basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2010 Pazar

Finaldeyiz..



Kerem Tunçeri,Kazandık,Kerem Tunçeri,Kazandık,Kerem Tunçeri .... M.Murathanoğlu ve İhsan Bayülken'in Kerem'in basketinden sonra söyledikler akıllarımıza kazındı çıkmaz artık. İnanılmazı başardılar, turnuvayı genelde 12 dev Adam'ın maçları başta olmak üzere izliyoruz, bu gece diğerlerinden çok ayrıydı. Belki Sırbıstan maçının gazıyla daha anlayamadık ama Dünya Şampiyonluğu için oynayacak 12 Dev adam bu gece.Emeği geçen herkese helal olsun, hakları cidden ödenmez. Bu gece finalde Abd karşısına çıkacak 12 Dev adam sonuç ne olursa olsun madalyanın sahibi olacaklar, ellerimiz patlayana kadar onları alkışlamak ise bizim en büyük görevimiz olacak.

14 Şubat 2010 Pazar

All-Star 2010 Saturday Night



- 3'lük yarışmasını bir kenara ayırırsak boşu boşuna uykusuz kalınan bir gece oldu izleyenler için. Haier Shooting Stars yarışmasını Dirk-B.Hammon ve K.Smith'den oluşan Texas takımı kazandı. İlk turda oldukça kötü dereceler izlesek bile, finalde Texas 34 saniyede bitirdi işi. Skills Challenge'da ise Nash götürdü ödülü. Westbrook zaten sonradan dahil olmanın verdiği şaşkınlıkla ilk çıkan ve ilk elenen ben olurum dedi yaptığı 44 saniyelik derece ile. İlk turda Jennings, finalde ise Deron aynı istasyonda takıldılar ki Jennings çok iyi bir performans gösteriyordu takılana kadar. Nash, birinciliği garantiledikten sonra Deron'un son turnikesinde yaptığı blok denemesi gecenin en güzel anlarından birisiydi. O kadar sıkıcı geçti ki bütün gece şu ufacık hareket aklımda kalmış.


- 3'lük yarışması oldukça çekişmeli geçti. Gecenin en güzel anlarıydı. İlk turda Pierce ve Billups 17, çaylak Curry ise 18 yaptı. Bu üçlü finale adını yazdırırken, elenen 3'lü Frye-Gallinari ve son şampiyon Cook ise 15'le bitirdiler yarışmayı. Yanılmıyorsam Frye renkli topunda çizgiye bastığı için 2 puanı düşüldü. Finalde ilk sahne alan Pierce harika bir performansla 20'yi buldu. Billups 14, Curry ise 17'de kaldılar.

- Herkesin merakla beklediği smaç yarışması ise eziyete dönüştü. Herkesin gözü yarışma öncesi Shannon Brown üzerindeydi. Shannon Brown, yaptığı 2 smaçla da vasatı aşamadı. İlk denemesinde başaramadığı smaçı yapmaya çalışsa daha akıllıca bir hareket yapmış olurdu. İlk başarısız denemenin ardından vazgeçti hemen. 2.smacında ise Kobe'den yardım almasına rağmen oldukça düz bir smaça imza attı. Gerald Wallace, niye geldik, ne yapmamız gerekiyor burada diye etrafa bakınırken 2 smaç yapıp işgal ettiği süreyi doldurdu. Derozan, gecenin en etkileyici smacını yaptı ilk turda Weems ile beraber. Fakat finalde son smaçın da aynı dün gece yaptığı gibi gayet basit bir şekilde bitirince, en iyi smaçını son hakkında yapan Nate'e birinciliği vermiş oldu. Nate, 3.kez bu ödülü kazanan ilk isim olmuş. Seneye yine ünvanını korumak için yarışmacılar arasında olursa diyecek bir söz yok. Bu arada Amerikan rejisi harikaydı. 2 smaçı tekrarlarından izlettiler bize.


- Bu gece için uykusuz kalmayanlar, en doğru tercihi yapmış oldular. Kaçırılacak, arkadaşlar arasında muhabbeti dönecek en ufak bir atraksiyon yoktu gecede. Zaten All-Star'ın en önemli isimi Shaq yok piyasada, birde dün gece yaşanan eleme saçmalığı+bu gecenin bu şekilde geçmesi yarına dair umutlarımı azaltıyor.

13 Şubat 2010 Cumartesi

Demar Derozan vs. Eric Gordon


Nba'de All-Star hafta sonu başladı. Smaç yarışmasına katılacak son isim Rookies-Sophomeres maçının devre arasında yapılacak elemeyle belirlendi. Demar Derozan ve Eric Gordon sahnedeydi bu eleme için. Açık ara favorinin Derozan olduğu söyleniyordu ama yapılan 2'şer smaçtan sonra Eric Gordon'un smaç yarışmasına katılacak son isim olmaya hak kazanması lazımdı. İlk smaçlar için eşit yorumu yapsak bile 2.smaçları göz önüne alırsak Gordon ezdi Derozan'ı.

Yapılan oylama sonucunda %61 oyu alan Derozan kazandı elemeyi. Tam anlamıyla skandal bir sonuç oldu. Tabi bunda Nba.com'un oylama sayfasındaki rezaletinde etkisi olabilir. Yukardaki resimde görüldüğü üzere Derozan'ın isminin üstünde Gordon'un, Gordon'un isminin üstünde ise Derozan'ın resmini koymuş Nba.com. Son senelerde çıkan sonuçlar ve Nate Robinson faktöründen dolayı oldukça eleştiriliyordu, bu senede daha ilk günden heves kaçırdılar. Derozan yarın göstereceği performansla bu geceyi unutturur umarım.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Lebron vs. Wade


Dün gece oynanan Miami-Cleveland maçının 2.çeyreği bu iki süperstarın düellosuna sahne olmuş. Devreyi Wade 30, Lebron 22 sayıyla kapamışlar. Sürekli birbirlerinin hamlelerine cevap vermişler, bu işleri yaparken seyirciyi coşturdukları gibi kendileri de oldukça eğlenmişler. Birbirlerine hareketleri ve videonun sonundaki tebessümleri her şeyi anlatıyor. 2.çeyrekte bu kapışmanın meydana geldiğini okuyunca link aramıştım maç için ama bulamadım nette.

İkinci yarı hızları kesilmiş zaten. Wade, 30 attığı ilk yarının ardından 2.yarı sessiz kalıp sadece 2 sayı atabilmiş, maçın sonunda ise maçı Cavs'a vermiş resmen. İlk önce 2 serbest atış kaçırmış, son anlarda ise vermeye çalıştığı artistlik pası Lebron'a kaptırıp, üstüne Lebron'a yaptığı faulle Cavs'ın 92-91 öne geçip maçı almasına yardımcı olmuş.

19 Kasım 2009 Perşembe

Yazık ...


Salsa'nın ve Mali'nin bloglarından öğrendik bugün olan olayları resimleriyle-videosuyla. Cemal'in oynamaması gereken maçlarda Tufan'ın forması ile oynamasını kim akıl ettiyse tebrik ediyorum. Cemal Nalga, bizim takımın Lebron James'i falanda bizim mi haberimiz yok. Bir hazırlık maçında Cemal'i oynatmaya nasıl ihtiyaç duyabilirsiniz hemde bir klübün adını karalama, taraftarlarının yüzünü eğme pahasına. Zaten aldığı cezayı hazırlık maçlarında çekiyor-orası daha ilginç - sen adamı kalkıp başka isim altında oynatıyorsun. Bırakın cezası bitsin, o gün bu kararı verenler ne kazandıklarını, kimi kandırdıklarını düşünüyorlardı acaba. Maçtan hiçbir video-resim görüntüsünün bulunmayacağını falan düşündüler galiba bu skandala imza atanlar. Galatasaray adına kara bir leke olmuştur bu olay, yayında ve yapımda emeği geçenleri tekrar tekrar kutlamak gerek.

Adnan Polat'ta gerekli kutlamayı yapmış gözüküyor bu kişilere zaten.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Spartak Moskova-Galatasaray Süper Kupa Maçı


Geçen sezon Eurocup'ta bize büyük heyecan yaşatan ve kupayı Türkiye'ye getiren Sarayın Sultanları ilk kez düzenlenecek olan Süper Kupa mücadelesinde Euroleague şampiyonu Spartak Moskova ile karşılaşacak. Spartak Moskova hakkında okuduklarımız açık ara bayan basketbolunun en iyi takımı oldukları yönünde hep. Augustus'un bu sene yokluğu, Işıl'ın sakatlıktan yeni çıkması gibi faktörlerde eklenince Spartak Moskova'nın açık favori gösterilmesini ortaya çıkartıyor. İlk kez düzenlenecek bir Avrupa Kupası'nda oynamak bile önemli. Maç yarın 16.45'de Galatasaray Tv ekranlarından yayınlanacak.

Sarayın Sultanları'nı ve TBBL'yi takip etmek için SarayınSultanları blogunu takip edebilirsiniz.

22 Haziran 2009 Pazartesi

Ceza mı ödül mü ?


Efes Pilsen- Fenerbahçe Ülker maçından sonra çıkan olayların faturası kesilmiş. F.Bahçe Ülker 5 maç seyircisiz ve 40 bin TL, Murat Özaydınlı ise 30 gün hak mahrumiyeti ve 4 bin TL. Sahaya girip sporculara saldırmanın, soyunma odalarına kadar kovalayıp oralarda tartaklamanın, bilimum pet şişe vs nin sahaya yağmasının, yöneticinin televizyon ekranında Turgay efendi akıllı olsun demesinin cezası sadece buymuş. Ceza deniyor ama aslında ödül niyetinedir bu çıkan karar.

Açıklaması şudur; "Bizim çapımız hakkaniyete yetmedi. Kamuoyunu da kandırmak adına etliye sütlüye karışmayacak bir karar çıkarttık. Elimizden gelen bu kusura bakmayın."

Aç bir bira Turgay bey, bu kararın üzerine iyi gider.

5 Mayıs 2009 Salı

MVP



Cleveland'la harika bir sezon geçiren(66-16) ve play-off ilk turunda Detroit'i süpüren King James dün akşam ödülüne kavuştu. 28.4 sayı, 7.6 ribaunt, 7.2 asist ve 1.7 top çalma ortalamalarıyla tamamlamıştı normal sezonu. Mvp oylamasında 1172 puan topladı. James'i Kobe 698, Wade ise 680 puanla takip etti. Sıra yüzüğü takmasında. Sabırsızlıkla o anıda bekliyoruz.

3 Mayıs 2009 Pazar

Tarih burada yazılır #2

Engelsiz Aslanlar Şampiyon!

Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, Şampiyonlar Ligi final karşılamasında Almanya temsilcisi RSC Rollis Zwickau takımını 82-73 mağlup ederek Şampiyonlar Ligi Şampiyonu oldu. Geçtiğimiz sezon da bir başka Alman takımı RSV Lahn-Dill takımını finalde mağlup ederek bu kupaya uzanan takımımız böylece unvanını da korumuş oldu.

"Ayağım uf oldu oynayamayacağım", "moralim biraz bozuk performansım o yüzden düştü" diyenlere inat, hayata sıkı sıkı tutunan bütün engelsiz aslan parçalarına helal olsun. Bir kez daha ülkemize bu gururu yaşattılar.

1.Periyot: 21-19
2.Periyot: 21-20
3.Periyot: 7-16
4.Periyot: 24-27

27 Nisan 2009 Pazartesi

10 # Işıl Alben

TBBL yarı final serisinde Fenerbahçe, Galatasaray'ı 3-1 eleyerek adını finale yazdırdı. Caferağa'da oynanan ve seride durumu 1-1'e getirme şansımızın bulunduğu maçta çok rahat oynadığımız 2 çeyreğin ardından aradaki farkı 2.çeyreğin son 30 saniyesinde erittirip maçı 2.yarı ile beraber vermiştik. Bugünde 2-2'ye getirip seriyi son maça taşıma şansımız varken 2.çeyrekte Işıl'ın sakatlığı ve yerli oyuncularımızın 24'te 0 isabetle oynamaları sonucu 3-1 ile elendik. Elenmekten daha üzücü olan Işıl Alben'in yere ters basıp, düştüğü pozisyonda ön çarpraz bağlarının kopması oldu. Işıl, dizindeki şişlik indikten 3-4 gün sonra ameliyat olup-sahalardan 3-4 ay uzak kalacakmış. Geçmiş olsun diyoruz, çok önemli biri isim bizim için. En kısa sürede parkelerde tekrar görmek için geri sayıma başladık bile.

Sabırsızlıkla takip ettik maçlarını livescore sitelerinden, kötü sonuçlar sonrası neler oluyor acaba diye düşündük ve bugün sezonu kapadık. Cumhurbaşkanlığı Kupası ve Eurocup Şampiyonluğu var bu sezondan elimizde kalan.

14 Nisan 2009 Salı

Teknosa Türkiye Kupası


Kupada finalin ismi dün belli oldu. Dün ilk önce Tarsus'u 84-71 yenen Fenerbahçe adını finale yazdırdı. Peşinden ise Galatasaray-Samsun Basket'i 85-82 ile geçerek ezeli rakibinin karşısına çıktı. Bu aralar her alanda karşılaşmaya başladı bu iki takım. Voleybol bayanlarda yarı final serisi devam ediyor. Fenerbahçe'nin 2-0'lık üstünlüğü var o seride. Büyük olasılıkla Tbbl yarı final serisinde Galatasaray-Fenerbahçe eşleşmesi olacak. Galatasaray'ın Beşiktaş karşısında 2-0'lık üstünlüğü var. Üstüne erkekler Abdi İpekçi'de karşı karşıya gelecekler. Pazar günü olanlar bu oynanacak olan maçlarda tribünlere yansımaz inşallah.

Kupa maçları Kayseri'de oynanıyor. Maçların saatleri çok ilginç gerçekten. Finalin adı Galatasaray-Fenerbahçe olmuş Tarsus Belediye-Samsun olmuş çok fark etmez, maç saat 15.30'da. İşte,okulda,dershanede vs.. olan herkese bu maçı tv'den izlemeyin, salona gitmeyin deniliyor resmen. Biraz daha geç saate koyun bari final maçını. İşi, gücü ona göre ayarlamaya çalıştık sabahtan beri. Fenerbahçe son 5 senedir kupayı kimselere bırakmıyor. Galatasaray ise ezeli rakibinin karşısına Eurocup Şampiyonu etiketiyle çıkacak. Hedef ise 3.kupa. Dün oynanan maçta Esra'yı kaybetti sarı-kırmızılı takım. Esra'nın burnunda zedelenme varmış. Galatasaray, Son 6 günde 4.maçı olacak bu. Maçın sonlarına doğru etkileyebilir yorgunluk. Bakalım maç sonun Fenerbahçe 6 kez üst üste kupayı müzesine götürmüş mü olacak yoksa Galatasaray 3.kupa hedefini gerçekleştirecek mi ?

10 Nisan 2009 Cuma

Fiba Eurocup Şampiyonu GALATASARAY


Bugün yazılacak çok şey var ama toparlayacak kafa yok şu an. O yüzden madde madde yazıyorum.

- İlk maç kaybedildikten sonra aradaki 12 sayılık fark çok önemli değildi. Biliyorduk bu farkın bizim için ciddi bir tehlke olmadığını. Dynamo Kursk karşısında göstermişti bu takım, inandığı zaman neler yapabileceğini.

- Ayhen Şahenk değil Ali Sami Yen'di bugün salon. Bu sene Sami Yen'de bile bu tarz bir atmosfer yoktu. 3.çeyreğin ortalarında fark 4'e indiğinde biz televizyon başında ilk maçın tekrarı mı olacak derken, orada bulunanlar bir an bile yılmadılar. Kupada çok büyük pay sahibiydi bugün sonuna kadar takımı destekleyenler. Kupa kaldırıldıktan hemen sonra pazar akşamına atıfta bulunmak güzel olmadı ama Avrupa Şampiyonu olduğumuz bir gecede. Çok şanslı bir kesimdi bugün orada bulunanlar. Kıskanarak ama sürekli helal olsun diyerek dinledik onları.

- Arda Turan'a parçalı çok yakışıyor. Maç boyunca Ümit-Sabri-Arda-Emre ayakta seyrettiler maçı. İşte bizim takım,bizim çocuklar bunlar dedirttiler. Kaptan'da çok şıktı bugün. Şimdi ruhlarını gösterme sırası onlara geldi.


- Işılll,Işılll Albennnnn. Söylenecek söz yok onun için, Arda'nın dişi versiyonu. Esra'yı da unutmayalım, Işıl'dan bahsederken. Yürüyedurun kızlar.

- S.Young ve Augustus. Koyalım bir erkek takımına sırıtmazlar herhalde. Farkın eridiği anlarda Augustus'un yaptığı o iki blok yok mu, işte orada bu kız devreleri yakmış dedirtti. Kazanma hırsını yüzünden okumak için çok fazla bakmaya gerek yoktu yüzüne. Son hücum tercihi yanlıştı gerçi ama o top girseydi Ayhen Şahenk yıkılırdı o saniye. S.Young , eline ne geldiyse soktu potaya, maçı kopartan 3'lükte yine onun imzası vardı. Çok alıştık size, gitmeyin. Yönetim inşallah bu iki harika değeri tutar elinde.


- Sene başında Cumhurbaşkanlığı Kupası ile başladık hedefleri toplamaya. Avrupa Şampiyonluğu geldi,şimdi iki kupa daha var bu kızlardan istediğimiz. Çok oluyoruz belki ama bunu başaracak güçte var hırsta var Sarayın Sultanları'nda.

- Geçen sene Engelsiz Aslanlar'ın şampiyonluğu, bu sene kızların. Daha önce havaalanına futbolla inen 2 Avrupa kupası. Sultanların maç sonunda gururla üstlerinde taşıdıkları gibidir olayın kısa özeti.

- İlkleri biz yaparız,tarihi biz yazarız.

- Tekrar hepinize ayrı ayrı teşekkürler kızlar.

3 Nisan 2009 Cuma

C.Basket Taranto 67- 55 Galatasaray


Fiba Europe Cup'ın ilk ayağında kızlarımız maalesef maçı gene Türk gibi bitirdiler. Bu takımdan daha iyi bir takım olduğumuz kesin, ilk yarıda dengeli ve sabırla yaptığımız hücumlarla boş adamları iyi bulup oyunu kontrolümüzde götürdük. İkinci yarı başlarken oyunu sakin tutarak zamana oynamamız gerekirken, kötü ve yanlış şut seçimleriyle yapılan hücumlarla her iki period'da sadece 9'ar sayı atabildik, sadece son çeyrekte yediğimiz sayı ise 25 (!). Burada koç faktörü aslında biraz devreye girdi. Taranto koç'u Ricchini'nin oyuna yaptığı müdahalelere bizim koç maalesef seyirci kaldı. İki ayaklı bir karşılaşmada farkı 4-5'de tutabilmek bile oldukça iyidir, son iki dakikada 9-1'lik bir seri yiyip de oyunu biraz soğutmak adına mola almayan koça selam ederim. Oyuncular moralmen düşebilir, panikleyebilir ama koçun sakin kalıp kontrolü eline alması gerekirdi. Şimdi rövanşta 12 sayılık bir dezavantaja sahibiz, imkansız mı dersek elbette değil, hele ki bir önceki seriyi göz önüne alırsak, seyirciyle birlikte 9 Nisan'da bu kupaya uzanırız gibi geliyor.

1 Nisan 2009 Çarşamba

Galatasaray-Cras Basket Taranto


Dişi Aslanlar yarın çok önemli bir maça çıkacak İtalya'da. Eurocup final serisinin ilk maçında Cras Basket Taranto ile karşılaşacak deplasmanda. Geçen sene yarı finalden dönmüştü kızlar. Bu sene başında söz vermişlerdi kupalar için. Kendilerini Fenerbahçe maçları hariç kısıtlı bir taraftar takip etse bile onlar hiç yılmadılar buraya gelirken. Fenerbahçe maçları hariç izleme şansım olmuyor televizyonda kızları. Senede 1 kez Ankara'ya Çankaya Üniversitesi ile oynamaya geldiklerinde yanlarında olmaya-canlı izlemeye çalışıyoruz. Ankara'da Fenerbahçe'ye karşı kazanılan Cumhurbaşkanlığı Kupası ile başlamıştı sezon, şimdi o sezonun en önemli maçlarından birisine Ayhan Şahenk'e avantajlı bir şekilde dönmek için çıkacaklar. Yarı finalde D.Kursk'a 14 sayı farkla yenildikten sonra dönülen Ayhen Şahenk'te Seimone Augustus'un 38 sayısı ve muhteşem oyunu eşliğinde 62-39 ile gelinmişti finale. Bu maçla ilgili ayrıntılı bir yazıyı Tbf'nin resmi sitesinden okuyabilirsiniz. Yazan adaşımın eline sağlık.

Güzel bir haber gördüm biraz önce Ntv'nin sitesini gezerken. Yarın saat 21.30'da oynanacak olan maçı Ntvspor naklen yayınlayacakmış.

2 Eylül 2008 Salı

Efes Cup

Özür dilerim bazı sorunlarla boğuştuğum için Efes Cup maçlarımızı izlememe rağmen, vaktinde yazamadım. O yüzden daha bir özet şeklinde geçeceğim.

Sonuçlar:

Portekiz 64 – Bosna Hersek 83
Türkiye 82 – İngiltere 58
İngiltere 100 – Bosna Hersek 98
Türkiye 75 – Portekiz 68
Portekiz 79 – İngiltere 80
Türkiye 76 – Bosna Hersek 70

Önce İngiltere maçıyla başlayalım ve en baştan belirtelim ki, rakibimiz Luol Deng ve Ben Gordon gibi iki önemli oyuncusundan yoksundu. Buna rağmen aşırı derecede zorlandık. Özellikle de savunmada. Maçta dikkatimi çeken şeylerden biri dış şuta bağımlı oyunumuz oldu. Çok fazla zorlama üçlük denedik. Üçüncü çeyreğin başında üstüste 3 isabet bularak maçı kopardık ama bunlar bana doğru hücum tercihleri değildi. İçeriden sayı üretememizin bana göre en büyük nedeni Ermal’in ve Mehmet’in kadroda olmayışı. Ermal içerde birebir sayı üretimiyle etkili olan bir uzunumuz. Mehmet’in dış şut tehdidine karşı ise, rakip uzunun içeriyi boşaltması kısalarımıza penetre şansı veriyordu. Kadrodaki tek içeriden sayı üretimiyle bizi rahatlatacak olan oyuncu Oğuz Savaş, onu da Tanjeviç maçların ilk çeyreklerinde kullanmayı pek düşünmüyor. Hücumda boyalı alandan sayı bulamadığımız gibi, defansta da bu konuda İngiltere'ye karşı çaresiz kaldık. İngiltere güçlü ve atletik forvetleriyle pota altından çok sayı üretti. Özellikle Mensah-Bonsu ve Larkai ile etkili oldular. Guardlarının şut sokmaktaki sıkıntısı ise aşikardı. Alan savunmasına ne zaman geçeceğiz diye tam 1.5 çeyrek boyunca düşünüp durdum. Neyse ki devreye 3 dakika kala Tanjeviç inadını bıraktı. Dış şutlarda başarılı olamayan İngiltere karşısında fark bir anda 8 sayıya çıktı. Üçüncü çeyreğe ise yukarda belirttiğim gibi Ender ve Engin’in isabetli dış şutlarıyla başladık ve fark 2 dakika içinde 16’ya çıktı. İngiltere mola alsa da, alan savunmasına karşı hücum etmekte çok zorlandılar ve maçı kopardık. Hido maçın kahramanıydı Türkiye adına, sayı üretmekte zorlandığımız anlarda sahneye çıktı, ayrıca asistleriyle de etkiliydi. Kerem de kritik anlarda üçlükleriyle katkı yaptı. Ayrıca ben Sinan’ı oldukça beğendim. Oğuz ise iddiasız bir maça dönüşen mücadelede farkın açılmasını sağlasa da, özellikle defanstaki performansı elemeler için umut verdi. Bir ek not: Maçta Ersan’ın topu çalıp hızlı hücumu sayıyla bitirdiği bir pozisyon oldu. Ersan’ın hala top hakimiyetini, dribblingini yeterince geliştirmediğini gözlemledim.
İkinci maçımızda, Portekiz’i ağırladık. Geçen maçın kahramanı Hido, ilk çeyrekte takımımızı sırtladı. Onun eline top değmediğinde çok kısır bir takım görüntüsüne bürünüyorduk. Portekiz takımı da tıpkı İngiltere gibi içeri çok rahat penetre ediyordu. İkinci çeyrekte de hücum ribaundlarında etkili olarak oyuna ağırlığını koymaya çalıştılar. Bizde ise üstüste mükemmel asistleriyle takımı yöneten Hidayet’e, ısınan Ersan yardım etti. Hatta ısınmak ve yardım kelimeleri bile yeterli değildi onun için. Neredeyse attığı her şut isabetli oldu ve takımın en skoreri haline geldi. Ayrıca hücum ribaundlarında da çok aktif olan Ersan 3 pozisyonda girmeyen topu tamamlayarak sayı buldu. İlk yarıyı 8 farkla önde kapamamızın nedeni Ersan’ın 15, Hido’nun da 12 sayısıydı. İkinci yarıda dış atışlara dönmemimizi fırsat bilen Portekiz boyalı alandan sayılar buldu ve farkı kapadı. Tam korkmaya başladığımız anda, takımımız tek hücumda 9 pas ile mükemmel bir organizasyon yaptı ve bomboş kalan Kerem üçlüğü gönderdi. Ondan sonraki hücumda da Ender aldığı topu hemen kaldırarak el üstünden bir üçlük buldu. Fark yine açıldı. Son çeyrekte de savunmamızı sertleştirdik, hücumda zorlansak da Portekiz’in yakınlaşmasına izin vermedik. Son çeyrekte yanılmıyorsam yalnızca 9 sayı atabildiler. Bu çeyrekte Milliler’in sergilediği savunmayı elemelerde de görmek istiyoruz.
Şampiyonun belirleneceği son maç ise Bosna Hersek ile idi. Maçın başında Sinan yaptığı savunma ve çaldığı toplarla etkiliydi. Fatih de erkenden aldığı 3 faule rağmen müthiş bloklarıyla takımımızı defansta ayakta tuttu. Ancak buna rağmen pota altından oynamakta ısrar eden Bosna Hersek, bu bölgede bize üstünlük kurdu. Hido maça çok kötü başladığı için hücumda bocaladık. Ancak Fatih’in yerine oyuna giren Oğuz, Kerem ve Ender’in müthiş asistlerini değerlendirerek üstüste 9 sayı üretti ve takımın bütün skor yükünü üstlendi. Hidayet yeniden oyuna girdiğinde ise inanılmaz uzun bir beşle sahada yer aldık: Ender-Hido-Ersan-Kerem Gönlüm-Oğuz. Kerem bu bölümde bloklarıyla Boşnak uzunlara geçit vermedi. Ancak geri koşmakta zorlandığımızı söylememiz lazım. Rakip takım defansta aldığı her ribaund sonrası hızlı hücuma çıktı ve onları durduramadık. Üçüncü çeyrekte savunma dozajımızı arttırdık ve Bosna Hersek’e içeriden sayı imkanı vermedik. Bunun üzerine çok kötü seçimiş dış şutlara yöneldiler. Biz ise Hido’nun takıma yön vermesi, Ersan’ın hücum ribaundları ve Engin’in güzel asistleri ile farkı 18’e kadar çıkardık. Bajramovic hem içerden hem dışardan birebir oynayarak bulduğu sayılarla takımını skorda yakın tutmaya çalıştı ancak kendisine yardım edecek kimse yoktu. Bosna Hersek son çeyrekte alan savunmasına geçti, biz de iyi top dolaştırmak yerine el üstünden şutlarla cevap vermeye çalıştık. Başarılı olamadığımızı söylememe gerek yok zannedersem. Nitekim hızlı hücumlarla beraber, iki tane de dış isabet bulan Bosna Hersek farkı 6 sayıya kadar indirdi. Tabii fark 18’den 6’ya kadar inerken Tanjeviç napıyordu diye soranlar olacaktır. O da sizin bizim gibi kenardan izliyordu. Molalarını harcamak konusunda bir hayli cimriydi anlayacağınız. Moladan dönüşte Ersan’ın üstüste bulduğu dış atışlarla farkı yeniden açmayı 10’un üzerine çıkarmayı başardık. Ancak maçın sonlarına doğru top kayıplarımız nedeniyle fark yine 6’ya inmişti. Bir hızlı hücumda Bremer topu kaybedince, Kerem Gönlüm bomboş bir smaç buldu ve 4’e inmesi gereken fark 8’e çıktı ve maçı kazanmayı garantiledik. Ancak son bir dakika içinde Milli takımımız bir basket faul imkanı verip üstüne de top kaybı yapınca, heyecanlandık. Bu fırsatı da değerlendiremeyen Bosna Hersek turnuvayı ikinci olarak kapattı. Gerçi zaten 14 sayı farkla yenmeleri gerekiyordu şampiyon olabilmeleri için. Hidayet de MVP ödülünü kaptı. Darısı NBA'deki MVP ödülüne diyelim (Hayal etmek güzel şeydir).
Şunu belirtmem lazım ki, hücumda pota altında Oğuz haricinde silahımız olmasa da, yetenekli oyuncularımız ile bu sorunu bir şekilde aşabiliyoruz. Tabii zaman zaman kolaya kaçıp zorlama üçlükler denediğimiz de oluyor, bu konuda Tanjeviç takımı uyarmalı. Ancak Milli takımımızın asıl problemi bence savunması, içeride Ömer yokken gerçekten vasatın altında. Fatih oynayınca direncimiz elbette artıyor ve Fatih muhteşem bloklarıyla takıma enerji de katıyor. Fakat savunmada yapılmayacak hataları da beraberinde getiriyor bu blok aşkı. Ek olarak, Fatih’in oyunun hücum yönünde hemen hemen hiç etkili olmadığını biliyoruz. Zaten bu nedenlerle Tanjeviç ona yeterince şans vermiyor. Savunmamızdaki gedikler nedeniyle elemelerde zaman zaman alan savunması yapıp, rakiplerin dış şutlarda isabet bulmamasını ummamız gerekebilir. Özellikle de atletik oyunculara sahip Fransa karşısında.

24 Ağustos 2008 Pazar

Olimpiyat MVP'si ve yardımcısı



Şampiyon: Amerika Birleşik Devletleri

Sonuçlar:

Amerika 118 – İspanya 107
Arjantin 87 – Litvanya 75

Bronz madalya maçının saatini yanlış not ettiğim için sabah o saatte tv başına geçmedim ve kaçırdım maalesef. Şampiyon ise muhteşem bir mücadele sonrasında belli oldu.
Maçın hemen başında Gasol’ün bulduğu basket faul belki de İspanya’nın kullanacağı stratejiyi gözler önüne seriyordu: Boyalı alandan sayı üretmek. Amerika ise her zamanki gibi iç dış dengesini koruyarak ve iyi top dolaştırarak başladı. İlk çeyrekten itibaren karşılıklı hızlı bir tempo gözlemledik. İspanya Jimenez ve Navarro’nun sayılarıyla 5 farkla öne geçti. Her hücumu ya penetre ya da uzunlarına pas ile boyalı alana taşıdılar. Lebron’un uzun forvet oynamasından sonuna kadar faydalanmak istediler. Nitekim Lebron boyalı alan savunmasını gerçek bir uzun kadar iyi beceremiyordu. Her maçta olduğu gibi, oyuna sonradan dahil olan Wade ve Paul Amerika takımına hareketlilik getirdiler. Rubio’nun da Kidd oyundan çıkana kadar, çabukluğuyla çok iyi savunma yaptığını belirtelim. Takım olarak Birleşik Devletler savunmada sıkıntı çekse de, İspanya potasını adeta yağmura tuttu. İspanya ise aldığı hücum ribaundları ile ayakta kalıyordu, bunda yine Amerika’nın tek uzunla oynamasının payı yadsınamazdı. İlk çeyrekte 13 sayı kaydeden Wade’in yanına Bosh’un da katkıları eklenince, Amerika ikinci çeyreğe 7 sayı farkla önde girdi. Bu çeyreğin başında iyice içeri kapanan İspanya savunmasını, Kobe ve Carmelo’nun üçlükleri açtı. İki takımdan da hızlı hücumlar izlemeye devam ettik, Amerika takımı Wade’in dinlendikten sonra oyuna girişiyle yine fast-break’lerden kolay sayılar bularak farkı 14’e kadar çıkardı. 8 sayı, 2 top çalma ve bir de asist üreten Wade müthiş formdaydı. İspanya ise hızlı hücumlarla sayı bulamasa da Gasol kardeşler ve Reyes’in boyalı alandaki etkili oyunuyla maça tutundu. Takımın durgunlaştığı anlarda ise Rudy Fernandez attığı 3 üçlük ve yaptığı 2 asist ile sahneye çıktı. Devreye girerken farkın 10 sayının altında kalmasının en büyük sebebi Rudy idi: 69-61.
Amerika üçüncü çeyreğe üstüste tam 4 top kaybı yaparak başladı. İspanya da Fernandez ile bu şansları değerlendiremeyince 2 dakikalık kısır bir dönem izledik. Reyes attığı sayılarla yine etkili oldu, ardından skor üretme görevini Navarro devraldı ve çeyreğin sonuna kadar 8 sayı üretti. Özellikle bir dakika içinde attığı iki gözyaşı damlası gerçekten güzeldi. Amerika bu çeyrek boyunca bulduğu boş üçlükleri değerlendiremedi. Yine kenardan gelen Wade ve Bosh’un katkıları onları sürükledi. İlk iki çeyreğe göre skor bu sefer düşüktü: 21-22. Son çeyreğin başında Gasol’ün boyalı alandan bulduğu 4 sayının ardından, Fernandez Amerika potasına üçlüğü gönderince fark bir anda 2 sayıya indi. Bu sırada Amerika ne mi yapıyordu? Yine hastalık olarak, boş şutları değerlendiremiyorlardı. Molanın ardından Kobe çok zor bir pozisyonda mütiş becerisiyle takımına 2 sayı kazandırdı. Ardından maçta pek ortalıkta görünmeyen Deron çıktı sahneye, önce Kobe’nin ona hazırladığı boş üçlüğü değerlendirdi ardından da Kobe’ye boş bir üçlük pozisyonu yarattı. Tabii Kobe bunu geri çevirmedi. Daha sonra karşılıklı olarak takımların birbirini durduramadığı dört dakikalık bir bölüm izledik. Aslında Amerika rakibini durdurmayı başarıyordu fakat Reyes ve Gasol kardeşlerin hücum ribaundlarını almasına, kısa 5 ile karşı koyamıyordu. Koç K inatla Howard-Bosh ikilisini aynı anda sahaya sürmemeye kararlıydı. Kobe, Wade’in asisti ile çok kritik bir üçlükte basket faul buldu. Fark 9’a kadar çıktı. Üstelik o ana kadar takımının en skoreri olan Fernandez de bu faulle oyun dışı kaldı. Pozisyondan sonra yerden kalkan Kobe'nin İspanyollar'a ve seyircilere yaptığı sus işareti çok anlamlıydı. Fernandez'den yoksun olan İspanya’yı sürükleme sırası yeniden Navarro’ya gelmişti, önce turnikesiyle farkı 7’ye indirdi. Ardından Kobe hücumda hiçbir şey yapmadan 20 saniye bekleyip üçlük denedi ve başarılı olamadı. İspanya transition hücumunda Navarro topu, sahanın sağ çaprazında üçlük çizgisinin gerisinde bekleyen Jimenez ile buluşturdu. O da affetmedi: 104-108. Fakat bütün turnuva boyunca takımının lideri ve bir numaralı ateşleyicisi olan Wade altın madalyanın elinden kayıp gitmesine izin vermeyecekti. Lebron’un ona hazırladığı pozisyonda üç sayılık basketi rakip potaya gönderdiğinde belki maç kopmuştu. Ama Wade’in yüz ifadesi herşeyi anlatıyordu. Böyle bir hırs ben bugüne kadar hiçbir sporcunun yüzünde görmedim. Belki biraz da şov amaçlıydı ama abartısız 30 saniye boyunca aynı surat ifadesini korudu Wade. Bir buçuk dakika kala Jimenez’in kaçırdığı boş üçlüğün ardından, Kobe’nin boyalı alandan bulduğu sayı maçın bittiğini gösteriyodu: 113-105. Taktik faulleri kaçırmayan Birleşik Devletler altın madalyanın sahibi oldu. Maçı seyretmeyenler, belki de son yıllardaki en güzel maçlardan birini kaçırmış oldular. İspanyol oyuncuları kutlamak lazım ancak inatla çift uzuna dönmeyen koç K'yı da eleştirmeden geçemeyeceğim. İspanya 40 dakika boyunca resmen boyalı alanı domine etti ve maçı alacak noktaya kadar geldiler. Bu stratejiye yanıt vermek yerine, kenardan izlemeyi tercih etti Amerika kenar yönetimi.
Son olarak, Wade için ne yazsam az. Turnuvada ve özellikle de finalde yaptıkları kolay kolay anlatılamaz. İzlerken büyülendim diyebilirim. (27 sayı, 2 asist, 4 top çalma, 9/12 saha içi, 4/7 üçlük isabeti). O selam verirken, ben de turnuvanın açık ara en iyi oyuncusunu saygıyla selamlıyorum.

Maçın box-score’una şurdan ulaşabilirsiniz:
http://results.beijing2008.cn/WRM/ENG/INF/BK/C73/BKM400101.shtml#BKM400101



Ayrıca buyrun işte Kobe'nin SUS'u ve Wade'in inanılmaz hırsı:


Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 7

Sonuçlar:

İspanya 91 – Litvanya 86
Amerika 101 – Arjantin 81

2008 Olimpiyatları’nda finale kalan 2 takım belli oldu: Amerika ve İspanya. İkisinin de yarı final maçlarını maçlarını seyrettim. Şöyle buyrunuz:
Litvanya takımı maçın ilk iki dakikasında iki top kaybı yaptı, bu dönemde Jasikevicius potaya giderek bulduğu sayılarla takımı canlandırmaya çalışıyordu. Öte yandan Litvanya’da Fernandez iki hücum ribaundunun ardından bulduğu 5 sayı ile maça hızlı başladı. Ardından Pau Gasol içerden etkili oldu ve bulduğu sayılarla İspanya’yı öne taşıdı. Turnuva boyunca defansta rakip uzunları iyi savunan Javtokas, Gasol’e biraz hafif geldi diyebiliriz. Alan savunmasına geçen İspanya’ya karşı, Litvanya hücumda zorlanıyordu ancak Kaukenas 2 hücumda çok iyi penetrelerle bu savunmayı deldi. Ayrıca İspanya Gasol oyundan çıkana kadar tam 5 hücum ribaundu aldı. İlk çeyrekte genelde 4-5 farkla önde olmalarının sebebi belki de buydu. Bir başka etken ise iki üçlük bulan Garbajosa idi. İlk çeyreğin bitimine yakın oyuna giren Kleiza çaldığı bir top sonrası yaptığı asist harici, takımına resmen zarar verdi. Kendisine gelen boş şut şanslarını değerlendiremedi, üstüne bir de sportmenlik dışı faul yaptı. İkinci çeyrek, 5 saniye ihlali gibi parkelerde görmeye alışık olmadığımız bir kararla başladı. Kaukenas defansta Mumbru’yle eşleşmek zorunda kaldı ve İspanya bu eşleşmeyi bol bol değerlendirdi. Litvanya da çözümü Jasaitis-Kaukenas değişikliğinde buldu. Jasaitis sadece defansta değil, aynı zamanda hücumda da takımına müthiş katkı yaptı. Kendisine hazırlanan boş üçlük atışlarını değerlendirerek 11 sayıya imza attı ve takımını öne taşıdı. Litvanya’nın öne geçmesinde, dinlendikten sonra oyuna giren Javtokas’ın Gasol’e uyguladığı savunmanın da payı vardı. Ancak fark 6’ya çıkınca hakemler oyuna müdahale etme gereği duydular. Önce Lavrinovic’in Fernandez’e yaptığı tertemiz bir bloğa faul, hemen ardından ise Petravicius’a saçma bir hücum faul çaldılar. İkinci yarı oldukça kısır başladı, ilk dört buçuk dakikanın skoru 5-4 Litvanya lehineydi. Bu kısır dönemde İspanya çok sayıda hücum ribaundu alsa da bunlardan yararlanamadı, özellikle Gasol sayı üretmekte çok zorlandı. Javtokas bloklarıyla defansta Gasol’ün işini zorlaştırırken, hücumda da sayılar buldu. İspanya pota altından sayı üretemese de bundan yılmadı ve çeyrek boyunca boyalı alandan oynamaya devam etti. Üçüncü çeyrek boyunca bir tane bile üçlük kullanmadılar. Bu belki skor üretimi bakımından çok sağlıklı bir strateji olmasa da Litvanya uzunlarının faul problemine girmelerini sağladı. Petravicius ve Lavrinovic 4’er faul ile kenara geldiler. Jasikevicius üçüncü çeyrekte top kayıpları yapsa da, ikili oyunlardan sonra verdiği asistlerle Litvanya’nın son 10 dakikaya önde girmesini sağladı: 66-62. Son çeyreğin başlamasıyla beraber Javtokas 4. faulunu aldı ve Litvanya’nın üç uzunu da 4 faule ulaşmış oldu. Javtokas’ın yerine giren Petravicius faul yapmadan yarım dakika kadar dayanabildi ve oyun dışında kaldı. Hemen ardından da maç boyu boş kaldığında gönderdiği üçlüklerle (4/6) İspanya’nın canını yakan Lavrinovic 5. faulünü aldı. Bu gelişmeyle beraber maçın nasıl biteceğini az çok anlamıştık. İspanya alan savunmasına geçti ve Litvanya 4 dakika boyunca sayı üretemedi. Fernandez de 1 dakika içinde 7 sayı bulunca, İspanya bir anda öne fırladı. Ancak İspanya farkı 7’nin üstüne çıkaramadı ve Litvanya’ya açık bir kapı bıraktı. Jasikevicius sorumluluğu alarak maçın son 4 dakikası içinde 8 sayı üretti. Maçın sonucunu ise Kaukenas belirledi. 40 saniye kala fark 5 iken kötü bir turnike tercihi Litvanya için herşeyi bitirdi. O saniyeden sonra serbest atışları değerlendiren İspanya finale yükseldi. Çeyrek finaldeki maçta sakatlanan Calderon bu maçta oynamadı ve finalde Amerika’ya karşı da oynamasının zor olduğu kaydedildi.
Amerika – Arjantin arasındaki maçın başında çok sayıda boş üçlük kaçtığına şahit olduk. Bunların büyük çoğunluğu Amerika tarafından kullanılan atışlardı. Arjantin, Amerika’ya karşı içeri kapanıyor ve top dolaştırma hızına yetişemiyordu. Hücumda ise Arjantin’in pek birşeyler üretebildiğini söylememiz zor, boş şut bulmakta çok zorlandılar. Scola ve Ginobili’nin kişisel yeteneklerini kullandıkları iki hücum haricinde genelde zorlama atışlar gördük. Amerika takımında Kobe sıcaktı ve takımının ilk 12 sayısının 7’sine imza attı. Ardından çeyreğin bitimine 6 dakika kala belki de maç bitti: Manu Ginobili bir pozisyonda yere inerken, zaten sakat olan sol ayağını yere ters bastı ve bileğini burktu. San Antonio Spurs takımı mayıs ayından beri sakat bileği bir türlü iyileşmeyen Ginobili’nin Olimpiyatlar’da oynamasını istemiyordu. Ancak milli takım aşkına saygı gösterip, oynamasına izin vermişlerdi. Eminim şimdi pişman olmuşlardır. Sakatlığın üzerine, Lebron’un asistleri ile Paul’un sayıları eklenince skor bi anda 21-4’e geldi. Bu noktadan sonra maçın dönmeyeceğini hatta farkın gitgide açılacağını düşünmek normaldi, çünkü Arjantin hiçbir hücumda top çevirip boş adamı bulamyordu. Maçı çeviremeseler de bizi şaşırtmayı başardılar. Nocioni’nin hırslı oyunu isabetli şutlarıyla fark 16’ya kadar indi. Fakat iki hücum üstüste hücum faul yapınca farkın yeniden 20’nin üzerine çıkmasına engel olamadılar. Bu 2 dakikalık kesitte, Amerika’nın sayıları Paul’un turnikeleri ile geldi. Ayrıca belirtmem lazım ki Nocioni’nin Kobe’ye yaptığı blok akıllarda kalır nitelikteydi. Kobe “Zaten beni bloklamaya cesaret edemez bile” diyerek topu potaya rahat bir şeilde bırakacakken, şaştı kaldı. Maça dönelim: Arjantin alan savunmasına döndü ve Amerika 4 dakika boyunca sayı bulamadı. Bu dönemde çok sayıda boş üçlük kaçtı, ve bol bol top kaybı yapıldı. Fark 8’e kadar inince, 4 dakikadır maçı sadece izleyen koç K mola almak durumunda kaldı. Daha önceki Amerika milli takımı yazımda belirttiğim gibi Redd kritik bir görev almak için oyuna girdi: Diğer oyuncuların değerlendiremediği üçlükleri sayıy çevirmek. Fakat Amerika’nın ona pek ihtiyacı kalmadı. İlk üçlüğü Kobe gönderdi Arjantin potasına. Ayrıca Redd’in eline de oynadığı 4 dakika boyunca aldığı ribaund hariç, top bile değmedi. Amerika Carmelo’nun serbest atışları sayesinde farkı yine 13’e kadar açtı. Arjantin’den yanıt ise unuttukları bir isimden geldi: Scola. Çeyreğin sonuna doğru Scola 6 sayı atarak Amerika’nın kopup gitmesin engel oldu: 40-49. İlk yarının dikkat çekici notları Delfino’nun 0/6 isabet oranı ve Wade’in sadece 4 dakika kadar sahada kalmasıydı. İkinci yarıya Dwight Howard ardarda bulduğu 7 sayı ile çok iyi başladı. Lebron da ona katılınca farkın açılması işten bile değildi. Bu kısa süre içerisinde, turnuva boyunca kendisini saklayan Kidd bize asistleriyle adeta “takım nasıl yönetilir” dersi verdi. Arjantin’in aldığı teknik ve sportmenlik dışı fauller de bunun üstüne tuz biber oldu. Fark o dakikadan sonra 14’ün altına inmedi. Çeyreğin kalanında, James biraz cıvısa, Scola fark kapansın diye elinden geleni yapıp, içeriden 8 sayı üretse de Bosh ve Wade’in hücumdaki mükemmel performansları bunların üstünü örttü. Özellikle Wade aldığı 3 hücum ribaundu ile fark yarattı. Son çeyrek Kidd’in üstüste asistleriyle başladı. Bundan yararlananlar ise Lebron ile Howard idi. Biraz gevşeyen Amerika, saçma sayılacak üçlük atışlarda isabet bulamadığı için Arjantin’i biraz maça dahil ettiler ancak fark 14’ün altına düşmedi ve Amerika o özlediği altın madalyaya bir adım daha yaklaşmış oldu.

İki cümle de final maçı için edelim. Belki 37 sayı fark olmaz ama ben yine rahat bir Amerika galibiyeti bekliyorum. Arjantin maçındaki gibi alan savunması karşısında skorsuz bir 5-6 dakika geçirmedikleri sürece İspanya’nın oyuna ortak olması pek mümkün görülmüyor. Ki bu sefer heralde öyle bir sorun gördüğü anda koç K, oyuna Redd’i alacaktır diye düşünüyorum. Calderon’un da olmadığı düşünülürse, Amerika’nın altın madalyayı takması için önünde sadece ufak bir engel kaldı diyebiliriz.

22 Ağustos 2008 Cuma

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 6


Sonuçlar:

İspanya 72 – Hırvatistan 59
Litvanya 94 – Çin 68
Amerika 116 – Avustralya 85
Arjantin 80 – Yunanistan 78

Evet, çeyrek finalleri de geride bıraktık. Bütün maçları izleyebildim ancak İspanya maçının ikinci yarısını ve Amerika maçının ilk çeyreğini internet bağlantımdaki problemler nedeniyle izleyemedim. Tabii burada Türk Telekom’a ve hiç bir çeyrek final maçını canlı vermeyen TRT3’e de sevgilerimi iletiyorum.
İspanya-Hırvatistan maçının başında Gasol’ün dominant oyunu izledik. Hırvat uzunları onu durduramadılar. Kendileri ise hücumda devamlı top kaybı yaptılar hiçbir şey üretemediler. Ayrıca İspanya’nın yardım savunmasından da bahsedelim. Savunmacısını geçen rakip oyuncuya anında yardım geliyordu. Hatta bu yardımlar o kadar iyi zamanlama geliyordu ki, Hırvatistan 3 kere hücum faul yapmak durumunda kaldı. 5 dakika geçtiğinde skor 12-1 olmuştu. Bu 12 sayının 9’unu Gasol kaydetti. Hırvat kenar yönetimi sayı bulmakta bu kadar zorlanınca, Planinic’i oyuna normalden daha erken aldı. Planinic’in dış şutları ve penetrelerinde yaptırdığı faullerle Hırvatlar hücumda biraz kıpırdandılar ancak bu farkı kapamaya yetmedi: 22-11. Gasol dinlendikten sonra ikinci çeyrekte de etkili oyununu sürdürdü. Hırvatlar ise boyalı alanda biraz etkili olsalar da, dışarıdan boş şut bulmakta ve bulduklarında da bunları sayıya dönüştürmekte başarılı olamadılar. Zaten devreye 4 dakika kala buldukları toplam sayı herşeyi belli ediyordu: 19. Bu noktadan sonra Banic devreye girdi, aldığı hücum ribaundları ve boyalı alandan bulduğu sayılar ile takımının en skorer oyuncusu oldu. Ancak bu yine farkı eritmeye yetmedi: 37-26. İkinci yarıyı da maalesef takip edemedim.
Ev sahibi Çin ile Litvanya arasında oynanan karşılaşmaya Jasikevicius çok etkili başladı. Özellikle de ikili oyunlarda yaptığı asistlerle. Ardından, pas vereceği adamlara konsantre olan defansı şutlarıyla yeniden açtı. Çin’de ise Liu 0/3 şut isabetiyle başladı. Ancak çeyreğin yarısından itibaren şutlarında isabet bulmaya başladı. Çin takımı aldığı hücum ribaundları ile etkili oldular. Çiçeği burnunda New Jersey Netsli Yi 3 hücum ribaunduyla bu kategoride liderdi. Siskauskas da bu çeyrekte Çin potasına iki üçlük gönderdi. İkinci çeyrekte yine Jasikevicius üzerinden ikili oyunları izlemeye devam ettik. Yao Ming bu oyunlarda yeteri kadar hızlı olmadığı için sıkıntı çekti. Kendisi içerde kalıp uzunu kontrol etmek istediğinde Jasikevicius şutlarda isabeti buldu veya dışarı çıkıp Jasikevicius’u bozmaya çalıştığında da bu sefer içeriden sayı yediler. Çin’de Zhu boştaki takım arkadaşlarını çok iyi görerek 3 asist yaptı. Çeyreğin ortalarına doğru 3 dakika boyunca sadece Litvanya 2 sayı bulabildi. Bu dönemde kolej takımlarının yapmayacağı türden pas hataları dikkat çekti. Lavrinovic ise şutlarını sokmakta zorlansa da, 3 blok ve 2 top çalma ile defansta takımını ayakta tutmaya çalıştı. Litvanya takımı ilk yarı boyunca üçlüklerde yeterince isabet bulamasa da boyalı alandan bulduğu sayılarla üstünlüğünü kabul ettirdi: 41-30. İkinci yarıya Yao hırslı ve her hücumad top isteyerek başladı. Litvanya’da ise ilk yarı dış şutlarında problem yaşayan Lavrinovic, alan savunmasına dönen Çin’e cezaları kesen isim oldu. Jasikevicius da biraz ön plana çıkınca fark 14’e kadar yükseldi. Litvanya’nın üçüncü çeyrekte faul hakkı çok çabuk doldu ancak Çin potaya penetre ederek bunu kullanmak yerine başarısız üçlükler denedi. Yao’yla topu buluşturduklarına veya topla çembere hareketlendikerinde ise faul çizgisinden bol bol sayı buldular. Litvanya’da ise üçlükleri sayesinde 8 sayı bulan Kleiza farkın kapanmasına engel oldu: 70-53. Son çeyrekte Jasikevicius ve Kleiza ile fark 20’ye kadar çıktı ve maç koptu. Maçın yıldızı Jasikevicius 23 sayı 6 asist ile oynayan Jasikevicius’tu.

Yukarda belirttiğim sebeple ilk çeyreğini izleyemediğim karşılaşmada, Avustralya Amerika’yı mümkün olduğunca fazla zorlamış ve skoru 25-24’e getirmiş. İkinci çeyreğe Deron Williams boş bir şutu kaçırarak ve gereksiz bir top kaybı ile kötü başladı. Amerika takımında tek dikkat çeken oyuncu 6 sayı bulan Lebron James idi. Kobe orta mesafe şutlarında isabet bulsa da dış şutlarda geçmiş maçlardan kalan hastalığı sürüyordu. Avustralya takımında Newley 7 sayı bularak, çeyreğin en çok sayı bulan oyuncusu oldu. Ayrıca Avustralya takım olarak, pota altından çok rahat sayılar buldu, bunda bence Amerika’nın savunmada yeterince konsantre olmamasının payı vardı. Ek olarak Amerika’nın toplam 10 adet serbest atış kaçırdıklarını da belirtelim. Bunlara rağmen Deron Williams’ın son saniye üçlüğü ile ilk yarı 12 sayılık Amerika üstünlüğü ile geçildi. İkinci yarı Carmelo ve Kobe’nin üçlükleri ile başladı. Ayrıca Dwight Howard’ın savunmadaki gayreti ve kısaların çaldıkları 2 top ile Amerika 14-0’lık bir seri yakaladı ve fark 26’ya çıktı. Buradan dönüş olmadığını Avustralyalı oyuncular da biliyordu. Zaten Kobe de ısınmıştı ve üçlüklerinde isabet bulmaya başlamıştı. Çeyreğin sonlarına doğru üstüste birkaç hücumda müthiş top dolaştırıp, içeride Chris Bosh’u buldular. Son çeyrek Amerika için yedeklerine maç kondüsyonu yüklemek için iyi bir fırsat oldu. 25 sayı ile Kobe Bryant maçın en skorer ismiydi.


Yunanistan için Arjantin maçı 2004 Olimpiyatları’nın rövanşı niteliğindeydi. Ancak sahadan bir kez daha boyunları bükük ayrıldılar. Yunanistan ise hücum ribaundlarında Arjantin’e çok büyük üstünlük kurdu. Bu bölümde özellikle Arjantin guardları ribaundlara hiç yardım etmediler ve Diamantidis başta olmak üzere Yunan guardlar ribaundları topladılar. Tsartsaris 5 sayı ile maçın başında sayı yükünü üstlendi. Arjantin’de ise Scola maça iki basket faul yaptırarak başladı. Nocioni ise inanılmaz hırslıydı. Bir basket faul sonrası öyle bağırdı, çıldırdı ve deşarj oldu ki, ben bir an için o anda altın madalyayı kazandıklarını düşündüm. Manu maça isabetsiz şutlar ve top kayıplarıyla başlamıştı, bir pozisyonda 4-5 saniye boyunca boş kalınca ölçüp biçip, üçlüğü gönderdi. Bu atış onu kendine getirdi ve üstüste iki tane çok zor üçlükle bir anda 9 sayıya ulaştı. Çeyrek sonunda 23-22’lik Yunanistan üstünlüğü vardı, bu üstünlükte 6 sayı bulan Spanoulis ile ribaundlarda canavarlaşan Fotsis önemli etkenlerdi. İkinci çeyreğe Arjantin top kayıplarıyla başladı ancak Yunan oyuncular dış şutlarında çemberi dövünce maç başabaş gitti. Kısırlığı Arjantin’de Nocioni dış atışlarla bozarken, Yunanistan’da ise Spanoulis ile Tsartsaris etkiliydiler. Manu kendi atışlarını yarattığında inanılmaz basketler bulurken, kendisine hazırlanan boş şutlarda çok kötüydü. Ayrıca Arjantin neredeyse ikinci çeyrek boyunca Scola’yı unuttu ve tamamen üçlüğe dayalı bir oyun oynadı. İsabetli şutlar sayesinde ilk yarı 1 sayı Yunan üstünlüğüyle bitse de, Arjantin pek umut vermiyordu. Üçüncü çeyrekte Prigioni attığı üçlükler ve çaldığı toplarla etkiliydi. Yunanistan 5 tane hücum ribaundu alsa da bunları değerlendirdiği söylenemezdi. İki takımdan toplam 14 tane top kaybı gördük. Ayrıca yine iki takım anlaşmış gibi karşlılıklı ve isabetsiz üçlük yağmuruna tuttular potaları. Kısacası bu çeyreğin seyir zevki açısından vasatın altında kaldığını söylememiz gerekli. Son çeyreğin başında Vasilopoulos bomboş bir smacı kaçırdı ardından gelen Delfino üçlüğü ile momentumun değişeceğini düşünmüştüm. Nitekim Delfino yine Vasilopoulos’dan kaptırdığı top sonrası üç sayılık atışta isabet buldu. Fark 7’ye kadar çıktı, bu noktada Fotsis ve Zisis’ten gelen toplam 3 üçlük maçın kopmasını engelledi. Bu atışlarda asistler Papaloukas’ındı. Arjantin açısından baktığımızda sahada sadece Delfino vardı desek yeridir, ilk 7 dakikada takımının attığı 15 sayının hepsine imza atan Delfino’nun repertuarında üçlükler, fade away orta mesafe şutları, turnikeler kısaca aklınıza gelebilecek herşey vardı. Ayrıca Delfino defansta da 2 pozisyonda kritik müdahalelerde bulundu. Sonraki bölümde Yunanistan sayılarını faul çizgisinden bulurken, Arjantin’de sahneye Ginobili çıktı: Bir üçlük, 2 serbest atış, üstüne iyi savunma yaparak rakibi geri pasa zorlama ve son olarak da 4 kişiyi adeta çalımlayarak attığı tear-drop. Fark 5’e kadar çıkmıştı, ancak Vasilopoulos şansının yardımıyla 30 saniye kala panyalı bir üçlük buldu. Son hücumu Ginobili çok kötü kullandı ve rakibine maçı kazanmak veya uzatmaya götürmek için çok büyük bir fırsat verdi. Fakat Spanoulis’in üçlüğü çemberden geri gelince yarı finale çıkan takım Arjantin oldu. Son çeyrekte çıldırma raddesine gelen Delfino ile kritik anlarda sahneye çıkan Ginobili karşılaşmanın yıldızlarıydılar. Maç boyunca 31 üçlük denemesinde bulunan Arjantin, açıkçası Amerika maçı öncesi bana hiç umut vermedi. Gerçi umut vermiş olsalardı da Amerika’yı ağır favori olarak görecektim.

Not: Özür dilerim normalden biraz daha geç oldu ancak yarı finaller saat 3'te başlıyor, inşallah o maçlar öncesinde keyifle okursunuz.

19 Ağustos 2008 Salı

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 5

Sonuçlar:

İran 57 – Hırvatistan 91
Avustralya 106 – Litvanya 75
Angola 50 – İspanya 98
Yunanistan 91 – Çin 77
Amerika 106 – Almanya 57
Arjantin 91 – Rusya 79

Son gün iddiasız maçlar içinden ilgimi çeken Arjantin-Rusya ve Yunanistan-Çin maçlarını izledim. Gerçi Avustralya Litvanya’yı yenerse, Hırvatistan da İran’a kaybederse, Avustralya takımı Amerika ile eşleşmekten kurtuluyordu. Ama İran’ın kazanması çok uzak bir ihtimaldi. Ben de 4 gündür sabah 4 veya 6’da kalkıp akşama kadar maçları izlemekten yorulmuştum, kendime ufak bir tatil fırsatı yarattım.

Yunanistan maçın başında rakibe üstüste hücum ribaundları verdi. Bu hücum ribaundlarının baş mimarı Yao idi. Glyniadakis’e de 1 dakika içinde 2 faul aldırarak kenara gönderdi. Çin içeri kapanan Yunanistan karşısında dış şutlarda bir türlü isabeti bulamadı. Yao bile daha henüz ilk çeyrekte iki tane üçlük denedi. Yunanistan ise bu dönemde Spanoulis ile etkili oldu, Çinli guardlar onu savunmakta yetersiz kaldılar. Yunan guard ilk çeyrekte tam 11 sayı 3 asist ve 2 top çalmaya imza attı. Gerçekten mükemmeldi. Diamantidis de takımda top dağıtımını mükemmel şekilde yerine getirdi. Bu iki oyuncuya Fotsis de skor bulmakta yardımcı olunca fark açıldı. İkinci çeyrekte de aynı senaryoyu seyrettik fakat bu sefer Yunanistan’da etkili olan isimler Bourousis ve Zisis idi. Çin ise Yunanistan’ın iyi savunması karşısında zorlama atışlar kullanmak zorunda kaldı. İyi top çevirip boş pozisyonu yarattıklarında da isabet bulamadılar. Bu da zaten üçlük isabet oranına yansıdı: 0/14. İçeride Yao’yu rahatlatmak için dış şut sokmaları gerekli idi. Bunun farkındalardı ama herhalde hiçbir Çinli, ikinci yarıdaki gibi bir performans beklemiyordu. Önce Yao’nun içerdeki etkili oyunu ile farkı biraz düşürdüler ancak Spanoulis Çin’in yaklaşmasına izin vermedi. Yao’nun etkinliğini azaltmak için Yunanistan takımı içeri gömüldü. Bunun üzeirne Çin takımı üçlükleri yağdırmaya başladı Yunan potasına. Size şöyle anlatabilirim: Phoenix Suns’ın bile böylesine isabetli üçlük attığı zamanlar nadirdir. Önce top dolaştırarak boş atışları buldular. Ancak Yunanistan daha iyi savunma yapıp şutlara el göstermeye başladığında bile, kaldırıp el üstünden atmaktan çekinmedi Çinli oyuncular. İşin ilginci çok yüksek oranda isabette de bulundular. İkinci yarının başından, maç tekrardan kopana kadar Çin tam 9/12 üçlük isabeti ile oynadı. Bu üçlüklerin büyük çoğunluğunun asisti, takımını mükemmel organize eden Yue’dan geldi. Yanlız şunu belirtmekte fayda var, ilk yarıda Yao'yu rahatlatmak için üçlük atmaları gerektiğini söylemiştim. İkinci yarıda Çin bu kadar çok üçlük isabeti bulurken, Yao çeyrek finale dinç kalması için kenara alınmıştı. Yani Çin takımı bir anlamda bu kadar çok üçlük denemek zorunda kaldı. Son çeyrekte tamamen üçlüklere dayalı olsa da farkı 10’a kadar indiren Çin takımı soğuyunca ve mükemmel asistler yapan Papaloukas’ı durduramayınca fark 10’un aşağısına düşmedi. Maçı kazanan taraf da Yunanistan oldu.

Turnuvanın hayalkırıklığı yaratan takımlarından Rusya, Arjantin’e de mağlup olmaktan kurtulamadı. Arjantin’de Oberto bu maçta dinlendirildi. En azından benim bildiğim kadarıyla bir sakatlığı yoktu. Oberto’nun olmayışını fırsat bilen Rusya, üstüste hücum ribaundları ile başladı maça ancak buldukları boş şutlarda çemberi dövünce, arayı açamadılar. Özellikle Holden, turnuvanın genelinde olduğu gibi yine şutlarını değerlendirmekte zorlanıyordu. Arjantin’de Nocioni mükemmel bir başlangıç yaptı bulduğu üçlüklerle. Prigioni ve kendisini ikinci plana alan Manu, takımı iyi organize ettiler. Holden ve Kirilenko takımın yıldızları olarak sorumluluk almaya başladılar ancak dış şutlarda yine isabet bulamadılar. Kirilenko ikinci çeyrekte top kayıpları yaparak kötü oyununa devam etti. Bu noktada devreye giren Bykov üstüste 7 sayı atarak takımının maçtan kopmasına engel oldu. Üstünden yük kalkan Kirilenko sayılarıyla ve asistleriyle bir anda silkinince, Holden da kendine geldi ve fark 4 dakika içinde 15’ten 2’ye indi. İki gün önce “Hala açım ve yine altın madalya istiyorum” şeklinde bir açıklama yapan Nocioni bu maçı final sanmış olacak ki, inanılmaz bir hırslıydı. Bunun sonucu olarak maçtaki 19 sayısının 14’ünü ilk yarıya sığdırdı ve Scola ile beraber ilk yarının en skorer oyuncusu oldu. İkinci yarıda Holden ve Kirilenko iyi oyunlarını sürdürdüler ancak Arjantin’de Scola maçı kazanmak için adeta yemin etmişti. İkili oyunlarda bulduğu boş şutlarda isabeti ve potaya penetrelerinde maruz kaldığı faullerle, sayı üstüne sayı buldu. Ginobili ise pek ortalıkta gözükmedi, belli ki kendisini çeyrek final mücadelesine saklıyordu. Dördüncü çeyrek ilginç bir olayla başladı, Kirilenko’nun post-up oyunu sırasında kendisini yere atan Gonzalez teknik faul aldı. Momentumu arkasına alan Rusya, yine Holden ve Kirilenko ile farkı 1’e kadar indirdi. Ancak Scola yine sahneye çıktı ve ikili oyunlar sonucu sayılar buldu. Maçın büyük çoğunluğunda saklanan Manu da 2-3 dakikalık bir bölümde etkili olunca Arjantin yeniden farkı açtı. Bu kısa süre içinde Nocioni de defansta aldığı ribaundlarla takımına yardımcı oldu. Rusya ise işin kolayına kaçtı ve potaya gitmek yerine dış şutlarla skor bulmaya çalıştı ve son 7 dakika içinde yalnızca 4 sayı üretebildi... Bunda baş sorumlu Holden idi. Rusya turnuva boyunca olduğu gibi, yine geriye düştüğü bir maçta üstün çabalarla rakibini yakalayıp ardından yaptığı hatalarla maçı kaybetti. Bana kalırsa Holden’ın oyunun kritik dönemlerinde verdiği kararlar gerçekten sorgulanmalı.