Nba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2010 Pazartesi

AI3

Olur mu olmaz mı derken bugün olay netleşti. Iverson hafta içinde imza atacakmış. Iverson Beşiktaş CT'yı şampiyon yapmayacak ama en azından salonu dolduracağı kesin. Çocukluğumuzun efsanelerinden Iverson'ı Beşiktaş formasıyla görmek bile hayal edilemeyecek bir şans.
Sözleşmede herhangi bir NBA takımından teklif gelirse sözleşmenin iptali maddesi varmış. En azından kendini göstermek için oynar. Peki oynamazsa ne olur?

Hiç önemli değil...

14 Şubat 2010 Pazar

All-Star 2010 Saturday Night



- 3'lük yarışmasını bir kenara ayırırsak boşu boşuna uykusuz kalınan bir gece oldu izleyenler için. Haier Shooting Stars yarışmasını Dirk-B.Hammon ve K.Smith'den oluşan Texas takımı kazandı. İlk turda oldukça kötü dereceler izlesek bile, finalde Texas 34 saniyede bitirdi işi. Skills Challenge'da ise Nash götürdü ödülü. Westbrook zaten sonradan dahil olmanın verdiği şaşkınlıkla ilk çıkan ve ilk elenen ben olurum dedi yaptığı 44 saniyelik derece ile. İlk turda Jennings, finalde ise Deron aynı istasyonda takıldılar ki Jennings çok iyi bir performans gösteriyordu takılana kadar. Nash, birinciliği garantiledikten sonra Deron'un son turnikesinde yaptığı blok denemesi gecenin en güzel anlarından birisiydi. O kadar sıkıcı geçti ki bütün gece şu ufacık hareket aklımda kalmış.


- 3'lük yarışması oldukça çekişmeli geçti. Gecenin en güzel anlarıydı. İlk turda Pierce ve Billups 17, çaylak Curry ise 18 yaptı. Bu üçlü finale adını yazdırırken, elenen 3'lü Frye-Gallinari ve son şampiyon Cook ise 15'le bitirdiler yarışmayı. Yanılmıyorsam Frye renkli topunda çizgiye bastığı için 2 puanı düşüldü. Finalde ilk sahne alan Pierce harika bir performansla 20'yi buldu. Billups 14, Curry ise 17'de kaldılar.

- Herkesin merakla beklediği smaç yarışması ise eziyete dönüştü. Herkesin gözü yarışma öncesi Shannon Brown üzerindeydi. Shannon Brown, yaptığı 2 smaçla da vasatı aşamadı. İlk denemesinde başaramadığı smaçı yapmaya çalışsa daha akıllıca bir hareket yapmış olurdu. İlk başarısız denemenin ardından vazgeçti hemen. 2.smacında ise Kobe'den yardım almasına rağmen oldukça düz bir smaça imza attı. Gerald Wallace, niye geldik, ne yapmamız gerekiyor burada diye etrafa bakınırken 2 smaç yapıp işgal ettiği süreyi doldurdu. Derozan, gecenin en etkileyici smacını yaptı ilk turda Weems ile beraber. Fakat finalde son smaçın da aynı dün gece yaptığı gibi gayet basit bir şekilde bitirince, en iyi smaçını son hakkında yapan Nate'e birinciliği vermiş oldu. Nate, 3.kez bu ödülü kazanan ilk isim olmuş. Seneye yine ünvanını korumak için yarışmacılar arasında olursa diyecek bir söz yok. Bu arada Amerikan rejisi harikaydı. 2 smaçı tekrarlarından izlettiler bize.


- Bu gece için uykusuz kalmayanlar, en doğru tercihi yapmış oldular. Kaçırılacak, arkadaşlar arasında muhabbeti dönecek en ufak bir atraksiyon yoktu gecede. Zaten All-Star'ın en önemli isimi Shaq yok piyasada, birde dün gece yaşanan eleme saçmalığı+bu gecenin bu şekilde geçmesi yarına dair umutlarımı azaltıyor.

13 Şubat 2010 Cumartesi

Demar Derozan vs. Eric Gordon


Nba'de All-Star hafta sonu başladı. Smaç yarışmasına katılacak son isim Rookies-Sophomeres maçının devre arasında yapılacak elemeyle belirlendi. Demar Derozan ve Eric Gordon sahnedeydi bu eleme için. Açık ara favorinin Derozan olduğu söyleniyordu ama yapılan 2'şer smaçtan sonra Eric Gordon'un smaç yarışmasına katılacak son isim olmaya hak kazanması lazımdı. İlk smaçlar için eşit yorumu yapsak bile 2.smaçları göz önüne alırsak Gordon ezdi Derozan'ı.

Yapılan oylama sonucunda %61 oyu alan Derozan kazandı elemeyi. Tam anlamıyla skandal bir sonuç oldu. Tabi bunda Nba.com'un oylama sayfasındaki rezaletinde etkisi olabilir. Yukardaki resimde görüldüğü üzere Derozan'ın isminin üstünde Gordon'un, Gordon'un isminin üstünde ise Derozan'ın resmini koymuş Nba.com. Son senelerde çıkan sonuçlar ve Nate Robinson faktöründen dolayı oldukça eleştiriliyordu, bu senede daha ilk günden heves kaçırdılar. Derozan yarın göstereceği performansla bu geceyi unutturur umarım.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Lebron vs. Wade


Dün gece oynanan Miami-Cleveland maçının 2.çeyreği bu iki süperstarın düellosuna sahne olmuş. Devreyi Wade 30, Lebron 22 sayıyla kapamışlar. Sürekli birbirlerinin hamlelerine cevap vermişler, bu işleri yaparken seyirciyi coşturdukları gibi kendileri de oldukça eğlenmişler. Birbirlerine hareketleri ve videonun sonundaki tebessümleri her şeyi anlatıyor. 2.çeyrekte bu kapışmanın meydana geldiğini okuyunca link aramıştım maç için ama bulamadım nette.

İkinci yarı hızları kesilmiş zaten. Wade, 30 attığı ilk yarının ardından 2.yarı sessiz kalıp sadece 2 sayı atabilmiş, maçın sonunda ise maçı Cavs'a vermiş resmen. İlk önce 2 serbest atış kaçırmış, son anlarda ise vermeye çalıştığı artistlik pası Lebron'a kaptırıp, üstüne Lebron'a yaptığı faulle Cavs'ın 92-91 öne geçip maçı almasına yardımcı olmuş.

31 Temmuz 2009 Cuma

Shaq Ringe çıktı



Shaq,hazır sezon başlamamışken şovlarına devam ediyor. Bu seferde Amerikan Güreşi için ringe çıkmış koca oğlan. Bu sene Kral'a yardım edeceğim derken her anlamda yardımı kast ediyor anlaşılan, şimdiden antremanlara başlamış. Seviyoruz bu adamı.

10 Temmuz 2009 Cuma

Toronto'lu Hedo





Hedo Raptors'a imza attıktan sonra oldukça güzel bir tanıtım toplantısı yapılmış. Umarım orada başarılı olur ve Raptors'ın kötü galibiyet yüzdesini biraz daha yukarıya taşır. Raptors yetkilileri ise Hido'nun gelişi üzerine anasayfalarına bir klip eklemişler. Orlando'nun Philly maçında attığı son saniye basketini üzerinde biraz oynayıp koymuşlar. Böylesine beklentileri olmaları çok hoş.

Video için tıklayın

Rasheed


7 Temmuz 2009 Salı

Rasheed Celtics'de


Daha önce belirtmiştim zaten Rasheed için Boston GM, Coach ve süperstarlarının yaptığı çıkartmayı. Beklenen etki gerçekleşmiş ve Pistons'ın huysuz çocuğu Rasheed artık Boston Celtics oyuncusu oldu. Spurs ve Mavs'ın da teklifleri vardı kendisine, ama doğu tarafında kalmak ve Garnett'in bomba gibi döndüğü bir sezonda yüzük hedefi için en idealinin Boston olduğuna karar vermiş. Tabi bu durumun Boston açısından bir kötü yanı var Glen Davis'in MLE'sini karşılayamacaklar bu hamleyle, bu da takımda tutmak isteseler bile ellerini bağlayacak.

5 Temmuz 2009 Pazar

Raptors ??

Geleceği olan Trail Blazers yerine, en önemli yıldızının kaçmak için gün saydığı Raptors'ı seçmiş Hidayet. Portland kendisine 5 yıl için 50 milyon dolar teklif ettiğinde bu potansiyelde bir takımda bu kontrat kaçırılmaz demiştik. Kendisi de şehri falan gezmişti, sonrasında ise diğer talip Toronto'yla anlaştı. İki takım arasındaki maddi fark 6 milyon dolar kadar, ki Hido geleceğimi düşünmek zorundayım demiş. Bunca zamandır parayı zaten kazanmıştı, karısı Toronto'nun daha kozmopolit bir şehir olduğu ve çok türk yaşadığı için burayı tercih ettiği söylentileri de var. Ama Artest gibi kalburüstü bir oyuncu bile sırf şampiyonluk yaşamak adına mid level exception'ı kabul ediyorken, Hidayetin sırf çok az fark uğruna bu hayalinden vazgeçmesi anlamsız. Blazers'la 3 sene içinde takımın ağabeyi olarak finallerde destan yazabilirdi. Bir de işin teknik tarafı var ki bu tercihi daha da kötü yapıyor. Bir tarafta topu sadece getirmeyi seven ve diğer dış oyuncuların topla daha çok oynamasına izin veren bir guard, diğer tarafta ise Calderon gibi bir guard var. Hidayet'in Orlando'da en çok parladığı anların topu getirip servis yaptığı anlar olduğunu düşünürsek bu özelliğini Raptors'da gösteremeyeceği çok belli. Blazers'da LaMarcus, Oden gibi pota altında dominant oyun sergileyebilecek oyuncularla pick&roll yapamayacak artık, keza Raptors da bunu yapabilecek tek adam Bosh, o da gün sayıyor gitmek için.

Velhasıl resmi açıklama gelmese de ( NBA'de takımlar resmi imzaları 8 Temmuz'da açıklayabiliyorlar, transfer bütçelerinin açıklanması o gün yapılıyor) artık Raptors oyuncusu diyebiliriz Hido için. Eh artık Play-off zamanı tatil yapacak oyuncular kervanına kendisi de katıldı. Hem daha çok para, hem daha çok tatil. Giden olası bir şampiyonluk yüzüğü olsun.

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Michael Owen United'da




İngiltere'nin en yetenekli oyuncularından biri, dibe doğru son sürat giden kariyerinde yeni bir ivme şansını süpriz bir şekilde buldu. Hull City, Blackburn derken Michael Owen artık son şampiyon Manchester United'ın oyuncusu. Cristiano Ronaldo'nun gidişinden sonra Sir Alex Ferguson oldukça ekonomik ama yaratıcı hamlelerle yoluna devam ediyor. Önce yeteneğine hayranlık duyduğum Antonio Valencia'yı düşük denebilecek bir bedelle transfer ettikten sonra, şimdi de bonservisi olmayan ve düşük bir maaş karşılığı kontrat imzalayan kendisini tekrar kanıtlama çabası içinde bir Michael Owen. Tutmazsa zaten hiçbirşey kaybetmeyecek United bu transferden ki Owen'ın EPL'de 10 gol barajını eğer sakatlanmadan devam ederse aşacağını düşünüyorum. Ekstra atacağı gol ve getireceği puanlar bu transferin artı hanesine yazılacaktır. Daha 29 yaşında Real Madrid ve Newcastle United takımlarında sakatlıklar dolayısıyla, kariyeri erime noktasında olan bir oyuncu da ekstra motivasyonla bu fırsatı kaçırmamak için herşeyi yapacaktır. Nereden bakılırsa bakılsın her yönüyle çok iyi bir transfer oldu United adına. Fergi bu işi gerçekten iyi biliyor.

Kısa kısa NBA


Lakers kumarı seven bir takım olmalı ki dengesiz oyuncuların en büyüğünü kadrosuna kattı. Ron Artest artık bir Laker oldu. Geçen sezon Lakers formasıyla başarılı maçlar çıkaran Trevor Ariza ise madem öyle ben de Rockets'e geçeyim dedi. İki takım oyuncuları böylece yer değiştirmiş oldular. Bu transferin riskli olduğu kadar güzel tarafları da var. Tartışmasız bir şekilde kısa forvetleri savunmasıyla bezdiren, üstüne sayı katkısı da sağlayan bir Artest her eve lazım bir adam, sonuçta LeBron'u NBA'de tek yavaşlatan adamdan bahsediyoruz, Ariza'yla kıyaslanamaz bile. Houston'daki gibi potayı bile göremediği amaçsız üçlük denemelerini Lakers'da tekrarlamaz umarım. Bu transfer sonrası ya Jackson Chicago günlerindeki gibi sinir hapları ve Zen öğretisine geri dönecek, ya da bu transferin keyfini çıkarır, ki ben P-Jax faktörüyle ikincisinin olmasını bekliyorum, ha seneye Artest ben sıkıldım bırakıyorum NBA'i rapçi olacam derse de şaşırmam.

Daha önce de belirttiğim gibi Boston'un GM, coach ve ağır abi oyuncuları, Rasheed'i ikna etmek için Detroit'e gittiler. Rasheed benim uyuz olduğum bir oyuncu ama kabul etmek lazım ki, her kalburüstü takımın sahada görmek isteyebileceği bir forvet. Blok tehdidi olan, iyi savunma yapan ve en önemlisi üçlük gönderebilen böyle bir adamı her coach kadrosunda görmek ister. Birkaç takım daha peşinde Magic, Cavs ve Mavericks de istiyorlar ama sonuca en yakın gözüken şu anda Boston Celtics.

Mike Bibby Philadelphia ile anlaşmak üzereymiş. Bunu da yazmadan geçmeyelim. Umarım anlaşma sağlanır, Bibby'nin oyun zekası Philly'e bir kademe daha atlama şansı tanır.

Son olarak gene Hido diyelim. Dün haydi Portland'a demiştik. Hido gidip görüşmelere başlamış, ki durumdan anlaşıldığı üzere ikna olmuşa benziyor.

Shaq Cleveland'da




Aslan parçası ya ..

2 Temmuz 2009 Perşembe

Kısa kısa NBA

Şişman Joe işi bitirmiş, Pistons Charlie V ve Ben Gordon'la 5'er yıllık sözleşme imzalamış. Bu kontratlar karşılığında Charlie V 35, Ben Gordon 55 milyon dolar kazanacak. Aslında kadroda Rip Hamilton varken Ben Gordon transferi çok da gerekli olmasa da, temposunu bulduğu anda tek başına maç kazandıran bir yıldız. Sanırım Dumars geçen sezon oluşturmaya başladığı temellerin üzerine artık binayı çıkmak istiyor, belki ilerleyen zamanlarda Rip'in dahil olduğu bir takas bile gelebilir.
Clippers içinse şu iki hafta sanırım en mutlu haftalardır. Önce gayet iyi bir draft seçimi yaptılar, sonrasında ise ne oynadığını kendisi bile bilmeyen Zach Randolph'u Memphis'e takas ettiler. Karşılığında ise Quentin Richardson'ı kadrolarına kattılar. Bu takasın iki iyi tarafı var Clippers için, birincisi Randolph'tan kurtuldular (ki aslında daha da bişey istemez insan) oluşan boşluktan dolayı draft ettikleri Griffin'e çok daha fazla süre verebilecekler.

Ve haydi Hidayet Portland'a gitsin. 5 yıllığına 50 milyon dolar konuşuluyor ki, bu çok iyi bir rakam.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Kısa kısa NBA

Utah Jazz'ın savunmayı sevmeyen, geçen sezonu yatışla geçiren oyuncusu Boozer piyasayı yokladıktan sonra tekrar Utah'ta kalmaya karar verdi. Tabi bu kararın Utah açısından farklı bir yönü vardı. Boozer'ın kontrat yenilemesinden sonra ya Mehmet ya da Millsap'tan birinin kontratının zora girmesi kaçınılmaz. Aksi durumda çaylak oyunculara verilecek paralarla beraber aşırı bir lüks vergisi ödemek zorunda kalacaklardı. Bugün gelen haberle Mehmet de diğer takımlardan istediği rakamı alamayınca o da Utah'ta kalmaya karar vermiş. Hal böyle olunca tabi ki Millsap'a verilecek her kuruş için Utah ekstra ödemek zorunda kalacak. Millsap gibi yetenekli ve savaşçı bir oyuncuya değeceğini düşünsem de klübü oldukça zorlayacağı aşikar, sonuçta şampiyonluğa oynamayacak bir kadroya sahipler.

Piyasanın gözde oyuncularından Charlie V ve Ben Gordon Connecticut'ta bir sezon beraber oynadıktan sonra, Detroit Pistons forması altında oynamaya çok yakınlar. Joe Dumars'da yeni bir Pistons yaratabilmek için herkese saldırıyor. Hedeflerden biri de tabi ki kendisinin çok istediği Hidayet, gerçi Hamilton varken Ben Gordon neden çözemedim ama Fat Joe'nun vardır bir bildiği. Ayrıca Curry'i de kovmuşlar ki gayet yerinde bir hareket olmuş, geç bile kaldılar.

Pistons'ın uyuz adamı Rasheed Wallace için Boston Celtics GM'i Danny Ainge görüşmelere başlamış, Toronto Raptors guardı Anthony Parker için de isteklilermiş. Rasheed'i Boston'da düşünüyorumda gamsızca oynadığı bir maç sonrası muhtemelen Garnett ya da Pierce üzerine çullanırlar.

Orlando'lu Gortat için Knicks'ten sonra artık Houston'da devrede. Yao'nun sezonu kaçıracağı düşünülürse Gortat iyi bir alternatif olacaktır kırmızılar için.

Yeteneğini inkar eden adamların en başındakilerden olan Lamar Odom Lakers'tan ayrılacak. Toronto, Oklahoma, Suns gibi takımların adı geçiyor onun için. Herşeyi anlarım da Oklahoma falan gibi bir takıma giderse çok gülerim. Bir insan kendini bu kadar inkar etmemeli yahu.

30 Haziran 2009 Salı

Shaq


Shaq Cleveland'a takasından sonra Twitter'da bir video paylaşmış ki nefis olmuş. Akon'un şarkısına güzel bir klip çekmiş. LeBron için gelsin "i'm here for you, dont worry cause i got you"

Seviyorum bu adamı yahu.

Kısa kısa NBA


Kadife elli şeker pivot Yao Ming sol bacağındaki süren kırık nedeniyle önümüzdeki sezon sahalarda olamayacakmış. Rockets doktoru Tom Clanton sakatlığının ciddiyeti için önümüzdeki sezon kesin yok belki daha da uzun sürecek, kariyeri bile tehlikede bu sakatlıktan dolayı demiş. Daha önce 8-12 hafta kadar sürecek deniyordu. Ama geçen sene ameliyat edilen ayağından olması bu sakatlığın ciddiyetini daha da arttırmışa benziyor. Geçmiş olsun diyelim, NBA'deki en özel pivotlardan birinin bu şekilde devamlı sakatlıklarla mücadelesini görmek üzücü.



Hikayeyi biliyorsunuz zaten, uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Badalona'nın 6.6 milyon dolar bonservis istiyor, NBA'de ise bonservis için 500.000 sınırı var. Tabi rakam büyük olunca Rubio'da o parayı Hidayet gibi cebinden karşılayamıyor. Daha önce büyük takımlarda oynamak istediğini defalarca belirterek draft gecesi Timberwolves'a yar oldu. Tabi hemen ardından da takas teklifleri yağmaya başladı takıma. İçlerinde en ciddisi Knicks ve Houston gözüküyor ama Wolves teklifleri reddetmiş, gerekirse 1-2 sene bekleyebileceğini de belirtmiş. Bu arada avrupada oynayabileceği takımlar içinde bir türk takımı da varmış dedikodulara göre ki ben Efes olmasını umut ediyorum. Neyse dedikodular şekillenir ilerleyen zamanlarda.

Golden State'in istenmeyen adamı artık Atlanta Hawks'da. Elden çıkartılmak istenen bir adama talip olununca pazarlık gücü de oldukça artıyor tabi ki. Hawks Jamal Crawford'a karşılık olarak neredeyse garbage time'larda bile yer vermediği Speedy Claxton ve Acie Law'ı Golden State'e yolladı. Güzel bir hamle Hawks adına. Rick Sund'ı tebrik etmek lazım.
NBA'in en büyük draft hatalarından biri olan Darko Miliçiç ise Q-Rich karşılığında Knicks'in yolunu tutmuş. Şu adamın Carmelo, Bosh, Dywane Wade gibi adamların önünde seçildiğini düşünüyorum da NBA'in kaderini değiştirdiler resmen..
Geçen haftanın en can alıcı takası ise benim açımdan tartışmasız Vince "the Prince" Carter'ın Orlando Magic'e geçmesidir. Fatura vs lerle uğraşırken Can'ın telefonda söylemesiyle acaip sevindim bu habere. Rafer Alston, Tony Battie ve Courtney Lee'ye karşılık Vince Carter yanında Ryan Anderson'la birlikte Magic'e geçmiş. Takımlar açısından bakacak olursak Nets için uzun vadeli ve 40 milyon dolar boşluk yaratacak bir anlaşma bu. Rafer Alston ve Tony Battie kontratlarının son sezonlarındalar. Rod Thorn'un bu akıllı hamlesiyle 2010'da 2 yıldızı kadrolarına katabilecek teklifleri rahatlıkla verebilecekler, yanına ekstradan Courtney Lee aldılar ki bence tıpkı Harris gibi o da Nets'de parlayacaktır. Bu arada 2010 sezonu için Bobby Simmons'ın sözleşmesinin de biteceğini ve Yi Jianlian'ın opsiyonunun ellerinde olacağını da hatırlatmak lazım. Nets'de herşey 2010 üzerine kurulu gidiyor. Magic açısından ise takıma en başta gerçek bir süperstar geldi ki Vince Carter eğer sahada oynamak isterse NBA'in tartışmasız en iyi 3-5 adamından biridir, ekstradan Gorti'nin de Knicks flörtü dolayısıyla Ryan Anderson yedek uzun olarak iyi bir opsiyon sayılabilir. Orlando gibi şuta dayalı yaşayan bir takımda kendi şutunu yaratabilen, Howard'ın zorlandığı ve dış savunmaların şuta rahat izin vermediği maçlarda tek başına takımı ayakta tutabilecek bir güç. Her iki takımın da istediklerini aldığı ama Nets'in önümüzdeki sezon maaş ve salary cap dengesi dolayısıyla bir adım daha önde olduğu bir takas olmuş. Hidayet'in durumu da bu takastan sonra ne olacak orası da muamma. Gönlüm aslında LaMarcus, Roy'lu Portland'dan yana, keşke oraya gidip de şu kendisini ucuza kapatmaya çalışan Otis Smith'e kapağın büyüğünden taksa ama bekleyip göreceğiz artık.


Draft malum geçen hafta yapıldı. Diğerleriyle arasında bariz siklet farkı olan Griffin'i tabi ki Clippers kaçırmadı. Gerçi Kaman ve Randolph varken alacağı süre soru işareti olsa da iyi bir hamleyle eşşek kadar kontratlı Randolph'tan kurtulunması Clippers'ı güzel günlere taşıyabilir.

25 Haziran 2009 Perşembe

The Majesty



Keşke hiç bırakmasaydı yahu.

NBA'de takaslar

NBA'de nefis takaslar yaşanıyor, ev taşıma hadisesi yüzünden net ortamına şu sıralar fazlaca giremesek de yine de değinmeden geçmek olmaz.

Geçen sezonlarda yaşanan Pau Gasol'un Lakers'a neredeyse bedavaya verilmesi, bu senede Spurs cephesinde yaşandı. (Tamam, Gasol kadar beleş değil ama yakın). Spurs bu sezon neredeyse oynatmayacağı Kurt Thomas, Bowen ve Oberto'yu Bucks'a vererek karşılığında Jefferson'ı kadrolarına kattılar. Verdikleri adamlar 38,36 ve 34 yaşında ve karşılığında 29 yaşında bir RJeff iyi bir takastır.Pek fazla sakatlık problemi yaşamayan ve NBA'deki kalburüstü skorer oyunculardan biri olan RJeff Spurs'un önceki sezonlarda fazlaca eksikliğini yaşadığı ekstra sayı katkısını bu oyuncudan fazlasıyla elde edebilecek. Geçen sezon Bucks'ta ne organizasyonla ne seyirciyle kanı uyuşmadı. Spurs onun açısından da gerçekten çok farklı olacak.

Bucks açısından da neden sadece ekonomik malum olduğu üzere. Free-Agent piyasasında aktif bir rol kapabilmek adına RJeff'in kontratından kurtulup, üstüne Bowen'ı da salıverirlerse oldukça rahatlayacaklar. Ayrıca Oberto'yu da Amir Johnson karşılığında Pistons'a verdiler. Muhtemelen onlar da oyuncuyu bırakacaklardır. Free Agent piyasası böyle olunca tabi ki ekonomik hamleler matematik denkleminde devam edecek.


Geçen sezonun ortasında konuşulmaya başlanan takas söylentisi nihayet gerçek oldu ve LeBron'un senelerdir istediği kalın bir uzun nihayet Cleveland'da. Shaq'a karşılık Cleveland Big Ben Wallace ve Sasha Pavlovic'i Suns'a yolladı, ayrıca drafttaki 46.sıra hakkını da Suns'a teslim etti. Takımlar açısından bakacak olursak bu takastan Cleveland'ın fazlasıyla karlı çıktığı zaten ortada. Yaşı biraz geçkin de olsa dinlendirilerek kullanılacak bir Shaq hala NBA'in en dominant pivotu konumunda. Sezon içi maçlarda zaten Cleveland'ın Shaq'a çok ihtiyaç duymayacağını varsayarsak Play-off'larda asıl amaç için sahada olacaktır şüphesiz. Bundan sonra yapılacak en önemli şey katkı verebilecek iki isimle benchi güçlendirmek. Bunu da gerçekleştirebilirlerse sezonun en güçlü şampiyon adayı Cleveland olacaktır. Shaq'ın 20 milyon dolarlık kontratını karşılama isteği Cleveland organizasyonunun hem LeBron'u tutma isteği, hem de şampiyonluk yaşama ihtimalini yükseltmek adına cesur ve olumlu bir hareket.

Phoneix açısından ise açıkcası durum pek de iç açıcı değil. Steve Kerr basketboldaki isabetli şutlarını maalesef yöneticiyken sergileyemiyor. Yani şu takasa bakınca sadece Pavlovic'ten elde edilebilecek olası bir 3.5 milyon dolarlık bir kar var ekonomik olarak. 2010'da Ben Wallace'ın da Shaq'ın da kontratı bitiyor zaten. Anlam vermek güç. Takım sahiplerine Kerr'ü acilen takas etmeleri konusunda fikir vermek lazım. Yazık oluyor Suns'a

Bir diğer önemli takas haberi ise Wolves ve Wizards arasında gerçekleşti. Wolves Mike Miller ve Randy Foye karşılığında Wizards'tan Darius Songaila, Etan Thomas ve Olksiy Pecherov'u kadrosuna katarken, ayrıca draft'taki 5.sırasını da aldı. Wolves açısından oldukça faydalı bir hamle olarak düşünüyorum ben, özellikle yeni yapılanmalarında draft'tan elde edecekleri yetenekli bir guard'la takım çehresini oldukça değiştirebilirler. Zaten yetenekli bir uzun kadrosuna yaptıkları bu ekler oldukça iyi. Bir de şutör guard bulurlarsa Wolves açısından işler çok keyifli olacaktır.

Wizards açısından bakacak olursak draft'ta eksik alanlarına adam bulmaları zor. Aldıkları Miller ve Foye'la hem üçlük konusunda korkulacak bir takım oldular, hem de Butler, Jamison ve Arenas'ın üzerine yıkılan skor yükünü biraz daha paylaştıracaklar. Tek sorun Foye ve Arenas'ın sakatlık risklerinin yüksek olması. Yahoo Fantasy'de neredeyse bir sezon ha döndü ha dönecek diye Foye'u beklediğimi hatırlarım da bunun reelde gerçekleşmesi Wizards'ı oldukça üzebilir.

Bu büyük takaslar dışında Jamal Crawford artık Atlantalı. Karşılığında Speedy Claxton ve Acie Law Golden State Warriors'a geçti.

Portland Trail Blazers ise Omri Casspi'yi Sacremento Kings'in elinden kapabilmek adına Dallas Mavericks'e 22.sıra seçimi karşılığında 24. sıra ve 56. sıra draft hakkını verdi. Dallas ayrıca Blazers'dan, 2010 draftı 2. tur seçim hakkınıda aldı. Ne Casspi'ymiş yahu ?

Şimdilik gelişmeler böyle. Bu gece de Draft yapılacak ve Griffin, Thabeet, Harden ve Rubio'yu kimler kapacak bakalım.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Final Serisi : Los Angeles Lakers - Orlando Magic


NBA'in tatile girmesine çok az bir süre kaldı, önümüzde tadını çıkarabileceğimiz en fazla 7 maç var. Bunların nasıl gelişmelere açık olduğuna dair biraz beyin fırtınası yapalım:

Öncelikle Lakers, Houston serisinden beri formsuz ancak gitgide toparlamaya başladılar. Ayrıca istim üstündeki Denver'ı 4-2 ile geçtikleri için moralman üst seviyedeler. Orlando ise önceki turların finale inanılmaz formda geliyor. Philadelphia ve Boston karşısında tanınmayacak durumda olan takım Cleveland karşısında kendini buldu. İki sezondur 4 kısalı sistemi normal sezonda başarıyla oynayan Orlando, belki de bu zaman dilimi içindeki en formda olduğu dönemden geçiyor. İçerde Dwight Howard boyalı alanı domine ederken, geri kalan 4 kişi rakip potayı adeta üçlük bombardımanına tutuyor. Bu sistemin mükemmel bir şekilde işlemesindeki önemli bir sebep de, Cleveland'ın bu yapıya karşı eşleşmede yaşadığı sorunlardı. Lakers bu yönden çok daha avantajlı. Kısaca eşleşmelere bakarak bunu değerlendirelim.

Fisher - Alston: Bu ikili için aslında denecek tek bir şey var, atalarımız iyi söylemiş: Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş. Playoff'ların genelindeki en formsuz, en güven vermeyen 2 guard finalde karşı karşıya geliyor. İşin ilginç yanı basketbolda "Oyun kurucun kadar konuşursun" diye klasik bir deyiş vardır. Finaldeki iki takıma baktığımda da dikkatimi çeken şey, bu pozisyonun iki tarafın da en zayıf halkası olduğu. Açıkçası bana göre denk bir eşleşme, Alston-Fisher ikilisinden hangisi bulduğu boş üçlükleri daha iyi değerlendirirse, o takımına daha çok katkı sağlayacak. İki tarafın da ufak da olsa kullanabileceği avantajlar var. Alston, Fisher'ın yaşlı ayaklarının yavaşlığına karşı penetre edip ekstra sayılar bulabilir. Ancak öte yandan Fisher'ın sahadaki en tecrübeli iki oyuncudan biri olduğunu söylememiz gerek. Bu tecrübesini önceki turlarda göremedik ancak final baskısının altında ezilmeyeceğini biliyoruz en azından.


Lee-Kobe eşleşmesinde aslında söylemeye gerek yok ama burada Lee'nin avantajlı olduğunu düşünmeyen yoktur zannedersem. Tabii işin şakasını bir yana bırakırsak, Lee ve dolayısıyla Orlando'nun (Dwight Howard faktörü ile), Kobe'yi, Danthay Jones-Denver ikilisinden daha iyi savunacağını düşünüyorum. Kobe bence, en azından Denver serisindeki gibi her maç 40'lı sayıları zorlayamayacaktır. Üstelik Lee'nin çaylak olması bile bu fikrimi değiştirmiyor. Kendisi sanki 3-4 yıllık tecrübesi varmış gibi oynuyor. Tabii ki hücumda bazen hataları oluyor ancak işin savunma tarafında gerek ayaklarının çabukluğu gerek öngörüsü ile rakiplerinin önünde kalabiliyor. Bu, benim Lee'nin Kobe'yi yavaşlatacağını düşündüğüm anlamına gelmiyor. Yanlızca Denver serisi ile karşılaştırırsak, Kobe'nin daha sakin bir seri geçireceğini düşünüyorum. Ancak bahsettiğimiz adam NBA'in en iyi skoreri sonuçta, en sakin halinin bile neler yapabildiğini söylememe gerek yok. Orlando hücumunu ele alacak olursak, Kobe'nin zorlanmayacağı aşikar. Fakat, eğer Hidayet belli bölümlerde coşarsa, değişiklik olsun diye kısa süreler Kobe'yi Hidayet'in başına verebilirler diye düşünüyorum. Sonuçta Ariza da dahil olmak üzere, Lakers'ın en iyi savunmacısı bence Kobe'dir.


Ariza ile Hedo'nun kıyasıya mücadelesine sahne olacak eşleşmede ise, Hedo'nun üstünlük kurmasını eminim hepimiz normal karşılarız. Ancak onu savunacak olan Ariza'nın son derece atletik ve çabuk bir savunmacı olduğunu unutmamak gerek. Hedo'nun boy avantajı olsa da Ariza bu avantajı ayak çabukluğu ve atletik yetenekleri ile minimuma indirebilecek kapasitede. Hedo'nun defansta yapması gereken ise çok basit; Ariza'nın mümkün olduğunca az boş üçlük bulmasını sağlamak... Tabii bu iş kağıt üstünde göründüğü kadar kolay değil. Hedo, Kobe'ye veya Gasol'e yardıma gittikten sonra Ariza'nın boş üçlükler bulacağını söylemek pek kahinliğe girmez. Ariza hücumda kendi pozisyonunu kolay kolay yaratan bir oyuncu değil, o yüzden Hedo'yu çok yoracağını sanmıyorum. Ancak Orlando'nun Howard'dan sonra ikinci en önemli olan adamı olan Hedo'yu, Ariza'nın ne kadar iyi durduracağı serinin kaderini belirleyen unsurlardan biri olacaktır.

Geldik serinin bana göre en önemli eşleşmesine; uzun forvetler. Magic'in Cavaliers'ı deyim yerindeyse dağıtmasını sağlayan pozisyon. Bunun nedeni tabii ki daha önce belirttiğim gibi, Cavs'in bir 3 numara gibi oynayan Lewis'e karşı hücumda sayı bulamamasıydı. Ancak Lakers'a şöyle bir bakacak olursak, içerden Lewis'in üstünden skor üretimine çok iyi katkı verebilecek bir opsiyon olan Gasol'e sahipler. Magic'in bu 4 kısalı oyun sistemini cezalandırmanın en iyi yolu için anahtar ellerinde. Ayrıca eğer bu yöntem işe yaramazsa, bir başka alternatifleri daha var: Lamar Odom. Belki de NBA'de, Lewis gibi kısa 4 numaralara karşı en iyi çözümlerden biri kendisi. Üstelik sadece bu tip oyuncuları savunmakla kalmıyor, onlara karşı hücumda da üstünlük kuruyor. Uzun kolları ve post hareketlerini kullanarak boyalı alandan sayılar bulabilen bir isim Odom. Kendisi kenardan gelecektir ancak yine en az 30 dakika civarlarında almasını beklemeliyiz bu seride. Son olarak yeniden Gasol'e dönelim. Kendisi, uluslararası düzeyde oynadığı maçları düşünecek olursak Lewis'ten çok daha tecrübeli, ayrıca geçen sene kariyerine bir de NBA finali eklediğini unutmamak lazım. Bu tecrübenin üstüne ufak tefek İspanyol hinliklerini de eklemeyi unutmayalım. Kısacası bana göre Lakers'ın, Orlando sistemini alt üst edebilecek opsiyonları var ve bunları sonuna kadar kullanacaklardır. Cleveland'ı yıkan 4 şutörlü sistem, belki de Magic'in Lakers'a karşı en zayıf halkası bile olabilir... Burada tek birşey, kafamda bazı soru işaretlerinin oluşmasına neden oluyor: Odom'un oyunda olduğu dakikalarda, Bynum'ın yine formsuz ve kötü olacağını düşünürsek, Howard uzun süreler boyunca Gasol ile eşleşecektir. Bu tip bir eşleşmede İspanyol oyuncunun ne kadar yıpranacağı ve Howard'ın bu dönemde takımına ne kadar `itici güç` vereceği çok önemli olacaktır bana kalırsa. Orlando dezavantajlı gibi gözükse de, Odom'un sahada olduğu dakikalarda Howard'dan çok iyi katkı alırsa, durumu kurtarabilir.


Sırada Lakers'ın kanayan yarasıyla, NBA'in en formda pivotunun eşleşmesi var. Kanayan yara derken tabii ki Bynum'dan bahsediyorum. Ocak ayında, sakatlanmadan önceki Bynum olsa, belki de Howard'ın arkasında sağlam durmasını beklediğimi bile yazabilirdim. Ancak özellikle şu son 1 aya baktığımızda, Bynum'ın Howard'ı geçtim Dalembert'i bile tutabileceğinden şüpheliyim. Gerçi Bynum'ın çok sağlam durumda olsa da, bu kadar formda bir Howard'ı ne kadar durdurabileceği tartışılır. Howard çabukluk olarak ligdeki çoğu uzun forvetten bile önde iken, Bynum'ın ayaklarının ona yetişmesi çok zor gözüküyor. Ancak cüsse bakımından ele aldığımızda, Bynum'ın en azından Howard'ın arkasında biraz direnebileceğini düşünüyorum. Bu direnç Howard'ı potanın içine bıraktığı toplar yerine, sevdiği ancak başarılı olamadığı hookshot'ları denemeye zorlayabilir. Cleveland serisinde bunları çok nadir yapıp, daha çok potanın dibinden kolay sayılar bularak beni oldukça şaşırtmıştı kendisi. Bynum'ın fiziksel olarak Howard'la biraz olsun bile savaşması, Magic'e darbe vuracaktır. Zaten Howard'ı durdurmak gibi birşeyin sözkonusu olmadığını hepimiz biliyoruz, ben yanlızca efektifliğinin düşmesinden bahsediyorum.

Lakers-Nuggets serisi hakkındaki yazımda Bynum'ın kendini toparlaması durumunda etkili olacağından bahsetmiştim ama bunu beklemediğimi de eklemiştim. Bu sefer ise Bynum'ın toparlanmasını beklemediğim gibi, bunu başarsa bile hücumda etkili olabileceği bir senaryo yazamıyorum. Karşısında yılın savunmacısı varken ve bu savunmacı NBA'in en güçlü oyuncusuyken. Bunların yanına Final heyecanını da koyunca, gerçekten Bynum'dan umutlu olmak ne derece mantıklı bilmiyorum.

Yedekler kısmına da listelerle girelim. Lakers: Odom-Brown-Walton-Farmar-Vujacic ve belki uzunların Howard'a karşı büyük faul problemine girdikleri dönemlerde; Powell. En çok dakika alacaklar tabii ki Odom ve Walton olacaktır. Odom için uzun forvet kıyaslamasında zaten yazılması gerekenleri yazdım. Kendisi kritik anlarda güvenilecek bir el olmasa, finallerde elleri titreyecek olsa bile bol bol dakika alacaktır. Walton'ı Hidayet'i savunurken göreceğimizi düşünüyorum. Ayrıca Walton'ın üçgen hücumunda yaptığı asistler ile de takımına katkıda bulunabileceğini biliyoruz. Bu iki oyuncunun haricinde gerçek anlamda "önemli" dakikalar alacak 3. bir oyuncu çıkacağını sanmıyorum. Fisher'ın form düzeyinin yerlerde sürünmeye devam etmesi halinde, Farmar-Brown ikilisinden biri kalan dakikaları ondan alacaktır. Ancak NBA finallerinde Magic'i şaşırtacak bir performans sergileyeceğini sanmıyorum bu ikilinin.


Magic'e bakacak olursak: Pietrus-Reddick-Johson-Gortat. En çok dakikayı Pietrus'un alacağını şimdiden söyleyebiliriz. Hücumda inanılmaz formda olduğunu Cleveland'a karşı yakaladığı 14 sayı ortalamasından anlayabilirsiniz. Üstelik bunu %50'den yukarıda bir yüzdeyle yaptı. Pietrus oyundayken, onu tutacak Lakerslı'nın özellikle köşelerden boş üçlük bulmasını engellemesi gerekiyor. Ayrıca kendisini savunmada çok önemli bir görev bekliyor: Kobe'yi yavaşlatmak. Magic ona bu konuda çok güveniyor ancak benim bu eşleşme hakkında şüphelerim var. İstikrarsızlık konusunda kitap yazmış olan Pietrus, özellikle savunmada yaptığı çok kolay faullerle hep dikkatimi çekmiştir. Kendisiyle eşit ayak hızındaki oyunculara karşı üstünlük kursa da, az da olsa yavaş kaldığı eşleşmelerde faul problemine girdiğine defalarca şahit oldum. Ayrıca Kobe'ye karşı en az 4-5 maçını izledim ve aklımda Pietrus'un hemen her seferinde, savunmada başarısız olduğu kaldı. Johnson da bütün playoff'lar boyunca yaptığı gibi, Alston'dan arta kalan dakikalarda tecrübesi ve savunmadaki çabasıyla takımına enerji verecektir. Reddick'i yukarıda yazmış olsam da pek dakika almasını beklemiyorum. Gortat'nın ise her maç en az 15 dakika alması gerektiğine inanıyorum. Bu 15 dakikanın 5'inde Howard ile beraber rakibe sertliklerini göstermeleri Magic'in yararına olacaktır. Ancak Stan Van Gundy bu konuda görünüşe göre benden farklı düşünüyor.

Stan Van Gundy demişken, koçlara da değinelim. Dürüst olmam gerekirse, Van Gundy'i çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Özellikle maçların sonlarında çizdiği ve çizemediği oyunlarla beni defalarca hayalkırıklığına uğrattı. En son aklımda kalan LeBron'un son saniye üçlüğü ile kaybettikleri, serinin ikinci maçı. Sadece 1 saniye kalmışken ve son şutu LeBron'dan başkasının kullanmayacağı bu kadar aşikar iken, topu kenardan oyuna sokan MoWill'e baskı yapmanın mantığını kesinlikle anlamıyorum. Ona savunma yapan oyuncunun da LeBron'u kovalaması gerektiğine inanıyorum. Bu sadece bir örnek, ayrıca tecrübesinin de yetersiz olduğunu düşünüyorum, hele karşısında bir tecrübe abidesi, Phil Jackson duruyorken. Ondan da çok az bahsedecek olursam, kendisinin takımın eksiklerine mükemmel bir şekilde yama yapmasına ve rakibin gediklerini çok iyi analiz etmesine gerçekten hayranımdır. Ancak sevmediğim bir yanı vardır. Takımı kötü giderken genellikle benim inanmadığım bir yöntem uygular; mola almaz. Oyuncularının kendi kendilerine ayağa kalkmalarını ister. Dürüst olmam gerekirse, ben bunu anlamakta zorlanırım. Bir takım sahada "imdat" diye bağırıyorsa, kenardan müdahalenin şart olduğuna inanırım. O ise bu müdahaleyi nadiren yapar. Fakat Denver serisinde 2 kere oyuna bu şekilde müdahale ettiğini gördüğümü ve şaşırdığımı da belirtmem lazım.

Kısacası Lakers'ın tecrübesi ve Orlando'yu güçlü kılan sistemi bozabilecek kadro yapısı ile favori olduğunu düşünüyorum. Hele (mümkün gözükmese de) Bynum'ın toparlanması halinde, iyice favori konumuna geçeceklerdir.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

LeBron vs. Hido



Son saniyeleriyle efsanevi bir maça tanıklık ettik. Başrollerde Ntv'nin tanıtımlarında söylediği gibi Hido ve Lebron James vardı. Orlando, 23 sayı geriden geldi, 1 saniye kala sahneye yine Hido çıktı. Zaten son anlarda eşitliği getiren üçlükte Hido'dan gelmişti. 2 kişinin üstünden attığı basketle 2 sayı öne geçirdi Magic'i. Kalan süre ise 1 saniyeydi. Artık seri 2-0 oldu play-off'ta 8 maçtır fire vermeyen, normal sezonda sadece 2 kez kendi sahasından yenik ayrılan Cavs, Konferans Finali'nin ilk 2 maçını hem de kendi sahasında verdi artık derken sahneye Mvp çıktı. Hido'nun üstünden attığı üçlükle galibiyeti ve seride eşitliği getirdi. İnanılmazdı tek kelimeyle . Lebron, bu gece kahramanlığı Hido'nun elinden çekti aldı o 1 saniye içerisinde, hem maçı hem de bir anlamda sezonu kurtardı diyebiliriz Lebron için. Seri öncesi ağır favori gösterilen Cavs eğer toparlanmaz, sadece Lebron'un eline bakmaya başlarsa Orlando seriyi alıp finale adını yazdırır.

Fotoğraf: Getty Images