feyy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
feyy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2011 Salı

Agüero gidebilir

1303076830_0

“45 milyon Euro’ya Agüero gidebilir. Sadece bir şartımız var: Real Madrid’e gitmesine izin yok.” Angel Gil Marin / 19.04.2011

13 Nisan 2011 Çarşamba

Mesut Özil ve Nuri Şahin

Bild kaynaklı habere göre Nuri’nin sözleşmesinde “6 milyon euro’ya serbest kalır” maddesi bulunuyormuş. Dortmund, büyük ihtimalle bu maddedeki bedeli tekrar yazmak için Nuri ve menajeri ile masaya oturmuş. Ama anlaşma sağlanamamış.

Mesut, Almanya’dan kaçarcasına gitmişti Madrid’e. Nuri Şahin’in bu durumu gündeme geldiğinden beri de “Nuri” ve “Real Madrid” kelimeleri çok sık yan yana geliyor. Dortmund için Nuri satılmaz değildir ama 6 milyon eurodan fazlasını edeceğini düşünmeleri de yadsınamaz. Yine de Dortmund şimdiden Nuri’nin halefini hazırlamış. İlkay Gündoğan’ın büyük olasılıkla Dortmund’a geçeceği konuşuluyor.

Hem Özil hem de Nuri’nin menajeri de Reza Fazeli. Şirketinin hemen hemen tamamını Almanya’da oynayan Türk ve İran kökenli oyuncular oluşturuyor. Özil transferinde Bremen tarafının ufak tefek serzenişleri olmuştu diye hatırlıyorum. Nuri de sorunlu ayrılırsa hem kendisi hem oyuncuları için Bundesliga’da bir iş sıkıntısı olabilir belki.

20 Şubat 2011 Pazar

Maç nasıl satılır?

e06842a7fc98b880f3ef9bc10525224d_k

Dakika : 63, Beşiktaş 2-1 önde. İnönü’de taraftarın havası semada. Fenerbahçe oyundan yavaş yavaş düşerken Matteo Ferrari, Diego Lugano’ya ceza sahası içinde tokadı basıyor. Kırmızı kartı görüyor. Daha önce iki sefer daha –ceza sahası- içinde Lugano’ya benzer penaltı girişimlerinde bulununca sonunda Cüneyt Çakır penaltıyı –haklı olarak- veriyor. Hücum oyuncuları da yorulan Beşiktaş için maç bitiyor…

17 Şubat 2011 Perşembe

Kiev’in gör dediği

S17205424

Türk takımlarının grupları geçtikten sonra ilk ciddi takım karşısında eridiği gibi bir teori ortaya atmıştım. Dinamo Kiev de teori için turnusol görevi görür demiştim.

Schuster Beşiktaş’ından umudun bittiği maç oldu. Geldiği zaman kendi oyuncularıyla çalışmak istedi ki bu çok doğaldır. Yabancı sınırı gibi bir kısıtlamaya da alışık olmadığından istediği kadroyu kuramadı. Bu maça sadece iki Türk oyuncu ile çıktı Beşiktaş (Hakan Arıkan ve İsmail Köybaşı). Marcio Nobre ve Marco Aurelio sadece kağıt üzerinde Türk oldukları için onları saymıyorum. Gerçi çok fazla Türk oyuncu alternatifi de yok. Schuster yerli oyuncuları tanımadığı için yerli oyuncu transferi yapamadı (Yönetimin getirdiği Tekke’yi saymıyorum). Bu ilk hatasıydı ama gözleri kamaştıran Quaresma ve Guti bunu görmemizi biraz engelledi.

Schuster kendi istediği oyuncularla çalışmak istediği için mevcut yabancılara da hiç sıcak bakmadı. Hatta muhtemel olarak kendisinden önce alınan Hilbert’e de sıcak değildi ama alternatif sıkıntısı nedeniyle mecbur kullanmak zorunda kaldı. Kendisi gelmeden önce takımın en önemli 3 oyuncusu olan Ferrari, Bobo ve Ernst’i sindirdi. Ferrari, sisteme uygun değildi, sezon başında ‘kalemi kırıldı’. Bobo’ya ise sezon ortasına kadar zor dayandı. İddialara göre takımda kalması Demirören’in bastırmasıyla oldu. Son olarak ise Manuel Fernandes gelişi ile Ernst kızağa çekildi. Bugün de sahadan çıkan ilk o oldu, yerine Erhan Güven girdi. Çok iyi olmasa da Fink’i hiç kullanmadı, Holosko’yu hücumda en etkisiz kalacağı sol açığa koydu. Onları da sildi.

En son Toraman-Üzülmez muharebesinde yabancı oyuncularla toplantı yapıp, Üzülmez’in ipini çeken de Schuster oldu. Zaten olmayan yerli alternatif iyice kayboldu. Haklı veya haksız, Tekke’yi de kurban etmişti.

Bu dönemde tek suçlu ya da sorumlu Schuster değildi. Taraftarın da hataları oldu. Quaresma ve Guti göz kamaştırdı ve yalancı bir bahar yaşandı. Ama oynanan umut verici bir futbol vardı, onu da atlamamak lazım. Ama her geçen ay, futbol kalitesi daha da düştü. Diğer taraftan Schuster’i getirenler, düşünenler de sorumlu. Ligin durumunu Schuster’e anlatmaları gerekirdi.

S172055440

Yıldız futbolcular başta olmak üzere tüm takım da sorumlu ayrıca. Quaresma, ittirmeyle oynayan bir futbolcu. Kendisini gereksiz zorlayarak önemli bir virajda sakatlandı. Diğer taraftan hırsı ve yeteneği tartışılmasa da taraftar şımarttıkça daha çok kendine oynamaya başladı. Bu gece gördüğü kırmızı kart hiç profesyonelce değildi ama o zaten hiç bir zaman profesyonel olmadı. Guti, ligin ciddiyetini bence anlayamadı. Hakemler çok fazla gereksiz diyaloğa girdi. Zaten aklı fikri hep Real Madrid’de, olması da çok normal. O da Schuster sayesinde, emekliliğini rahat geçirmek için geldi. Sertliği de gördükçe verimi her geçen gün azaldı.

Sonuç olarak Schuster’in yakın dönemde başarılı olma şansı zor gibi görünüyor. Bana göre bu takımın kurtuluşu, Türk, genç ve Beşiktaş’ta oynamak isteyen oyuncularla olur ama Schuster varken bu da biraz zor olur. Hocanın gitmesi de bir başka sıkıntı olur. O var diye gelen oyuncular huzursuz olur, yeni gelen hoca başka oyuncular ister falan… Bu sirkülasyonun sonu yok.

15 Şubat 2011 Salı

Delinho


Dün akşam saatlerinde, Beşiktaş resmi internet sitesinden İbrahim Üzülmez’in sözleşmesinin alacaklarını da vererek feshedildiği açıklandı.

10.5 senedir Beşiktaş’ta oynayan; Juanfran’ları, Seric’leri vs. yedek bırakan ve her sezon ortalama 25 maçta oynayan bir adam İbrahim Üzülmez. Futbol olarak geçtiğimiz 2 sezon hariç çok iyi oynadı diyemeyiz belki ama genelde sahanın en çalışkanı ve en hırslısı olurdu. Son yıllarda orta yapmayı öğrendi ama yavaş yavaş sürati ve kondüsyonunu da kaybetmeye başlamıştı. Keza olayın yaşandığı Ankaragücü maçında yenilen golde adamını kaçıran ve yetişemeyen Üzülmez’di. Belki yenilen gol sonrası morali bozulmuş olabilir, Toraman onun için maç içinde bir şey demiş olabilir… Yoksa herhangi bir insanın durup dururken birine saldırması normal değil. Tabii “terlik olayını” da hatırlarsak Toraman ve Üzülmez’in yıldızları pek barışık değil şüphesiz.

Resmi sitede “sportmenliğe aykırı davranış” denmiş. Zaten İbrahim hiç bir zaman sportmen bir futbolcu olmadı. Her pozisyonda hakeme itiraz eden, bir Süper Kupa finali maçında son dakikada Kezman’ı devirip kırmızı kart gören, “maalesef” tarihi Liverpool maçında "Ne oluyor?” demeye gelen Bobo’yu oldukça sert azarlayan hep İbrahim’di. Gerektiği zaman kendi arkadaşına da sert çıkmaktan çekinmeyen biriydi İbrahim. Zaten o yüzden Deliydi lakabı.

Kendisinin bugün 15:00’da basın toplantısı var. Eğer ortaya atılan “soyunma odasına girip Toraman’a yumruk attı” iddiası doğruysa yolu açık olsun. Büyük ihtimalle “futbola devam edeceğim” diyecek. Son yıllarda jübileye en yakın oyuncuydu Beşiktaş’ta. Ben onu hep Sergen’in “İbrahim orta açacaksa koşmuyordum” demesi ve “Orta yapabilsem Real Madrid’de oynardım” vecizesiyle hatırlarım. Başarısızlıkta genelde onun adı hep ortaya atılsa da bir kısım taraftar için önemli bir ikondu. Ben bir türlü sempati duyamadım ama hırsını her zaman takdir ettim. Keşke böyle bitmeseydi Delinho’nun hikayesi, en azından Beşiktaş için.

Güncelleme : Basın toplantısını gördükten sonra yazıya da bir iki not eklemek gerekir. Toplantıya yalnız katılsa İbrahim Üzülmez başka şeyler konuşacaktı ama bunu duyan başkan Demirören de toplantıya iştirak etmiş belli ki. Genelde de toplantıyı o yönetti. Üzülmez söylemek istediklerini net söyleyemedi. Alt metinden okuyabildiğimiz kadarıyla futbola devam etmek isteyen Deli'yi, başkan jübileni yapalım altyapıda antrenörlük yap diye ikna etmeye çalışmış. Kafası karışan Üzülmez'in toplantısı da bu yüzden sekteye uğradı. Ortaya amaçsız ve anlamsız bir basın toplantısı çıktı.

Diğer taraftan Radikal'den Onur Salman'ın söylediği gibi bu toplantıyla Toraman da ateşe atıldı. Sütten çıkmış ak kaşık olmasa da madem böyle bir karar alınmış, keşke net şekilde arkasında durulabilseydi. Başkan'ın "bizi dünya takip ediyor" cümlesi de sıkmaya başladı. Bu noktadan sonra Toraman da sezon sonunda gönderilmeli. Eldeki genç oyuncular ve Hasan Ali, Cenk Tosun gibi futbolcularla yeni bir Beşiktaş yerli kadrosu kurulmalı.

14 Ocak 2011 Cuma

Değişen bir şey yok!

1294962147_0

Dün Copa Del Rey’de kalitesi yüksek bir Madrid derbisi oldu. Maç çok tempolu başladı. Atletico Madrid erken golü buldu ama oyunun kontrolü ve pozisyonlarda Real Madrid çok üstündü. İlk yarı Forlan ve Ramos’un golleriyle 1-1 bitti. İlk golde Agüero ofsayttaydı, hakem görmedi. Devamında Casillas’ı geçerken yerde kaldı. Hakem düdüğü çalmayınca Forlan golü attı. Real Madrid’in golünde ise Di Maria çok güzel bir orta yaptı, Ramos da alışık olduğumuz gollerden birini attı. Bu golde de Ramos yükselirken Dominguez’e yüklendi ama hakem bunu da nizami gördü.

1294963797_3

Pazartesi lig maçı oynayarak gelen Atletico Madrid, ikinci yarıda Real Madrid’in temposuna dayanamayarak oyundan düştü. Ronaldo ve Mesut’un başrolde olduğu iki gol atarak hem maçı hem de büyük oranda turu aldı Real Madrid.  Ronaldo’nun 60. dakikada attığı golden hemen 1-2 dakika önce Agüero’nun getirdiği top Forlan’ın önüne sekti ama o direği nişanladı.

Madrid_incontenible

De Gea, çok fazla top çıkardı. İlk golde pozisyonu başlatan pası da o verdi, Ujfalusi’nin geriye attığı pasda. Topu oyuna çok iyi sokuyor ve refleksleri çok üst seviyede ama özellikle yerden gelen topları kontrol edemiyor ve kale ağzı içine doğru sektiriyor. Yine de oynadıkça bunu ve yer tutma özelliklerini geliştireceğine inanıyorum. Dün sahada Kun ve Perea ile birlikte Atletico Madrid’in en iyi oyuncusuydu. Real Madrid’de ise Benzema yine etkisiz kaldı. Bir 9 numara eksikliği de iyice gün yüzüne çıktı. Oraya kısa zamanda bir takviye kesin gelecek. Onun dışında herkes rolünün hakkını verdi. Kaka’yı da oyunda gördük ama doğal olarak sadece dolaştı sahada. 90. dakikada Dominguez’in hatasıyla Real Madrid ikinci maç için avantaj sağladı.

1294963797_extras_ladillos_2_0

13 Ocak 2011 Perşembe

Madrid derbisi, Copa del Rey’de

e__archivo_photo_10_1_1_20110113_ypr02f2.tif6

Geçen sezon finale giden Atletico Madrid, ligde de durumu kötüyken kupaya tutunmak isteyecek. Diğer taraftan Jose Mourinho katıldığı her kupayı kazanmak ister.

Atletico, Simao’nun gitmesinden sonra ona benzer bir kanat almak zorundaydı, aldı. Real Madrid altyapısından yetişen Juanfran transfer edildi. Simao’nun 20 numaralı formasını giyecek. Diğer taraftan Juanito’nun kontratı karşılıklı olarak feshedildi. Bilindiği gibi Atletico Madrid’in bir kazanamama serisi var Madrid derbilerinde. Flores, bu durumun baskı yaratmadığını söylemiş.

Real Madrid’de ise bir transfer tartışması var. Dün ortaya çıktı ki Higuain’in sakatlığı beklenenden uzun sürecek. Dolayısıyla Florentino Perez, inadını bir kenera bırakıp transfer yapacaktır. Dün bazı haberlerde Adebayor’un sezon sonuna kadar kiralandığı söylendi ama resmi bir açıklama yok. Klose ve Valdez diğer adaylar demiş AS.

1289162421_extras_noticia_foton_7_0_thumb[5]

Bir de maçın hakeminden bahsetmek gerekebilir. Maçı Mateu Lahoz yönetecek. Sezonun ilk yarısında yine Santiago Bernabeu’da oynanan Madrid derbisini yönetmiş. Oldukça tartışılan kararlara imza atmıştı. Atletico Madrid cephesinin atamadan pek de memnun olmadığını söylemek gerekli. Maç 23:00’da, NTVSpor yayınlayacak. Maçın ikinci ayağının haftaya Vicente Calderon’da oynanacağını da hatırlatalım.

29 Aralık 2010 Çarşamba

UEFA’da grupları geçmek

Beşiktaş, Lucescu’dan sonra ilk kez Uluslararası bir turnuvada Ocak ayını görecek. Beşiktaş özeline sonradan dönelim ama bunda yeni UEFA Kupası, yani Avrupa Ligi’nin katkısı yadsınamaz.

4 takımlı, Round Robin Format denilen lig usulü denilen içeri-dışarıda her takımla maç yapma olayı bizim takımlarımıza oldukça uygun. Bu formatta genelde takımlarımız 2. torbada kalıyor. Eğer 3 ve 4. torbalardan orada olmaması gereken (Bu sezon için Dortmund ve Napoli) bir takım gelmezse en kötü ihtimalle 2. olup grupdan çıkabiliyorlar.

Geçen sezon Fenerbahçe ve Galatasaray, en güçlü rakiplerinin Twente ve Panathinaikos olduğu gruplardan lider çıkmışlardı. 6 maçta Fenerbahçe 5, Galatasaray 4 galibiyet almışlardı. Bu sezon ise Beşiktaş’ı 1. torbadan gelen Porto dışında zorlayacak bir takım yoktu yine grupta. Beşiktaş da grubundan 4 galibiyet alarak çıktı.

Bizim takımlarda genelde ipin koptuğu nokta burası oluyor. Gruplardan genelde işi ciddiye alan ve diğerlerine göre nispeten iyi takımlar gelmeye başlıyor. Yine geçen sezona dönersek Galatasaray, Atletico Madrid’e Fenerbahçe ise Lille’e elendiler. Tabii iki takımında oldukça basit şekilde elendiklerini hatırlatmak da gerekiyor. Yine de benim teorim Avrupa puanı fena olmayan 3 takımımız bu kupada grupları geçer ama sonrasında bir şekilde elenir.

Dolayısıyla kupa aslında bundan sonra başlıyor. İşi sıkı tutanlar devam ediyor, çürük elmalar ise elendi. Şimdi işler daha zor. Beşiktaş’ın ilk rakibi Dinamo Kiev. Elit liglerden bir takım ya da Ruslar yerine Dinamo Kiev tabii ki tercih edilir. Liglerimizin çok fazla kalite farkı yok. Kabul etmek belki zor ama UEFA’nın ligler sıralamasında onlar 8. , bizse 10. sıradayız. Yine UEFA sıralamasına göre kulüp düzeyinde iki takım baş başa sayılır. Zamanında Dinamo Kiev takımını elediğimizi de hatırlıyoruz tabii. O maçlardan futbolseverlerin aklında kalan Pascal Nouma’nın attığı goldür herhalde. O zaman takımın başında yazının başında bahsedilen Lucescu olması da enteresan.

Dinamo Kiev maçı bu sistemde Türk takımlarının ilk turu geçip ikinci turda iş ciddileşince elenmesi teorisi için bir turnusol kağıdı görevi üstlenecek. 

27 Aralık 2010 Pazartesi

Dünden Bugüne Barcelona

Twitter her ne kadar diyanet tarafından “topluma zararlı” addedilse de bence süper bir dünya. Yaygınlaştıkça daha da süper olacak. Tüm dünyadan anı anına haberiniz oluyor, yeni gazetecelik bu sanırım. barcastuff, sanıyorum bir gazeteci. Maçlardan önce stadyumun fotoğraflarını, maçlardan sonra teknik adam demeçlerini paylaşıyor. Kısaca Barcelona ile ilgili her şeyi biliyor oluyorsunuz. İngilizce yazıyor.

Bugün de süper bir resim paylaşmış. Dünden bugüne Barcelona formaları. Bu yazıda hem Barcelona’lılar için barcastuff’ı takip etmelerini önerelim hem de blog arşivinde bu güzel çalışma olsun istedim.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Sadece Sponsorluk mu?

e__archivo_graphic_10_1_2_20101217_YBA13M11.eps6

Barcelona’dan konuşurken futbol asla sadece futbol olmuyor. Geçenlerde bir tarihin bitişine tanık olduk. Barcelona formasına göğüs reklamı almazdı. Daha sonra Laporta döneminde bir ilk yaşandı Unicef geldi. Ama bu da özel bir durumdu. Göğsünde Unicef’i taşımak için para veriyordu Barça. Sandro Rosell başkan seçildikten sonra Laporta kulübü çok fazla borçlandırdığı için Barcelona, göğüs reklamı için Qatar Foundation ile anlaştı. Tarihinde ilk kez tam anlamıyla reklam almış oldular böylece. Bu duruma son kale düştü diyen de var endüstriyel futbolun gereği diyen de. O başka bir tartışma konusu ama…

Bu Qatar Foundation bir yardım kuruluşuymuş. Başkanları Katar Emirinin karısı Sheikha Mozah Bint Nasser al-Missned. Önce Barcelona’lıların Katar’ın 2022 Dünya Kupası organizasyonunu almasına yardımcı olduğu ve bu nedenle bu reklam anlaşmasının yapıldığı söylendi. Qatar Foundation'ın başkanı, Emirin karısı Sheika’nın Katar’ın organizasyonu alması için propoganda yapanlardan olması, Katar’ın organizasyonu aldıktan sonra reklam anlaşması yapılması şüphe doğurmuştu. Açıkçası kar amacı olmayan bir yardım kuruluşunun sponsoruluğunun amacı ne ben de anlayamadım. Bu tartışma sıcaklığını kaybetmeden anlaşmaya bir tepki de İsrail’den gelmiş. Maariv gazetesi İsrail’in, Barcelona’ya Qatar Foundation ile sponsorluk sözleşmelerini iptal etmelerini istediğini, çünkü organizasyonun Hamas’a finansör olduğunu yazmış.

Barcelona-Qatar Foundation işbirliği Katar-Katalunya-Endüstriyel Futbol-İsrail-Dünya Kupası-Fifa ekseninde daha çok konuşulacak gibi.

16 Aralık 2010 Perşembe

Giunti’den haber var

Beşiktaş orta sahasının son yıllarda gördüğü en çalışkan oyuncularından biri olan Federico Giunti, teknik direktörlük kariyerine başlamış. Serie B’nin bir alt klansmanı olan Lega Pro Prima Divisone’de B grubunda bulunan Foligno takımının başına geçmiş Giunti. Bu takımın başına geçmeden önce Perugia’nın gençlerini çalıştırıyormuş.

Yeni takımının durumu çok parlak sayılmaz. 15 puanla gruplarında sondan ikinciler. Oynadığı kısa dönemde Beşiktaş taraftarında derin izler bırakan, gelen her defansif orta saha kendisiyle kıyaslanan Giunti’nin işi çok kolay değil Foligno’da. Umarım başarılı olur, takipteyiz.

14 Aralık 2010 Salı

Bidone d’Oro

Adriano AC Chievo Verona v Roma Serie JyLAjReIAGQl

Futbol bloglarını dolaşıp da Bidone d’Oro’nun ne olduğunu bilmeyen kalmamıştır. Aslında çok önemli bir gösterge sayılmaz. Herhangi bir internet sitesinin yaptığı bir anket gibi. 15-20 bin civarında oy kullanılıyor. Ama biz severiz böyle şeyleri.

Geçen sezon Tabata sendromu’na yakalanan Felipe Melo seçilmişti. Bu sene ise piyango Adriano’ya vurdu yine. Flamengo’da iyi bir sezon geçiren Adriano’yu Roma aldı. Ama sakatlıklardan nasibini alan Adriano, Roma’da 4 maça çıktı ve hiç birinde 90 dakika oynayamadı. Sadece 15. hafta oynanan Chievo maçında ilk 11’de, diğer maçlarda ise sonradan oyuna girmiş. Dolayısıyla Adriano’nun bu ünvanı hakkıyla aldığını söyleyebiliriz. İkinci Amauri, üçüncü ise Ronaldinho olmuş ama Adriano’nun ikinci Amauri’yi oy sayısında ikiye katladığı söyleniyor.

Ne diyelim, tebrikler.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Simao Beşiktaş’a!

Simao Atletico Madrid v Real Zaragoza La Liga tslJPh4SAZMl

Çok kısa bir süre önce “Kariyerimi Atletico Madrid’de bitirmek istiyorum” diyerek kontratının uzatılmasını isteyen Simao, Beşiktaş’a nerdeyse imza attı.

Sene sonunda kontratı bitecek Simao’nun yeni sözleşmesinde maaşında kesinti yapmak istedi Atletico Madrid. Her ne kadar takımda kalmak istese de aidiyet hissetmeyen bir futbolcu önce parayı düşünür. Dolayısıya bu noktada devreye Beşiktaş girdi (Büyük ihtimalle Quaresma etkisiyle). Tabii sezon sonunda sözleşmesi bitecek ve istediği ücrete imza attıramadığı bir futbolcuyu Atletico’nun az da olsa bir bonservis karşılığında satması rasyonel olan.

Şu an henüz bir resmi anlaşma yok. Biz olduğunu varsayarak takımlara etkisine bakalım transferin. Önce Beşiktaş… Şu an Beşiktaş’ın oynamaya çalıştığı sistemde Quaresma’nın rolü büyük. Sol kanatta sağlıklı olduğu zaman takımı sürükleyen oyuncu o. Fakat sistemin daha sağlıklı işleyebilmesi için bir Quaresma daha gerekiyordu. Sağ kanatta Tabata veya Nihat verimsiz kalıyorlardı. Tabata’nın zaten doğal pozisyonu değil orası. Nihat ise hala formsuz ve uyumsuz. O bölgede ideal oynayacak tek oyuncu Holoskoydu. O da Quaresma’nın sakatlığında hiç bir zaman etkili olamayacağı sol çizgide hapis oluyordu. Ama artık Simao’nun gelmesiyle, solda Quaresma ve sağda Simao ile ideal iki çizgi oyuncusuna sahip oldu Beşiktaş.

Atletico Madrid ise Elias transferi ile şimdiden Simao’ya bir alternatif yaratmış oldu. Ama Sanchez Flores’in sisteminde Reyes ve Simao alternatifsizdi. Şimdi Simao’nun gitmesiyle o bölge Elias’a rağmen oldukça eksik kaldı. Fakat gündemde Rakitic dışında bir oyuncu yok gibi görünüyor. Bir başka alternatif ise Numancia’da kiralık oynayan Cedric’i çağırmak. Bu sistem devam edecekse liderlik özellikleri olan ve ideal bir çizgi oyuncus olan Simao’nun kaybı takımı etkileyebilir.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Atletico’dan Erken Transfer

Bazı İspanyol gazeteleri "Ocakta transfer gündemimizde değil" denmesine rağmen Atletico Madrid'in Corinthians'ın orta saha oyuncusu Elias ile anlaştığını haber yaptı.
Marca gazetesi transferin çoktan gerçekleştiğini, perşembe günü Miguel Angel Gil Marin'in Brezilya'ya gidip anlaşma sağladığını yazmış.
Transfer bedeli olarak söylenen bonservis bedeli ise; €7m.
Brezilya'dan globoesporte'nin yazdığına göre ise transfer kesinleşmiş. Oyuncu Ocak'ta Atletico Madrid'e gideceğini doğrulamış.
Orta sahanın ortasında oynayan Elias, gerekirse kanatlarda da oynayabiliyormuş.

Geçen sene büyük patırtı ile gelen Salvio'dan istediği verimi henüz alamayan ve sene başında Benfica'ya kiralayan Atletico, bakalım Elias'dan umduğunu bulabilecek mi?

Elias’ın fotoğrafda ağlama sebebi; son hafta şampiyonluğu kaçıran Corinthians. Brezilya’da Fluminense 26 yıl sonra şampiyon oldu.

30 Kasım 2010 Salı

Sergio Ramos ve Daniel Alves

Bu videoda iki nokta var. Biri Sergio Ramos’un önce Messi’yi sonra Puyol’u indirip, bir de çıkarken Xavi’yi ittirmesi. Hakkıyla kırmızı kart budur sanırım. Diğer nokta ise oldukça komik. Bunu zonal marking sitesi yakalamış. Herkes kavgaya odaklandığından bu gözden kaçmış olabilir. Videonun 10. saniyesinde Daniel Alves önce yumruğu yiyen Puyol’u sakinleştiriyor. Sonra 17-18 kişinin karıştığı kavgaya aldırmadan frikiği hızlıca kullanıyor. Topu ileri vurup kendine pas atıyor muhtemelen hatta…

29 Kasım 2010 Pazartesi

Barcelona’nın hatırlattıkları

Küçükken playstation oynardık. O zaman PES’in atalarından diyebileceğimiz ISS vardı. O oyunda lig açtığımız zaman iki önemli taktiğimiz vardı. Biri kazanılan ilk puanlarla uzun boylu forvet oyuncusu alıp, kanatlardan ona havadan orta yapardık. Hakan Şükür’lerle birlikte yavaş yavaş gerçek dünyada o dönem kapandı. Diğer önemli taktiğimiz ise üçgen tuşuyla rakibin arkasına pas atmaktı. Yetenekli oyuncular bireysel olarak takımlarında bunu hala yapıyorlar. Barcelona ise bu gecede gördüğümüz gibi bunu takım halinde yapıyor ve eğer önlemini almazsanız kalenizde göreceğiniz gol sayısı Barcelona’nın insafına kalıyor.

Barcelona 5-0 Real Madrid

Ali Sami Yen’de Son Derbi

20101128.193645_IST436_1468436

Beşiktaş, dün Ali Sami Yen’de son yılların en zayıf Galatasaray’larından biriyle oynadı. Uzun zamandır kazanamadığı Ali Sami Yen’e de galibiyetle veda etmiş oldu. Bu açıdan tabii ki büyük bir onur ama sonuç kimseyi yanıltmamalı.

Maçta neler oldu?

Yönetimsel sorunları bir tarafa, saha içinde de sakatlık sorunları bulunan Galatasaray, çok önemli iki oyuncusundan eksik çıktı sahaya: Arda Turan ve Milan Baros. Kendi hatası ile ya da yönetimsel zaafiyet nedeniyle kadro dışı kalan Misimovic de kadroda yoktu. Hagi, takımı devreyi geride kapatınca Baros’u devre arasında ısındırarak test etmiş ama sağlıklı görmemiş olacaklar ki apar topar Mehmet Batdal’da karar kıldılar. Kadroda Sabri ve hatta Neill varken Ali Turan’ın sağ bek oynaması bana garip geliyor. Neill’den stoperde zaafiyet olmaması için vazgeçilemeyebilir. Fakat Sabri geride Barış Özbek sağ merkezde oynayabilirdi. Ama Sabri’nin hücuma kattığı enerjiyi Barış katabilir miydi? Sonuç olarak devre arasında Holosko’nun arkasında kalarak yaptırdığı penaltıyla maça nerdeyse Beşiktaş’ın önde başlamasını sağlayan Ali Turan yerini Mehmet Batdal’a bıraktı. Bu değişiklik beke Sabri’yi gönderdi. Önüne de Pino geldi. Bu değişiklikle bekteki zaafiyeti gideren Gheorge Hagi, bu sefer Pino’dan aldığı faydayı minimuma indirdi. İlk yarıda zaman zaman deplase olup gol atabilmek için etkisiz noktalarda topu alan Pino, buna rağmen Galatasaray’ın ilk yarıda bulduğu her pozisyonun içindeydi. Ama ikinci yarı geriye gelmesiyle bu değişti. Değişiklik bir artı bir eksi getirdi.

İlk yarıda attığı golün etkisyle topun kontrolünü kaybeden Beşiktaş, tamamiyle defansif bir görüntü verdi. Böyle bir görüntüden Nobre’nin etkili olması zaten beklenemezken, sahada nerdeyse hiç bir şey yapmadan dolaştı o da. Ama ikinci yarıda Beşiktaş’lı oyuncular Nobre’nin kafasına top göndermeyi hatırlayınca o da 2 sefer ağlara kavuşturdu topu, birini hakem vermedi. Burada Nobre ikinci yarıda oynadığı iyi oyunla takdir toplasa da ilk yarıda Beşiktaş hücumu hayal kırıklığıydı. Bobo ve Quaresma gibi hücum hattının iki önemli kontağı kapalı olan Beşiktaş için bu deplasman derbisinde alınan galibiyet önemli. Ama oyun olarak ortaya konan futbol tatmin edici değildi. Sezon başında görülen ışık kararıyor ama tek sorumlusu Schuster değil.

Fatih Tekke olayı

Geldiğinde “iyi giderse çok iyi kötü giderse çok kötü gider” dediğimde Fatih Tekke’nin Schuster’le kavga edeceğini düşünerek söylememiştim. İşin enteresan tarafı Fatih Tekke, oynadığı maçlarda Schuster’in yumuşatılmış haliyle “Ne biçim oynuyorsun” tarzı ile ifade ettiği söylenen memnuniyetsizliği yaratacak kadar kötü oynamadı. Schuster’in Fatih Tekke’ye soğuk bakması hem kendi istediği bir oyuncu varsa onun alınmamasından hem de forvet oyuncusuna ihtiyacı olduğında gelen Fatih Tekke’yi o zaman da sakatlığı nedeniyle oynatamamasından dolayı olabilir. O zamanki yazıda belirttiğim gibi Fatih Tekke muhtemelen yönetime verdiği listede yoktu. Ama cinfikirli yöneticiler ve Fatih Tekke’nin menejeri hem yerli statüsünden dolayı hem de transferin son saatleri olması nedeniyle “bulunsun” gibi bir düşünceyle aldılar ama Schuster alıştıkları teknik adamlardan değil demek ki. Bu sorundan Tekke de Schuster de en az sorumlu olan kişiler.

Maçtan Notlar

Mutlaka söylemek gereken 2 şey var. Birincisi Galatasaray yarı sahasında orta sahaya yakın bir hava topu mücadelesinde Nobre’nin sanıyorum eli Neill’in yüzüne çaptı. Hakem Cüneyt Çakır dolayısıyla faulü verdi. Belki kasıtlı olduğunu düşündüğü için Nobre’ye kart göstermek istediğinden de Neill’in de “no,no” diyerek, olayın kaza olduğunu, karta gerek olmadığını söylemeye çalışması kararı değiştirmese de futbol sahalarında pek karşılaşmadığımız ama hoşumuza giden hareketlerden biri olarak kayıtlara geçmiş oldu.

AA_0453_28112010200608467_R_SPO_20101128000000_IST456

Diğer bahsetmek gereken isim ise şüphesiz ki Cenk Gönen. Rüştü’nün Beşiktaş’ta geçirdiği senelerde faydası olduysa biri Old Trafford deplasmanında kazanan Türk takımları arasına Beşiktaş’ı da sokanlar arasında en büyük pay sahibi olması, diğeri de Cenk. Maç sonunda Nietzche’den alıntı yapan, saha içinde refleksleri çok güçlü, konsantrasyonunu kaybetmeyen bir kaleci. Artı olarak yaşından çok olgun. Beşiktaş’ın kalesinin uzun yıllar sağlam olacağını gösteriyor bu adam.

Guti’nin formasını bir “autoshow”da şaka yollu isteyen Arda’ya ulaştırma çabası da maçla ilgili sanırım en ilginç not. Galatasaray taraftarının yönetim istifa sesi ama Adnan Polat’ın maç sonu röportajında “istifa” kelimesini ağzına bile almaması Galatasaray’ın bir müddet daha kaos halinde olacağını gösterir gibiydi.

18 Kasım 2010 Perşembe

Aguirre Döndü

Mexico v Uruguay Group 2010 FIFA World Cup ieqlgD4lWrZl

11 hafta da ligin dibine vuran Zaragoza, çareyi teknik direktörü değiştirmekte buldu. 11 maçta sadece 7 puan toplayan Jose Aurelio Gay yerine Meksika’lı Javier Aguirre’ye geldi. Real Madrid maçıyla Zaragoza kariyerine başlayan Gay, yerini eski bir Atletico Madrid hocasına bırakmış oldu.

Atletico Madrid’de %50’ye yakın bir galibiyet yüzdesi tutturan Aguirre, pozitif ve iyi bir futbol oynatmaya çalışmıştı. Atletico Madrid’den önce Osasuna’da da çalışan koç İspanya’ya yabancı değil. Daha önce futbol oynarken 13 maçlık bir Osasuna kariyeri olduğunu da belirtmek lazım.

2010 Dünya Kupasında Meksika milli takımını yöneten Aguirre, A grubunda 2. olmuş daha sonra Arjantin’e tartışmalı bir maçla elenmişlerdi. Grup maçlarında şu an Manchester United’da oynayan Chicharito’yu oynatmaması nedeniyle eleştiri almıştı. Kupadan sonra oradan istifa eden koç Zaragoza eşofmanıyla La Liga’ya geri dönüyor.

9 Kasım 2010 Salı

Espaldinha

espaldinha

Espaldinha, sırtla pas vermeye deniyormuş. Derbinin 90. dakikasında espaldinha’ya baş vuran Cristiano Ronaldo, Raul Garcia’yı sinirlendirmiş. Ronaldo, hareketini twitter’dan “Bazen sahada yarıtıcı olmak gerekir” diye savunmuş.

Bu tarz hareketler sahada istediğini yapamayan oyuncuları kızdırabiliyor. Marca’da pozisyonun saygı çerçevesinde olup olmadığına yönelik bir anket yapmış. Real Madrid’e yakınlığıyla bilinen gazetenin web adresinde 88.429 kişi hareketin saygısızlık olduğunu düşünmüyorken, “evet, saygısızlık” diyen ise 24.271. Real Madrid taraftarı, Ronaldo ve yaptığı hareketin arkasında gibi görünüyor. 

Durum “rakibe saygı” ve “futbol bir şov oyunu” arasında sıkışıp kalıyor. Bakış açısına göre farklı düşünceler mantıklı kabul edilebilir. Türkiye’de biz daha enteresanlarını gördüğümüz için garipsemedim. Atletico Madrid’li oyuncuların bu hareket için Ronaldo’ya kızmaya hakları yok ama. Kendilerine kızmalılar.

Daha önce hareketi yapanlardan Ronaldinho, Ibra ve Ronaldo’nun derbideki hareketi
Marca’nın anketinde oy vermek için bağlantı.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Real Madrid 2-0 Atletico Madrid

Carvalho

Reyes, Atletico atağa kalkarken kendini yere bıraktığında topla buluşan oyuncu Carvalho ve 8 saniye sonra o ayağındaki top Atletico Madrid ağlarında olacak. -Fotoğrafta Atletico yarı sahasının içinde Real Madrid yarı sahasına en yakın olan oyuncu.-

Reyes’in takım atağa çıkarken yaptığı top kaybı Atletico Madrid’in 3 oyuncusunu oyundan düşürüyor. –Fotoğrafta Real Madrid yarı alanındaki Forlan, Agüero ve Atletico Madrid yarı alanındaki Simao.- Bu 3 oyuncuyu bir tarafa bırakırsak 8 saniyede hem de R.Carvalho’nun getirdiği topu Atletico Madrid savunmasının karşılaması çok zordu zaten. Di Maria’nın verdiği pasda Higuain’in dokunduğu topun Carvalho’nun önüne gitmesi ve onun da ofsaytın son çizgisinde olması da Real Madrid’in şansı. Jose Mourinho’nun takımı Di Maria-Ronaldo-Mesut-Higuain 4’lüsüyle 3. bölgede çok hızlı paslaşıyorlar. Dikine milimetrik paslar atıyorlar ve bir şekilde ofsayttan kaçıyorlar.

Mesut’un attığı mükemmel frikik golünden sonra zaten maçın gidişatı belli oldu. Real Madrid erken attığı gollerle maçı bitirirken Sanches Flores’in zaman zaman 4-2-4’e kaçan taktiğinden taviz vermemesi takdir hak eder mi? Dünya Kupası yorgunluğunu üzerinden atamayan ayrıca kafasını da Atletico Madrid’e bir türlü veremeyen Forlan’dan vazgeçip 4-3-3 oynayamaz mıydı? Belli bir seviyenin üzerinde takımlarla özellikle deplasmanda oynarken 4-4-2’nin orta ikilisi savunma katkıları keyfekeder olan Simao ve Reyes’in yükünü artık çekemiyor.

1289162421_extras_noticia_foton_7_0

Maç derbi havasından uzaktı. Hakem Lahoz’un maç 2-0’ken ilk yarı sonlarında vermediği penaltı da belki dönüm noktalarından biri olabilirdi.2002’de La Liga’ya döndüğünden beri Santiago Bernabeu bir tarafa Vicente Calderon’da bile galibiyeti olmayan Atletico Madrid’in; Godin ve Perea sakat, Forlan bu kadar formsuzken bu maçta galip gelmesini beklemek hayalcilik olurdu.