikevicius takımlarının liderleri olduklarını maçın başından itibaren gösterdiler. Holden takımının ilk 7 sayısına imza atarken ardından 2 de asist yaptı, Jasikevicius ise 10 sayı 3 asistle müthiş bir performans sergiledi. Litvanya ilk çeyrekte 6 adet hücum ribaundu aldı ancak çok fazla faule başvurdukları için bu eforları bir anlamda boşa gitti diyebiliriz. Nitekim ofansif yönüyle tanınmayan Kirilenko ilk çeyrekte tam 10 kere serbest atış kullandı ve bunların 7'sinde isabet buldu. İkinci çeyrekte de Kirilenko hücumda çok aktifti, üç asistinin yanında bir de üçlük buldu. Kleiza da çok istekli göründü ve devamlı potaya yöneldi aldığı toplarda. Jasikevicius ikili oyunlarda yaptığı asistlerle çok etkiliydi. Holden oyuna yeniden girdiğinde sayılarına kaldığı yerden devam etti, kendisi içeriden ve dışarıdan aynı oranda sayı bulduğu için savunulması da zorlaşıyordu. Rusya'da Kirilenko ve Holden'a yardımcı olarak Savrasenko'yu gördük. İkinci yarıya Litvanya hızlı hücumlarla etkili olarak başladı, özellikle Kaukenas bu bölümde sayılar üretti. Rusya Jasikevicius'u yavaşlatmayı başaramadı, kendisi asistleriyle takımı oynatmaya devam etti. Bu iki oyuncuya Siskauskas da sayılarıyla katıldı. Holden ve Kirilenko yine Rusya'yı sürükleyen isimlerdi. Ancak bu iki oyuncu bu çeyrekte çok sayıda serbest atış kaçırdı, hatta maç sırasında "Bunları arayacaklar mı?" diye düşündüm. İkinci yarıda devamlı Litvanya kaçıyor Rusya kovalıyordu, 10 sayıya çıkan fark 1'e inip ardından tekrar 9'a çıkıyordu. Bu sahneyi 2-3 kere izledik. Son çeyrekte Rusya'nın bu ataklarından birini izledik. Khryapa ve Kirilenko'nun çabalarıyla fark kapandı. Bu dönemde Rusya'nın Kirilenko önderliğinde yaptığı defans turnuva boyunca izlediğim en iyi defanstı. Hiçbir boş şut imkanı tanımadılar rakiplerine. Dört dakikalık dilimde tam 4 blok 2 top çalma kaydetti Rusya ve 2 sayı öne geçtiler. Ancak Siskauskas ve Kaukenas üstüste 2 zor pozisyonda el üstünden orta mesafe şutlarında isabet buldular ve bu Rusya fırtınasına "Dur" dediler. Çeyreğin son 4 dakikasında sadece 2 sayı bulabilen Rusya, Jasikevicius'un da 5 faulle oyun dışında kalmasını değerlendiremedi ve sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Bu mağlubiyetteki en büyük faktör 22/37 olan serbest atış oranlarıydı. 17 sayı 6 ribaund 6 asist 6 top çalma ve 3 blokla oynayan Kirilenko'nun çabalarına yazık oldu diyebiliriz ancak kendisi serbest atış oranındaki 1 numaralı sorumluydu (10/19)...

Amerika ile Yunanistan arasındaki maçta Kidd ilk 2 dakika içinde 3 faul alarak kenara geldi, Paul oyuna girdi. Amerikalı oyuncuların bu maça 2 sene öncesinin intikamını almak için çıktıkları yüzlerinden okunuyordu. Kobe'nin henüz 2. dakkadaki sportmenlik dışı faulü belki de bunun göstergesiydi. İlk dakikalarda dış şutlarla sayı üretmeye çalışan Amerika, bunda pek başarılı olamadı. Birkaç pozisyon üstüste ikili oyunlarda başarı sağlayan Yunanistan 4 sayı öne geçti. Bu noktaya kadar 2 sene önceki maçın bir tekrarını izliyor gibiydik. Ancak Amerika'nın Yunanistan'a karşı ne kadar konsantre olduğunu gösteren bir detay daha dikkatimi çekti. Biliyorsunuz NBA'de çemberin üstündeki topu çelmek ve sayıyı engellemek yasak ve Amerikalı oyuncular alışık olmadıkları için, uluslararası turnuvalarda bu hareketi pek yapmazlar. Ancak maç henüz daha Yunanistan'ın kontrolünde gidiyorken 2 kere topu çelmeye çalıştı Amerikalı oyuncular. Sadece bu bile bence yeterli bir göstergeydi... Zaten Bosh ve Wade'in oyuna girmesiyle maç döndü ve Amerika'nın hakim olduğu bir oyun izlemeye başladık. Çaldıkları ve ribaundu aldıkları toplardan sonra inanılmaz bir hızla karşı potaya gitti Amerikalı oyuncular. Bu temponun artmasında Paul ve Wade başrolü oynadılar. Bosh ise hızlı hücumlarda daha çok bitiricilik görevini üstlendi. Ayrıca Bosh, Dwight Howard'ın yapamadığı birşeyi yaparak Amerika takımının defansınındaki gediği kapadı, o da pick&roll savunmasıydı. Wade-Kobe-Lebron üçlüsü savunmada Yunanistan'a gerçekten çok zor anlar yaşattılar, müthiş bir baskı ile. Yunanistan, Amerika'nın bu baskısı karşısında tam anlamıyla dağıldı. Hem sayıya çok zor gidiyorlardı, hem de sayı bulamadıkları her top fast break olarak potalarına dönüyordu. 3 silahşörler maçı 2. çeyreğin sonunda bitirdiler. Soyunma odasına 19 sayı geride giderken Yunanistan da maçın dönmeyeceğinin farkındaydı, yüz ifadeleri bunu gösteriyordu. İkinci yarıda da Amerika'nın şovunu izlemeye devam ettik... (Ayrıca ikinci çeyreğin başında Wade ve Kobe turnuvanın en güzel oyununa imzayı attılar, izlemek isteyenlere videonun linki: http://www.youtube.com/watch?v=AGEc-ayOsjs)

Ayrıca maçı izlememiş olsam da Yao Ming'e değinmeden olmaz. Kendisi 10/11 saha içi ve 10/11 serbest atış isabetleriyle 30 sayı bulmuş, yanına da 7 ribaund, 3 asist, 4 blok eklemiş. Tabii ki rakipleri Angola'ydı ama yine de iyi istatistikler.

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Çin işi


Yukarıda sol tarafta gördüğünüz fotoğraf 2008 Pekin Olimpiyatları'nda şarkı söyleyen küçük kızın fotoğrafı değil mi? Sağdaki kızın ise kim olduğuna dair muhtemelen hiç bir fikriniz yok. Ben önce size ikisinin de adını vereyim. Soldaki Lin Miaoke, sağdaki ise Yang Peiyi. Ardından da belirteyim ki, hayır Lin Olimpiyat açılışında şarkı söylemedi. Sağda gördüğünüz Yang şarkıyı söyleyen küçük kız. Lin ise sadece rol yapmış. Bunun nedeni de Lin'in daha "şeker" olmasıymış ve Çinli Olimpiyat yetkilileri bir de çıkıp bunu savunuyorlarmış. Yahu ayıptır günahtır. Minicik çocuk bu çocuk, sadece "çocuk" olması sevimli görünmesi için yeterlidir. Bir de o kadar süsleyeceksiniz cicili bicili giydireceksiniz, makyaj yapacaksınız, şirin görünmemesi mümkün mü? Evet bence de Lin daha şirin bir kız Yang'a göre ama şu yapılan rezaletin açıklaması olamaz. Düşünsenize kendinizi Yang yerine koyun bir stüdyoda şarkıyı söylüyorsunuz, televizyonda başka bir kız sizin sesinizle şarkıyı söylermiş gibi yapıyor. Yok, gerçekten diyecek söz yok. Bence Çinliler yaptıkları muhteşem açılışa bu skandal ile gölge düşürdüler.

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 2

Sonuçlar:

İran 67 - Litvanya 99
Hırvatistan 85 - Rusya 78
Yunanistan 87 - Almanya 64
Çin 75 - İspanya 85
Amerika 97 - Angola 76
Arjantin 85 - Avustralya 68

İran ile Litvanya arasındaki maç hariç, hepsini izleyebildim.

Hırvatistan'ın Rusya'yı mağlup ettiği karşılaşma günün en iyi ikinci maçıydı. Maçın başında iki takım da karşılıklı sayılar buldu, Hırvat tarafında özellikle Popovic çok etkiliydi, ayrıca başta Barac olmak üzere hücum ribaundlarını domine ettiler. Rusya tarafında ise Kirilenko hem bulduğu 7 sayı hem de defansta yaptığı bloklarla takımını sürükledi. Rusya'da Holden ilk yarı boyunca bir türlü bekleneni veremedi, Morgunov ise kenardan gelerek skora katkı yaptı. İkinci yarıya Rusya tutuk başladı, Hırvatlar Popovic ve Barac'la farkı 11'e kadar çıkardı. Rusya'da Holden sayı bulmakta maç boyunca zorlanınca, asistleriyle takımı katkı yapmaya başladı, Kirilenko, Khryapa ve Savrasenko Rusya'yı maçın içinde tutmaya çalıştılar, hücum ribaundlarında da etkili oldular. Son periyodda Bykov, şutlarında isabet bularak Holden'ın eksikliğini kapatmaya çalıştı. Ancak Popovic iyi oyununu son periyoda da taşıdı. Bu performansa Planinic de katılınca, Rusya farkı bir türlü 8 sayının altına düşüremedi.



Yunanistan ile Almanya arasındaki mücadeleden açıkçası çok umutluydum. Hazırlık maçlarında izlediğim Kaman gerçekten Almanya'ya çok iyi uyum sağlamış gibi görünüyordu. Ancak Yunanistan maçında hiç böyle olmadı. Kaman zaten maçın başında 3 top kaybı yaparak başladı ve Nowitzki ilk 4 dakika boyunca topa değmedi. Bunu fırsat bilen Yunanistan farkı açtı. Fotsis hem hücumda sayılar buldu ama asıl görevi defansta Nowitzki'ye top aldırmamaktı ve bunu çok iyi başardı. Zaten Nowitzki topu aldığında da hemen ikili sıkıştırma geliyordu. Almanlar bu riski çok iyi değerlendirdiler boş üçlüklerde isabet bularak. Defansta da alan savunmasına döndüler. Dış şutlarda isabet bulamayan Yunanlılar, Nowitzki'yi de durdurmakta zorlanınca farkın kapanması kaçınılmaz oldu. İlk çeyrekte Almanya 2 sayı farkla üstün olan taraftı. Ancak ikinci çeyrekte işler değişti. İlk 5 dakika boyunca sayı bulamayan Almanya, savunmada Diamantidis ve Papaloukas'a çare bulamayınca bir anda 10 sayı geriye düştü. Yunanistan'ın dış şutu riske etme stratejisi işe yaradı. Üçlüklerde isabet sağlayamayan Almanlar'ın imdadına Greene yetişti. 2 tane 3'lük bularak, bir de Roller'e bomboş bir 3'lük fırsatı yaratarak farkın 6'ya inmesini sağladı. Devre 11 farkla Yunanistan üstünlüğünde geçildi. Yunanistan için yolunda gitmeyen belki de tek bir olay vardı: Schortsanitis’in bir serbest atışı potaya bile değdirememesi. Üçüncü çeyrek maçın koptuğu dilimdi. Almanya defansta Yunan guardlarını durduramadı ve fark 17'lere kadar çıktı. Son çeyreğe girilirken Almanya 69 sayı yemişti bile, normalde maç sonunda bu skoru yemeyi hedefleyen bir takım için acı bir istatistikti bu. Yunan guardları Almanlar'a fazla sert geldiler, ellerini kollarını sallayarak içeri girdiler. Kaman'ı ne savunmada ne de hücumda tanıyamadım açıkçası. Maç boyunca defansta uyudu. Zaten defansta 1 ribaund bile almadı üstüne de yetmiyormuş gibi hücumda 5 top kaybı yaptı. Gerçekten şaşırtıcıydı. Boyalı alan sayıları herşeyi açıklıyor zaten. Almanya 10 - Yunanistan 46...


Ev sahibinin İspanya’yı konuk ettiği maç ise beklentilerin çok üzerindeydi. İspanya Yao’dan çekindiği için önce ikili sıkıştırma ile başladı ardından alan savunmasına geçtiler. Çin takımının buna yanıtı gerçekten şahaneydi. Çok iyi paslaşarak devamlı boş adamları bulmalarına ve bu şutları değerlendirmelerine açıkçası şaşırdım. Tam bir takım oyunu oynuyolardı. Öte yandan İspanya takımında Fernandez yine maça müthiş bir başlangıç yaptı. İki üçlük, iki asist ve 10 sayıyla durdurulamıyordu. İkinci çeyrekte Liu etkili oyunu Zhu’nun isabetli üçlükleriyle Çin farkı açmaya başladı. Dinlendikten sonra soğuyan Fernandez skora katkı yapamadı ancak İspanya için asıl sorun sayı bulmak değildi. Çin’i durduramıyorlardı. İlk yarıyı Çin 9 sayı önde kapattı. İkinci yarıya da sıcak giren Liu ve Zhu ile farkı 15’e kadar çıkaran Çin bu farkı çeyrek sonuna kadar korumayı başardı. Bunda İspanya’nın sayı bulmakta çektiği problem etkiliydi. Fernandez bir türlü oyuna yeniden ısınamıyordu. Gasol tek başına farkın daha fazla açılmasını engelledi. Takımının bu çeyrekte attığı 10 sayının 7’sinin sahibiydi. Kenardan gelen Zhizhi, Gasol’ü savunamasa da Çin’in 15 sayısının 9’una imza attı. Son çeyreğe girilirken Çin’in son çeyrekte olası bir geri dönüşe karşı koyup koyamayacağını düşünüyordum. İspanya bekleneni yaptı ve bir seri yakalayarak maça ortak olmaya başladı. Fernandez asistleriyle Reyes ve Gasol’ü beslerken aynı zamanda takım olarak hücum ribandlarında etkili oldular. Sadece asistlerle yetinmeyen Fernandez ilk çeyrekteki gibi alev alınca skor beraberliğe geldi. 1 dakika kala Zhizhi’nin attığı baskete Marc Gasol, Yao’nun üzerinden çok zor bir atışla yanıt verdi. Ardından maçın Çin için kahramanı son hücumda Liu top kaybı yapıp, İspanya’ya maçı kazanma şansını tanıdı fakat Rubio Yao’nun üzerinden attığı gözyaşı damlasında başarılı olamadı ve maç uzadı. Uzatmalarda üstüste 4 tane hücum ribaundu aldıktan sonra 4 sayılık avantaj yakalayan İspanya, Yao’nun 5. faulu almasının ardından galibiyete uzandı. Çin’in ilk 3 çeyrekteki oyununa yazık oldu ama maçın sonlarında elleri titremese belki de büyük bir sürprize imza atacaklardı. Bir çuval inciri berabet ettiler.




Amerika Angola arasındaki maçta açıkçası not tutmadım, hatta dikkat ederek bile izlemedim. Amacım bu maçtan mümkün olduğunca zevk almak ve Amerikalı oyuncuların şovunu seyretmekti. Maçtan aklımda kalan şeyler: Angolalı Morais’in uzak mesafeli üçlükleri, Wade’in hazırlık maçlarındaki oyununu aynen devam ettirmesi ve Kobe’nin potalara halen alışamamış olması. Umarız artık alışmaya başlar kendisi çünkü artık Amerika için zorlu maçlar başlayacak. Ayrıca maçta çok sinirime giden bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim. Amerika ile Angola arasındaki güç farkını bilmeyen yoktur. Amerika’nın maçı farklı kazanacağı açık ve net. Fark 15 civarlarında iken Lebron James muhteşem bir blok koydu Angola’lı oyuncuya. Ardından yere düşen rakibine 5-6 saniye boyunca aşağılarcasına baktı. Bu tür şeyler NBA’de gözdağı vermek için yapılıyor olabilir. Ama uluslararası alanda, olimpiyatlarda, hele bir de böyle amaçsız, rekabetsiz denilebilecek bir maçta çok gereksiz bir hareketti.





Arjantin’in Avustralya’yı mağlup ettiği maçta ise tam anlamıyla Manu Ginobili şov vardı. İlk dakikadan itibaren oyuna ağırlığını koydu Manu. Scola ise kısa sürede 9 sayı üreterek takımının en skoreri oldu, Oberto Manu’nun asistleriyle skor üretimine katkıda bulundu. Ayrıca takım olarak da topu çok iyi dolaştıran Arjantin devamlı boş atışlar buldu. Bu sırada tamamen dış şuta yönelik oynayan Avustralya hiç isabet bulamadı. Özellikle Barlow çok kötü oynuyordu. Bu süreç içinde skor 20-3’e geldi. Ardından oyuna dahil Andersen sayesinde Avustralya hareketlendi, hücum ribaundlarında daha aktif oldular ve çeyreği 23-11 kapadılar. İkinci çeyrekte çekişmeli bir mücadele izledik. Arjantin’de oyuna ağırlığını koyan bir oyuncu yoktu, takım halinde iyi paslaştılar. Barlow kaçırdığı şutlar sonucu kendisini geri plana çekti. Bogut ilk yarı boyunca etkisizdi. İkinci yarıda da Scola ve Manu etkili oyunlarını sürdürdüler. Manu özellikle asistleriyle arkadaşlarını çok iyi besledi. 3. çeyrekte Arjantin’in hücumdaki top dolaştırma hızına yetişemeyen Avustralya çok sayıda faul yapmak durumunda kaldı ve fark açıldı. Dördüncü çeyrekte Arjantin sonlara kadar hiç heyecan yaşamadı, sadece 2 dakika kala fark 10’a düştüğünde Avustralya’nın kıpırdandığını gördük. Hemen ardından gelen Arjantin hücumunda Ginobili 3’lükle yanıt verince maç bitmiş oldu.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü

Sonuçlar:

Rusya 71 - İran 49
Almanya 95 - Angola 66
İspanya 81 - Yunanistan 66
Litvanya 79 - Arjantin 75
Avustralya 82 - Hırvatistan 97
Amerika 101 - Çin 70


Bu maçlardan Rusya-İran, İspanya-Yunanistan ve Litvanya-Arjantin mücadelelerini izleyebildim.

Rusya ile İran arasındaki denge farkı maçın başından itibaren kendini gösterdi. İran ilk periyod boyunca potasında 24 sayı görürken, top kayıpları sebebiyle sadece 5 sayı atabildi. İkinci periyodda hem hücumu hem savunmayı geliştirmelerine rağmen, bu onları maça ortak etmeye yetmedi. Ancak ikinci yarı için soyunma odasına ümitli gitmelerin sağladı. Üçüncü çeyreğe isabetli şutlarla hızlı başlayan İran, Rusya'nın da maçın bittiğini düşünmesini fırsat bilerek farkı 8'e kadar düşürdü. Son çeyrekte işin ciddiyetini anlayan Rusya hem savunma dozajını arttırdı hem de iyi paslaşmalarıyla kolay basketler buldu. İran'ın verecek yanıtı yoktu. Orta mesafe şutlarını çok isabetli sokan JR Holden bana göre maçın adamıydı.


İspanya Yunanistan karşılaşmasının daha yakın ve zevkli geçmesini beklediğim için hayalkırıklığına uğradım. Maç 3. çeyreğin ortasında koptu. Yunanistan, Papadopoulos'un eksikliğini fazlasıyla hissetti hücumda. Çünkü her zaman takım oyununa dayalı başarılar elde etmiş olsalar da, içeride bir skorer oyuncunun eksikliği mutlaka hissediliyor. Hele takımınızda skorer olarak adledebileceğiniz başka bir isim yoksa (Spanoulis'i bir nebze dışarda tutabiliriz). Maç boyunca Yunanlı oyuncuların ellerinde patlayan toplar ve kötü atışlara tanık olduk. Ayrıca Yunanistan'ın o bildiğimiz ünlü savunmasından da eser yoktu. Fernandez ise oyunuyla, Portland Trailblazers'ın kendisini seçmekle ne kadar doğru bir karar verdiğini adeta kanıtladı.

Geldik günün en zevkli, çekişmeli ve adrenalin dolu maçına. Litvanya'nın Arjantini mağlup ettiği müsabakanın ilk çeyreği izleyenlere açıkçası pek umut vermiyordu. Çünkü bu kadar potansiyelli iki takımın hücumda boş atışları kaçırmalarına, anlaşılmayacak top kayıpları yapmalarına eminim herkes benim gibi şaşırmıştır. Arjantin'in özellikle ilk çeyrek olmak üzere, maç boyunca hücumda organize olmakta zorlandığını gözlemledim, bunu 2006 Dünya Şampiyonası'nda asist kralı olan Pepe Sanchez'in yokluğuna bağlıyorum. Bu düzensizlik ve Ginobili'nin formsuzluğu sırasında ortaya çıkan Delfino ikinci çeyreği Arjantin'in skor yükünü sırtladı. Litvanya'da ilk yarının yıldızı ise Javtokas idi, Jasikevicius ile oynadığı ikili oyunları Arjantin bir türlü durduramadı. Ayrıca Lavrinovic ve Petravicius ile beraber Arjantin uzunlarına boyalı alanı dar etti. Üçüncü çeyrekte aklımda en çok kalan şey Nocioni'nin kaçan boş üçlükleri ve ilk yarıda çok iyi oynayan Javtokas'ın kenarda unutulmasıydı. Son çeyreğin başlarında Litvanya Kleiza'nın sayılarıyla farkı açtı. Maçın bitimine 4 dakika kala fark 12'ye kadar çıkmıştı. Bu noktadan sonra Arjantin'in geri dönmek için yaptığı mücadeleyi izledik. Ginobili'nin biraz kıpırdanması ve Nocioni'nin de ona katılıp ilk üçlük isabetini bulmasıyla ortaya 11-0'lık bir seri çıktı ve skor 1 dakika kala 75-75'e geldi. Litvanya hücumdan boş döndü, Arjantin'e maçta öne geçme şansı geldi ancak bunu Ginobili ile kullanamadılar. Litvanya son hücumda Kleiza ile bomboş bir üçlük şansı buldu ve bunu değerlendirdiler. Maçın bitmesine 2 saniye kaldığı için rakip yerleşmeden çabucak oyunu başlatmak isteyen Scola, topu dışarı atınca, kazanan belli oldu. Maç öncesi kazanacağı tahmin edilen Arjantin hakkında son tespitim ise Herrmann ve Pepe Sanchez'in olmamalarının takımın dar bir kadro ile mücadele etmesine sebep olması. Nitekim maçı sadece 6 oyuncu ile oynadılar.

Ayrıca maçı yorumlayan sayın Ömer Üründül'ü de biraz eleştirmeden geçemeyeceğim. Şimdi Ömer Bey, "Arjantin içeriyi fazla zorluyor, atamıyorlar, dışardan şut denemeleri lazım" ne demektir? Size göre 6 metreden yapılan atışlar 2-3 metreden yapılan atışlara göre daha mı kolay yoksa? Ya da Arjantin'in bütün maç boyu dış şutlarının girmediğini mi görmediniz? Tabii önce voleybol, ardından futbol, üstüne de basketbol yorumlayınca bu tür şeylere olabiliyor.


Amerika-Çin maçını izlemedim ancak Dwyane Wade'in 7/7 saha içi isabeti dikkat çekici. Wade anlaşılan hazırlık maçlarındaki formunu aynen olimpiyatlara taşımış. Kayda değer bir diğer nokta ise Kidd'in aldığı 13 dakika. Kendisinin griple boğuştuğu söyleniyordu. Aceba o yüzden mi dakikaları kısıtlı kaldı yoksa bu takım artık Paul ve Deron Williams'a mı emanet edildi? Bu sorunun cevabını Angola maçında da tam olarak alamayabiliriz. Ama Yunanistan karşısına çıktıklarında bence görüntü netleşecektir.

Kaman'ı kadrosuna katan Almanya ise Angola'yı farklı geçmiş. Kaman maçın en skorer oyuncusu olmuş 24 sayı ile, Nowitzki de ona 23 sayı ile eşlik etmiş.

Hırvatistan da ikinci çeyrekten itibaren maçı kontorlünde götürüp, 15 sayı farkla kazanmış. Box score'da dikkatimi çeken tek istatistik Hırvatistan'ın 12/16 üçlük isabeti oldu. Gerçekten muazzam bir oran. Yakından tanıdığımız Prkacin ve Banic 16'şar sayı ile maçın en skorer iki ismi olmuşlar.