17 Ağustos 2011 Çarşamba
Arda Turan Atletico Madrid'de
20 Şubat 2011 Pazar
Maç nasıl satılır?
Dakika : 63, Beşiktaş 2-1 önde. İnönü’de taraftarın havası semada. Fenerbahçe oyundan yavaş yavaş düşerken Matteo Ferrari, Diego Lugano’ya ceza sahası içinde tokadı basıyor. Kırmızı kartı görüyor. Daha önce iki sefer daha –ceza sahası- içinde Lugano’ya benzer penaltı girişimlerinde bulununca sonunda Cüneyt Çakır penaltıyı –haklı olarak- veriyor. Hücum oyuncuları da yorulan Beşiktaş için maç bitiyor…
17 Şubat 2011 Perşembe
Kiev’in gör dediği
Türk takımlarının grupları geçtikten sonra ilk ciddi takım karşısında eridiği gibi bir teori ortaya atmıştım. Dinamo Kiev de teori için turnusol görevi görür demiştim.
Schuster Beşiktaş’ından umudun bittiği maç oldu. Geldiği zaman kendi oyuncularıyla çalışmak istedi ki bu çok doğaldır. Yabancı sınırı gibi bir kısıtlamaya da alışık olmadığından istediği kadroyu kuramadı. Bu maça sadece iki Türk oyuncu ile çıktı Beşiktaş (Hakan Arıkan ve İsmail Köybaşı). Marcio Nobre ve Marco Aurelio sadece kağıt üzerinde Türk oldukları için onları saymıyorum. Gerçi çok fazla Türk oyuncu alternatifi de yok. Schuster yerli oyuncuları tanımadığı için yerli oyuncu transferi yapamadı (Yönetimin getirdiği Tekke’yi saymıyorum). Bu ilk hatasıydı ama gözleri kamaştıran Quaresma ve Guti bunu görmemizi biraz engelledi.
Schuster kendi istediği oyuncularla çalışmak istediği için mevcut yabancılara da hiç sıcak bakmadı. Hatta muhtemel olarak kendisinden önce alınan Hilbert’e de sıcak değildi ama alternatif sıkıntısı nedeniyle mecbur kullanmak zorunda kaldı. Kendisi gelmeden önce takımın en önemli 3 oyuncusu olan Ferrari, Bobo ve Ernst’i sindirdi. Ferrari, sisteme uygun değildi, sezon başında ‘kalemi kırıldı’. Bobo’ya ise sezon ortasına kadar zor dayandı. İddialara göre takımda kalması Demirören’in bastırmasıyla oldu. Son olarak ise Manuel Fernandes gelişi ile Ernst kızağa çekildi. Bugün de sahadan çıkan ilk o oldu, yerine Erhan Güven girdi. Çok iyi olmasa da Fink’i hiç kullanmadı, Holosko’yu hücumda en etkisiz kalacağı sol açığa koydu. Onları da sildi.
En son Toraman-Üzülmez muharebesinde yabancı oyuncularla toplantı yapıp, Üzülmez’in ipini çeken de Schuster oldu. Zaten olmayan yerli alternatif iyice kayboldu. Haklı veya haksız, Tekke’yi de kurban etmişti.
Bu dönemde tek suçlu ya da sorumlu Schuster değildi. Taraftarın da hataları oldu. Quaresma ve Guti göz kamaştırdı ve yalancı bir bahar yaşandı. Ama oynanan umut verici bir futbol vardı, onu da atlamamak lazım. Ama her geçen ay, futbol kalitesi daha da düştü. Diğer taraftan Schuster’i getirenler, düşünenler de sorumlu. Ligin durumunu Schuster’e anlatmaları gerekirdi.
Yıldız futbolcular başta olmak üzere tüm takım da sorumlu ayrıca. Quaresma, ittirmeyle oynayan bir futbolcu. Kendisini gereksiz zorlayarak önemli bir virajda sakatlandı. Diğer taraftan hırsı ve yeteneği tartışılmasa da taraftar şımarttıkça daha çok kendine oynamaya başladı. Bu gece gördüğü kırmızı kart hiç profesyonelce değildi ama o zaten hiç bir zaman profesyonel olmadı. Guti, ligin ciddiyetini bence anlayamadı. Hakemler çok fazla gereksiz diyaloğa girdi. Zaten aklı fikri hep Real Madrid’de, olması da çok normal. O da Schuster sayesinde, emekliliğini rahat geçirmek için geldi. Sertliği de gördükçe verimi her geçen gün azaldı.
Sonuç olarak Schuster’in yakın dönemde başarılı olma şansı zor gibi görünüyor. Bana göre bu takımın kurtuluşu, Türk, genç ve Beşiktaş’ta oynamak isteyen oyuncularla olur ama Schuster varken bu da biraz zor olur. Hocanın gitmesi de bir başka sıkıntı olur. O var diye gelen oyuncular huzursuz olur, yeni gelen hoca başka oyuncular ister falan… Bu sirkülasyonun sonu yok.
15 Şubat 2011 Salı
Delinho
Dün akşam saatlerinde, Beşiktaş resmi internet sitesinden İbrahim Üzülmez’in sözleşmesinin alacaklarını da vererek feshedildiği açıklandı.
10.5 senedir Beşiktaş’ta oynayan; Juanfran’ları, Seric’leri vs. yedek bırakan ve her sezon ortalama 25 maçta oynayan bir adam İbrahim Üzülmez. Futbol olarak geçtiğimiz 2 sezon hariç çok iyi oynadı diyemeyiz belki ama genelde sahanın en çalışkanı ve en hırslısı olurdu. Son yıllarda orta yapmayı öğrendi ama yavaş yavaş sürati ve kondüsyonunu da kaybetmeye başlamıştı. Keza olayın yaşandığı Ankaragücü maçında yenilen golde adamını kaçıran ve yetişemeyen Üzülmez’di. Belki yenilen gol sonrası morali bozulmuş olabilir, Toraman onun için maç içinde bir şey demiş olabilir… Yoksa herhangi bir insanın durup dururken birine saldırması normal değil. Tabii “terlik olayını” da hatırlarsak Toraman ve Üzülmez’in yıldızları pek barışık değil şüphesiz.
Resmi sitede “sportmenliğe aykırı davranış” denmiş. Zaten İbrahim hiç bir zaman sportmen bir futbolcu olmadı. Her pozisyonda hakeme itiraz eden, bir Süper Kupa finali maçında son dakikada Kezman’ı devirip kırmızı kart gören, “maalesef” tarihi Liverpool maçında "Ne oluyor?” demeye gelen Bobo’yu oldukça sert azarlayan hep İbrahim’di. Gerektiği zaman kendi arkadaşına da sert çıkmaktan çekinmeyen biriydi İbrahim. Zaten o yüzden Deliydi lakabı.
Kendisinin bugün 15:00’da basın toplantısı var. Eğer ortaya atılan “soyunma odasına girip Toraman’a yumruk attı” iddiası doğruysa yolu açık olsun. Büyük ihtimalle “futbola devam edeceğim” diyecek. Son yıllarda jübileye en yakın oyuncuydu Beşiktaş’ta. Ben onu hep Sergen’in “İbrahim orta açacaksa koşmuyordum” demesi ve “Orta yapabilsem Real Madrid’de oynardım” vecizesiyle hatırlarım. Başarısızlıkta genelde onun adı hep ortaya atılsa da bir kısım taraftar için önemli bir ikondu. Ben bir türlü sempati duyamadım ama hırsını her zaman takdir ettim. Keşke böyle bitmeseydi Delinho’nun hikayesi, en azından Beşiktaş için.
Güncelleme : Basın toplantısını gördükten sonra yazıya da bir iki not eklemek gerekir. Toplantıya yalnız katılsa İbrahim Üzülmez başka şeyler konuşacaktı ama bunu duyan başkan Demirören de toplantıya iştirak etmiş belli ki. Genelde de toplantıyı o yönetti. Üzülmez söylemek istediklerini net söyleyemedi. Alt metinden okuyabildiğimiz kadarıyla futbola devam etmek isteyen Deli'yi, başkan jübileni yapalım altyapıda antrenörlük yap diye ikna etmeye çalışmış. Kafası karışan Üzülmez'in toplantısı da bu yüzden sekteye uğradı. Ortaya amaçsız ve anlamsız bir basın toplantısı çıktı.
Diğer taraftan Radikal'den Onur Salman'ın söylediği gibi bu toplantıyla Toraman da ateşe atıldı. Sütten çıkmış ak kaşık olmasa da madem böyle bir karar alınmış, keşke net şekilde arkasında durulabilseydi. Başkan'ın "bizi dünya takip ediyor" cümlesi de sıkmaya başladı. Bu noktadan sonra Toraman da sezon sonunda gönderilmeli. Eldeki genç oyuncular ve Hasan Ali, Cenk Tosun gibi futbolcularla yeni bir Beşiktaş yerli kadrosu kurulmalı.
5 Şubat 2011 Cumartesi
Uzun Bir Aradan Sonra...

- Uzun bir aradan sonra ilk yazısı geliyor blogun. Daha öncede böyle aralar vermiştik ama bu kadar değildi o aralar. Bilgisayar başında olmamakla alakası yok yazı yazmamanın, oluyor her insanın hayatında sorunlar işte üşeniyorsun, hallederiz nasıl olsa diyorsun sürekli erteliyorsun. Öyle bir ara işte. Yoksa takip ettiğimiz siteleri her gün takip ediyoruz yine. Yazmadıkça yazılanlar kötüleşiyor. Bu yazıda kötü bir yazı olacak büyük olasılıkla. Stres atma yeri burası bizim için,arada döküyoruz futbolla ilgili ne varsa içimizi. Bu yazıda dizilerden de bahsedebilirim biraz.
5 Ocak 2011 Çarşamba
Colin Kazım

Savaşan genç oyuncular lafından sonra yapılan ilk transferin Colin Kazım olması. Daha ne kadar dibi göreceğimiz merak konusu bu transferden sonra. Fenerbahçe'den gelmesi önemli bir olay değil, bu ilk değil ve son transferde olmayacak. Kazım, çok yetenekli bir futbolcu. Fizik olarak çok güçlü, sağlam bir tekniği var ama hepsi bu kadar. Kafasını yılda 1-2 maç sahaya verebiliyor sadece. Gökhan Zan ile Servet'i birbirine vurdurmuştu fizik gücü ve tekniğiyle. Fakat adam akıllı başka maçı yoktur, işte birde Chelsea'ye attığı gol deriz. Bunun sebebi kafasının hiçbir zaman sahada olmaması, takım için değil kendi için oynaması. Saha içindeki gamsızlığı, saha dışında yaşadıklarıyla çok ayrı bir karakter. Aydın'dan -Serdar Özkan'dan kat kat daha yeteneklidir orası açık ve net. Fakat Serdar Özkan'ın menajerlik olayından sonra gönderilmemesini sindirememişken üstüne şaka yapar gibi Kazım geliyor.
13 Aralık 2010 Pazartesi
Simao Beşiktaş’a!
Çok kısa bir süre önce “Kariyerimi Atletico Madrid’de bitirmek istiyorum” diyerek kontratının uzatılmasını isteyen Simao, Beşiktaş’a nerdeyse imza attı.
Sene sonunda kontratı bitecek Simao’nun yeni sözleşmesinde maaşında kesinti yapmak istedi Atletico Madrid. Her ne kadar takımda kalmak istese de aidiyet hissetmeyen bir futbolcu önce parayı düşünür. Dolayısıya bu noktada devreye Beşiktaş girdi (Büyük ihtimalle Quaresma etkisiyle). Tabii sezon sonunda sözleşmesi bitecek ve istediği ücrete imza attıramadığı bir futbolcuyu Atletico’nun az da olsa bir bonservis karşılığında satması rasyonel olan.
Şu an henüz bir resmi anlaşma yok. Biz olduğunu varsayarak takımlara etkisine bakalım transferin. Önce Beşiktaş… Şu an Beşiktaş’ın oynamaya çalıştığı sistemde Quaresma’nın rolü büyük. Sol kanatta sağlıklı olduğu zaman takımı sürükleyen oyuncu o. Fakat sistemin daha sağlıklı işleyebilmesi için bir Quaresma daha gerekiyordu. Sağ kanatta Tabata veya Nihat verimsiz kalıyorlardı. Tabata’nın zaten doğal pozisyonu değil orası. Nihat ise hala formsuz ve uyumsuz. O bölgede ideal oynayacak tek oyuncu Holoskoydu. O da Quaresma’nın sakatlığında hiç bir zaman etkili olamayacağı sol çizgide hapis oluyordu. Ama artık Simao’nun gelmesiyle, solda Quaresma ve sağda Simao ile ideal iki çizgi oyuncusuna sahip oldu Beşiktaş.
Atletico Madrid ise Elias transferi ile şimdiden Simao’ya bir alternatif yaratmış oldu. Ama Sanchez Flores’in sisteminde Reyes ve Simao alternatifsizdi. Şimdi Simao’nun gitmesiyle o bölge Elias’a rağmen oldukça eksik kaldı. Fakat gündemde Rakitic dışında bir oyuncu yok gibi görünüyor. Bir başka alternatif ise Numancia’da kiralık oynayan Cedric’i çağırmak. Bu sistem devam edecekse liderlik özellikleri olan ve ideal bir çizgi oyuncus olan Simao’nun kaybı takımı etkileyebilir.
29 Kasım 2010 Pazartesi
Ali Sami Yen’de Son Derbi
Beşiktaş, dün Ali Sami Yen’de son yılların en zayıf Galatasaray’larından biriyle oynadı. Uzun zamandır kazanamadığı Ali Sami Yen’e de galibiyetle veda etmiş oldu. Bu açıdan tabii ki büyük bir onur ama sonuç kimseyi yanıltmamalı.
Maçta neler oldu?
Yönetimsel sorunları bir tarafa, saha içinde de sakatlık sorunları bulunan Galatasaray, çok önemli iki oyuncusundan eksik çıktı sahaya: Arda Turan ve Milan Baros. Kendi hatası ile ya da yönetimsel zaafiyet nedeniyle kadro dışı kalan Misimovic de kadroda yoktu. Hagi, takımı devreyi geride kapatınca Baros’u devre arasında ısındırarak test etmiş ama sağlıklı görmemiş olacaklar ki apar topar Mehmet Batdal’da karar kıldılar. Kadroda Sabri ve hatta Neill varken Ali Turan’ın sağ bek oynaması bana garip geliyor. Neill’den stoperde zaafiyet olmaması için vazgeçilemeyebilir. Fakat Sabri geride Barış Özbek sağ merkezde oynayabilirdi. Ama Sabri’nin hücuma kattığı enerjiyi Barış katabilir miydi? Sonuç olarak devre arasında Holosko’nun arkasında kalarak yaptırdığı penaltıyla maça nerdeyse Beşiktaş’ın önde başlamasını sağlayan Ali Turan yerini Mehmet Batdal’a bıraktı. Bu değişiklik beke Sabri’yi gönderdi. Önüne de Pino geldi. Bu değişiklikle bekteki zaafiyeti gideren Gheorge Hagi, bu sefer Pino’dan aldığı faydayı minimuma indirdi. İlk yarıda zaman zaman deplase olup gol atabilmek için etkisiz noktalarda topu alan Pino, buna rağmen Galatasaray’ın ilk yarıda bulduğu her pozisyonun içindeydi. Ama ikinci yarı geriye gelmesiyle bu değişti. Değişiklik bir artı bir eksi getirdi.
İlk yarıda attığı golün etkisyle topun kontrolünü kaybeden Beşiktaş, tamamiyle defansif bir görüntü verdi. Böyle bir görüntüden Nobre’nin etkili olması zaten beklenemezken, sahada nerdeyse hiç bir şey yapmadan dolaştı o da. Ama ikinci yarıda Beşiktaş’lı oyuncular Nobre’nin kafasına top göndermeyi hatırlayınca o da 2 sefer ağlara kavuşturdu topu, birini hakem vermedi. Burada Nobre ikinci yarıda oynadığı iyi oyunla takdir toplasa da ilk yarıda Beşiktaş hücumu hayal kırıklığıydı. Bobo ve Quaresma gibi hücum hattının iki önemli kontağı kapalı olan Beşiktaş için bu deplasman derbisinde alınan galibiyet önemli. Ama oyun olarak ortaya konan futbol tatmin edici değildi. Sezon başında görülen ışık kararıyor ama tek sorumlusu Schuster değil.
Fatih Tekke olayı
Geldiğinde “iyi giderse çok iyi kötü giderse çok kötü gider” dediğimde Fatih Tekke’nin Schuster’le kavga edeceğini düşünerek söylememiştim. İşin enteresan tarafı Fatih Tekke, oynadığı maçlarda Schuster’in yumuşatılmış haliyle “Ne biçim oynuyorsun” tarzı ile ifade ettiği söylenen memnuniyetsizliği yaratacak kadar kötü oynamadı. Schuster’in Fatih Tekke’ye soğuk bakması hem kendi istediği bir oyuncu varsa onun alınmamasından hem de forvet oyuncusuna ihtiyacı olduğında gelen Fatih Tekke’yi o zaman da sakatlığı nedeniyle oynatamamasından dolayı olabilir. O zamanki yazıda belirttiğim gibi Fatih Tekke muhtemelen yönetime verdiği listede yoktu. Ama cinfikirli yöneticiler ve Fatih Tekke’nin menejeri hem yerli statüsünden dolayı hem de transferin son saatleri olması nedeniyle “bulunsun” gibi bir düşünceyle aldılar ama Schuster alıştıkları teknik adamlardan değil demek ki. Bu sorundan Tekke de Schuster de en az sorumlu olan kişiler.
Maçtan Notlar
Mutlaka söylemek gereken 2 şey var. Birincisi Galatasaray yarı sahasında orta sahaya yakın bir hava topu mücadelesinde Nobre’nin sanıyorum eli Neill’in yüzüne çaptı. Hakem Cüneyt Çakır dolayısıyla faulü verdi. Belki kasıtlı olduğunu düşündüğü için Nobre’ye kart göstermek istediğinden de Neill’in de “no,no” diyerek, olayın kaza olduğunu, karta gerek olmadığını söylemeye çalışması kararı değiştirmese de futbol sahalarında pek karşılaşmadığımız ama hoşumuza giden hareketlerden biri olarak kayıtlara geçmiş oldu.
Diğer bahsetmek gereken isim ise şüphesiz ki Cenk Gönen. Rüştü’nün Beşiktaş’ta geçirdiği senelerde faydası olduysa biri Old Trafford deplasmanında kazanan Türk takımları arasına Beşiktaş’ı da sokanlar arasında en büyük pay sahibi olması, diğeri de Cenk. Maç sonunda Nietzche’den alıntı yapan, saha içinde refleksleri çok güçlü, konsantrasyonunu kaybetmeyen bir kaleci. Artı olarak yaşından çok olgun. Beşiktaş’ın kalesinin uzun yıllar sağlam olacağını gösteriyor bu adam.
Guti’nin formasını bir “autoshow”da şaka yollu isteyen Arda’ya ulaştırma çabası da maçla ilgili sanırım en ilginç not. Galatasaray taraftarının yönetim istifa sesi ama Adnan Polat’ın maç sonu röportajında “istifa” kelimesini ağzına bile almaması Galatasaray’ın bir müddet daha kaos halinde olacağını gösterir gibiydi.
23 Ekim 2010 Cumartesi
Bir Sabah Kahvesi Kıvamında

14 Haziran 2009’daki Newsweek Türkiye’de böyle yazmıştı Aurelio Roman Conde, Rijkaard için. O zamanlar ben kendi mütevazı blogumda bu güzel yazıya yer vermiştim. Rijkaard giderken aklıma düştü bu yazı ve dergiyi bulup okudum. Conde, Rijkaard’ın oyun tarzının iki önemli ayağı olduğunu yazmış o zaman: “Kazanmak sahada iyi ve göz okşayan bir oyunla mümkündür” olarak özetlenebilecek bir futbol felsefesi ve bunu sağlayacak akıllı ve uzun vadeli bir strateji…
Yine aynı yazıda geleceği gören bir saptama daha var Rijkaard hakkında: Takımda oyuncular arasındaki çekişmelerin hiçbirine müdahil olmaz. Futbolcular üzerinde otorite kurmaya çalışmaz.
Belki de Rijkaard’ın bu özellikleri ipini çekmiştir. Ve maalesef Rijkaard giderken cappucino değil acı bir Türk kahvesi tadı bırakarak ayrıldı.
16 Ekim 2010 Cumartesi
Yıldırım Demirören’in Açıklamaları

Bu sezon başında Adnan Polat’ı ağırlayan %100 futbolda dün gece Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören vardı.
Sanki başkan programa çıkmayı kendisi talep etmiş gibiydi. Özellikle stad projesinin yanlış aksettirilmesini engellemek için. Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal stadyum izini konusunda müjdeyi vermiş. Şu anda proje Anıtlar Kurulundaymış. “1-2 hafta içinde oradan da gerekli düzenlemeler çıkar, proje netleşir” dedi sayın başkan. Stadın 42 bin kişilik olmasını planladıklarını söyledi. İsim hakkı Beşiktaş’ın olacakmış, tek şart bu. Bunların dışında “Kuruldan izin çıkmadan fazla açıklama yapmak doğru olmaz” dedi. Ama bu sezon bitiminde yapıma başlanacağını açıkladı.
-Futbol takımı konusunda “Ben karışmıyorum, Serdar Adalı ve Cengiz Zülfikaroğlu ilgileniyor” dedi. “Başarı da başarısızlıkta onların, ben idari konularla ilgileniyorum” dedi. Özellikle bu konuda tecrübe kazandığı açık. Olumlu bir bakış açısı kazanmış. Başkanlık süresindeki “keşke”si sorulduğunda her zamanki gibi Del Bosque’yi söyledi. O zamanlar tecrübesizdik gibi bir özeleştiri yaptı.
-Son zamanların favori konusu Allen Iverson da soruldu tabii. Iverson için avukatların ve kulübün dış ilişkiler sorumlularının ilgilendiğini, Beşiktaş’ın teklifini sunduğunu ve Iverson’dan cevap beklendiğini belirtti. Oyuncuyu kontrol edebilmek için iplerin Beşiktaş’ın elinde olacağı bir sözleşme yapılmaya uğraşılıyormuş. Amatör şubeler için “Bütün takımların şampiyonluğa oynamasını isteriz ama mali durumlarına dikkat etmek lazım” dedi. Amatör şubeleri yük olarak görmeye devam ediyor maalesef başkan. Ama geçen sezon basketbol takımında yaşanan mali sıkıntıların bu sezon tekrarlanmayacağını Güntekin Onay’ın sorusu üzerine söyledi.
-“Beşiktaş’ın tek rakibi kendisidir”. Adnan Polat’ın “Şampiyonluk için tek rakibimiz Fenerbahçe” sözüne karşılık Yıldırım Demirören’in düşüncesi. Yine de bunu polemik yaratacak şekilde değil daha yumuşak şekilde söyledi. 3 büyük takım ile Trabzonspor ve Bursaspor’un da şampiyonluk yarışında olacağını belirtti.
-Bankalar konsorsiyumundan alınan 75 milyon dolarlık kredi ile ilgili olarak; Bu kredinin kısa vadeli ve yüksek faizli borçları kapatacağını, Fulya’nın gelirleri ile de bu borcun kapatılacağını anlattı.
-Arda konusunda; Arda’yı haklı gördüğünü ancak kullandığı dilin hatalı olduğunu belirtti.
Bunların dışında çok fazla kayda değer şeyler konuşulmadı. Kulüpler Birliği toplantılarına Aziz Yıldırım’ın Rüştü’ye ithamları nedeniyle tepki olarak gitmediğini ama yine de kulübün ikinci başkan ya da yöneticiler düzeyinde temsil edildiğini söyledi. Burada Rıdvan Dilmen topa girip Aziz Yıldırım’ın ithamlarının Beşiktaş kulübüne değil, Rüştü’nün şahsına olduğunu söyledi ama Demirören “Bizim takımımızın oyuncusuna yapılan bize yapılmıştır” diyerek mevzuyu kapattı. Enteresan şekilde “Serdar Adalı’nın Robinho’nun durumunu takip ettiğini” söyledi. AS gazetesinin iddia ettiği Luis Fabiano için de sezon başında gündemimizdeydi ama şu an değil diyerek futbol takımı transferlerine nokta koydu.
%100 futbolda konuşulan konuların nerdeyse tamamı ve bazı videolara ulaşmak için ntvspor’un internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.
6 Ekim 2010 Çarşamba
Yeni Beşiktaş
Açıkça görülüyor ki Schuster’in Beşiktaş’ı oyunu rakip alana yıkıp skor almayı düşünen bir yapıda. İşte Schuster tam bu yüzden Beşiktaş’a yakışan bir teknik direktör. Büyük takım kavramından hoşlanmıyorum, onlar kim ve neye göre seçiliyor bilmiyorum. Biz medyada daha çok yer bulan ve bütçeleri daha yüksek takımlar diyelim hadi bunlara. Beşiktaş’ta en azından Türkiye içinde böyle bir takım. Büyük takımlardan beklenen rakibi abluka altına alması, oyunu istediği gibi kontrol etmesi ve rakip taraftarın bile izlemekten zevk alacağı bir takım yaratmasıdır.
İşte son yıllarda Beşiktaş teknik direktörleri arasında bu yapıya en uygun Beşiktaş’ı Schuster döneminin ilk aylarında gördük. Hatların birbirine mümkün olduğunca yakın ve ileride olmasını istiyor. Yanılmıyorsam Plzen deplasmanından sonra Hakan Arıkan bundan bahsetmiş ve kaleden uzak durmasının sebebinin bu olduğunu açıklamıştı. Yani takım hücumdayken kaleciyi libero gibi kullanmak istiyor Schuster. Tabii ki bu riskli bir uygulama. Antalyaspor maçında yenen gol gibi gollere sebebiyet verebilir ama amaç makul. Savunma önde olduğu ve Türk basınına göre ofsayt taktiği uyguladığı için rakibin savunmanın arkasına atacağı toplar için –Volkan Demirel’e göre araya salmak- bir Panik tuşu sayılabilir kalecinin ileride beklemesi.
Bu yapıda oynayan her takımda olabileceği gibi Beşiktaş da çok pozisyon verebiliyor. Ve Schuster bu sisteminde ısrar ederse –ki etsin- vermeye de devam edecek. Türk spor kamuoyunun beklentisi Beşiktaş’ın ciddi bir rakiple oynaması halinde 5’lik olacağı yönünde. Şu ana kadar Fenerbahçe ve Trabzonspor deplasmanlarında oynayan Beşiktaş bu iki maçta da 1’er gol yedi. Diğer taraftan geçen sezon önce savunma sisteminden vazgeçmeyen Mustafa Denizli’nin Beşiktaş’ı Trabzonspor’dan gol yemedi ama Fenerbahçe deplasmanında 1 gol yedi. Yani aradaki fark Trabzonspor’dan yenilen 1 gol. Tabii Trabzonspor’un geçen sezonki Trabzonspor’dan farklı olduğunu da unutmamak lazım.
Peki eldeki futbolcular bu yapıya ne kadar uygun? Bu nokta biraz karmaşık. Fenerbahçe’den geldiğinden beri şişirilen topları indirmek ve orta sahada pres yapması dışında bir işe yaramayan Nobre ile kendi pozisyonunu yaratamayan Bobo hep hücum düşünen bir takım için yeterli değil gibiydi. Zaten daha kendisi gelmeden haberini göndermişti forvet gerekir diye. Guti ve Quaresma gibi sisteminde önemli rol oynayacak futbolcular geldi ama asıl istediği bölgeye sadece transferin son gününde kendisinin istediğinden emin olmadığım Fatih Tekke transferi yapılabildi. Henüz kendisini Beşiktaş forması ile sahada göremedik. Bu dönemde ise Nobre ve Bobo genellikle değişmeli, çok nadir bir arada oynadılar. Yine de bu dönemde korkulan olmadı ve Bobo ve Nobre beklentileri karşıladılar. -Nobre ligde 3 gol attı. Bobo ise ligde 5 gol ve Avrupa Ligi Gruplarında 1 gol attı. -
Diğer kafa karıştıran bölge ise savunmaydı. Tek hamlede topu uzaklaştırmayı sevmeyen ve kritik yerlerde sorumsuz fauller yapan Sivok’un stoperden çok önlibero olduğunu düşünüyordum. Bu tarzına rağmen Schuster’in sisteminde geniş alandaki nispeten hızı ve çevikliğiyle stoperde Sivok hayati bir rol oynayabilirdi ama sakatlandı. Bir çok kişinin –kendisi dahil- Beşiktaş defteri kapandı diye düşündüğü Zapotocny takımda kaldı ve Toraman ile birlikte Beşiktaş’ın stoperini oluşturdular. Geçen sezon takım halinde savunma yapan Beşiktaş ilk 7 haftada –değerlendirmede bay olan Ankaraspor maçı pas geçildi ama bir değişken değil, dahil de etsek aynı sonuç çıkıyor- 5 gol yemiş ve 9 puan toplayabilmiş. Bu dönemde Galatasaray deplasmanı hariç derbi yok. Bu sezonun çok pozisyon veren Beşiktaş savunması ise ilk 7 haftada 6 gol yemiş ve 13 puan toplamış. Trabzonspor ve Fenerbahçe deplasmanları bu 7 maç içinde bilindiği gibi.
Yani sene başında konuşulan ve korkulan ya da umutlanılan olmadı. Beşiktaş iyi bir yolda gidiyor. Schuster hem mentalite olarak hem de takıma kazandırdığı yıldız oyuncularla doğru adam olduğunu gösterdi. Bu sezon istenildiği/beklenildiği gibi gitmese bile takımda kalması gerekir. Schuster özelinde Beşiktaş genelinde Türkiye ligi için bir şans. İnönü’de ya da deplasmanda, galip ya da mağlup, ilk ya da son dakikada gol arayan, savaşan bir Beşiktaş var artık. Yeni Beşiktaş hayırlı olsun.
19 Eylül 2010 Pazar
Bucaspor 0 - 1 Galatasaray

12 Eylül 2010 Pazar
Cumartesi Gününden Kalanlar

- Günün en büyük sürprizi İspanya'dan geldi. Barcelona, kendi evinde açık ara favori çıktığı Hercules maçında şok bir mağlubiyet aldı. Ligin yeni takımı Hercules Nelson Valdez'in attığı 2 golle Barcelona'yı mağlup etti. Maçın sonunda Pique ile Hercules kalecisi Calatayud'un çarışması neyse ki göründüğü kadar kötü sonuçlar ortaya çıkarmadı. Pique'nin Dünya Kupasında alışkanlık haline getirdiği maçlarda kan akıtma alışkanlığı devam ediyor.

3 Eylül 2010 Cuma
Beklenen Forvet Mi?
Adebayor, Robinho, Makukula, Rodrigo, Robbie Keane derken Fatih Tekke transferin son gününde Beşiktaş’ta. Tabii özellikle Adebayor bana göre abartılı bir beklentiydi, Robinho’da ise futbol dışı spekülasyonlar çıktı. Bunlar bir tarafa son gün Sky Sports’un iddiasına göre Keane’in bonservisi için 8M£’lara kadar çıkıldı. Makukula, Tekke transferinden sonra Manisaspor’a imza attı. Rodrigo’yu da zaten menajerler önermiş.
Yukarıdaki isimlere göre Fatih Tekke’nin şüphesiz en önemli artısı TC vatandaşlığı. Tabii ki bir ayrıcalık değil ama malum, yabancı sınırlaması. Ayrıca iyi bir golcü olduğunu da biliyoruz. Kafayla ve ayakla bitirici bir oyuncu. Yaşı ve Rusya’da yedek geçirdiği yıllar şu anda eksisi. Zenit’te Advocat’la sorunlar yaşadı, Spaletti döneminde de gönderildi zaten. Gökdeniz’in yanına Kazan’a gitti. O dönemini hiç takip edemedim ama işler pek istendiği gibi gitmemiş olacak ki Kazan’da çabuk vazgeçti Tekke’den, aldığından azına gönderdi.
İmza töreninde ‘Ben Trabzonsporluyum’ demesi daha önceden yaptığı ‘Türkiye’ye dönersem Trabzonspor’da oynarım’ cümlesini gölgeleyemedi. Beşiktaş camiası ise böyle şeyleri fazla önemsemez, önemli olan sahada ne yaptığı. Hatta ‘Doğuştan x takımlıyım’ omurgasızlığına bir çok takım taraftarının da tercih edeceğine eminim.
Dün Adnan Polat’ın açıklamalarından öğrendiğimiz üzere Tekke aslında önce Galatasaray’a gelmiş. Maddi olarak anlaşamayınca menajerleri Beşiktaş’a önermiş gibi görünüyor. Beşiktaş’ta kimseyi alamayınca göz boyamak ya da o bölgeye oyuncu ihtiyacı için yapılmış bir transfer gibi görünüyor. Yıldırım Demirören Schuster’in onayladığı 3 santrafordan birini alacağını söylemişti. Tekke’nin onlardan biri olduğunu sanmıyorum. Zaten sakatlıktan çıktığını ve 2 hafta süreye ihtiyacı olduğunu söylemiş. Bu açılardan biraz sıkıntılı bir transfer gibi görünüyor. Tekke transferinin sevabı, günahı bu. İyi giderse çok iyi gider, kötü giderse çok kötü gider. Onu da zaman gösterecek.
Adnan Polat'ın Açıklamaları
Adnan Polat'ın Ntvspor'da yaptığı açıklamalar bazı yerleri hariç oldukça tatmin etti beni. İlk başlarda çok rahat gözükmese bile konuştukça açıldı Başkan ve herkesin merak ettiği konulara cevap verdi. Programda gözüken en büyük eksi ise Güntekin Onay ve Rıdvan Dilmen'in A.Polat'ın cevapları sırasında sorulması gereken soruları sormamaları oldu aşağıda değiniriz bu eksik sorulara. A.Polat'ın açıklamalarına Ntvspor.net'ten ulaşabiliyoruz. Ben program sırasında not aldığım olumlu gördüğüm ve bunun dışında kafama takılan bazı yerler oldu ;Cevad Prekazi # 2

Başkan Adnan Polat bu gece Ntvspor'da Güntekin Onay ve Rıdvan Dilmen'in konuğu oldu. Rıdvan ve Güntekin'in zaman zaman soramadığı sorular haricinde güzel bir program oldu. Gece ilerleyen saatlerde program hakkında yazı gelecek. Dünkü Prekazi meselesinden başlayalım biz. Dün gece yazdığım postta Prekazi'ye karşı büyük bir ayıba imza atıldığını ve Polat'ın doğru bir açıklama yapmazsa gözümdeki değerinin düşeceğinden bahsettim.
2 Eylül 2010 Perşembe
Cevad Prekazi

Galatasaray'da transfer gündemi son 2 gün çok hareketliydi. Gelenler konuşuluyor zaten ama atlanmaması gereken bir ayıp var ortada bu karmaşa içerisinde. Ofk Belgrad maçında Ntv'de yorumculuk yapan Cevad Prekazi hepimizi büyülemişti. O gün maç sırasında Adnan Polat'a Partizan oyuncusu Jovanovic'i önermişti. Misimovic ve Insua gelmeden önce İstanbul'a ilk ayak basanda Prekazi ile beraber Jovanovic olmuştu. Nedense jet hızıyla yalanlandı bu transfer resmi siteden. Olanları şimdi okuyoruz. Prekazi'nin Lig Tv'ye yaptığı açıklamalar akıl alır gibi değil. Yarın akşam Ntvspor'a çıkacak olan A.Polat bu konu hakkında açıklamayı düzgün bir şekilde yapmazsa gözümdeki tüm değeri kaybolacak. Canlı izleme şerefine nail olmasak bile bizden büyük abilerimizin efsanesi olduğu kadar bizimde efsanemiz Prekazi.
30 Ağustos 2010 Pazartesi
Eskişehirspor 1 - 3 Galatasaray
- Maçı kazanmak çok önemliydi Galatasaray açısından. Oyuncuların galibiyeti tekrar hatırlaması, yenilgi sendromundan kurtulması ve lige tutunması gerekiyordu takımın. Mağlubiyeti kabullenmek kötü bir hastalık ve alışkanlıktır ve Galatasaray bu maçı kaybetseydi o hastalık tamamen sirayet edecekti bünyeye. Servet'in attığı golden sonraki sevince dikkatli bakmak lazım, belkide bu sezon ilk kez maçı kazanabileceklerine inandılar sahadaki oyuncular, takım olarak sevindiler.
26 Ağustos 2010 Perşembe
Uefa Avrupa Ligi Rövanş Maçları

Uefa Avrupa Ligine kalmak için 4 takımımız bu akşam mücadele edecek. İlk maçlarda Beşiktaş dışında avantajlı bir skor alabilen olmamıştı. Beşiktaş'ın Helsinki karşısında turu geçtiğini söyleyebiliriz. Herhangi bir sürprize izin vermeyeceklerdir bu maçta. Fenerbahçe, ilk maçtan 1-0'lık mağlubiyetle dönmüştü. 1-0 oldukça riskli bir skor. Bir kere 2 gol atmak zorundasın kendi evinde, maç 2-0 götürüp iş tamamlamak üzereyiz desen bile tek pozisyon, yenilen tek gol bütün umutları bitirir. Trabzonspor karşısında izlediğimiz Fenerbahçe'nin savunmasında ciddi zaaflar vardı özellikle kanatlarda. Teofilo ve Yattara ikinci yarının başında yakaladıklarını atsalar kötü bir görüntü çıkacaktı Fener adına. Paok elbet bu maçı izlemiştir ve buna göre bir düzen içinde olacaklardır. Onların amacı 1-0'ı koruyup, kontradan bulabilecekleri pozisyonlar ile skor bulmak. Fenerbahçe'nin işi ilk maçta alınan skorun yanı sıra oynanan oyundan dolayı çok zor gözüküyor.
15 Ağustos 2010 Pazar
Bucaspor 0-1 Beşiktaş

Altay’dan yıllar sonra İzmir, Süper Lig’e döndü. Yıllardır düşündüğüm; alt ligden gelen takım teknik direktörünü değiştirmese ve oyuncularını çoğunlukla takımda tutsa ne olur? Bunu yapmasını beklediğim takım Bucaspor’du ama onlar kendilerine göre garantiye gitmek istemişler. Bülent Uygun, Sivasspor döneminde antipatikliğin dibine vursa da Bucaspor için çok yanlış bir tercih sayılmaz. Sol bek Mulemo ve oyuna sonradan girse de defansif direnci ve koşuları ile Mendy, Bucaspor takımının dikkat çeken oyuncuları.
Beşiktaş ise genelde durağan oynasa da Quaresma ve Guti nedeniyle her dakika heyecan yarattı. Son 20-25 dakika takımdaki herkesin pili bitse de Bucaspor da çok farklı değildi. Tabii maçların henüz temposuz olması, oyuncuların maçın sonlarını getirememesi şu aralar normal. Oturduğu yerde insanı bunaltan sıcaklarda, henüz sezonun başında temposuz oyunlar normal. Gaziantepspor – Kasımpaşa ve Eskişehirspor – Gençlerbirliği maçlarını da henüz izleme fırsatım olmadı ama onlar da golsüz berabere bitmiş.
Havadan bağımsız olarak maç o kadar kötü bir zeminde oynandı ki oyunculardan iyi oyun beklemek de haksızlık olurdu. Bucaspor’un stadyumu 7. haftada hazır olacakmış. O zamana kadar İzmir Atatürk’de oynayacak oyuncuların ve takımların işi zor. Beşiktaş’ın 4-2-3-1’in de Guti’de defanstan sürekli top alıp dağıttı. Ernst-Necip ve Guti 3’lüsü Beşiktaş’ın son yıllarda gördüğü en iyi orta saha 3’lüsü sanıyorum. İkinci yarının hemen başında Guti’nin attığı mükemmel pas ile Beşiktaş maçı çok iyi oynamasa da kazandı.

Şu anda takıma forvet oyuncusu aranıyor gibi. Zaten yabancı sıkıntısı olan bir takım şu anda Beşiktaş. Bence bu sezon Bobo’ya hem taraftar hem de teknik kadro güvenmeli. Yıllardır kendi başına sadece ligde en az 10 gol attı. Şimdi Guti ve Quaresma ile kesinlikle çok daha faydalı olacaktır. Tek forvet oynanacak diye illa ki çok uzun boylu, güçlü bir forvetle oynama gerekliliği yok. Zaten pivot santrafor dediğimiz oyuncular Dünya futbolunda oldukça azaldı. Bobo sorumluluğun altından mutlaka kalkacaktır.
Şampiyonluk dahil izlerken en çok heyecanlandığım Beşiktaş dün sahadaydı. Hem taraftarın sevmediği ve futbolunun üzerine hiç bir şey koymayan oyuncuların çoğunluğu artık yok hem de Quaresma ve Guti gibi soğukkanlı, kendi güvenen ve teknik oyuncularımız var. Dün takım çok güzel oynamasa bile Beşiktaş taraftarının zaman zaman sırıtmaktan kendini alamadığını zannediyorum.

Çözülmesi gereken sorunlar var tabii ki. Sivok’un uzun dönem sakatlığı, sağ bek oyuncularının ofansif yetenek noksanlığı, yabancı sınırlaması nedeniyle sağ açıkta formsuz da olsa Nihat’ın oynaması, hala gidecek ve hala gelecek oyuncular olması… Yine de Beşiktaş geleceğe umutla bakabilir. Ama bazı şeylerin daha net görünmesi için İstanbul Belediye maçını beklemek gerekir.


