futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Arda Turan Atletico Madrid'de


Arda Turan, benim için hiçbir zaman kredisi bitmeyecek adamlardan birisi. Hala da öyle. Fakat Arda Turan ilk kez kendi taraftarının kalbini kırdı, ilk kez kendisine duyulan aşırı sevginin bir bölümünü o kalplerden alıp gitti İspanya'ya. Bunu gitmesiyle yapmadı işin kötüsü. Arda, haziran ayında Atletico Madrid'e gitse kimse ses çıkarmazdı. Zaten biliyorduk yurt dışına çıkmak istediğini, orada hem kendisini gösterip hem bizi temsil etmek istediğini. Fakat Arda öyle bir zamanda gitme kararı aldı ki en başta aramızda baba-oğul ilişkisi var dediği Fatih Terim'i kırdı,yarı yolda bıraktı. Sonra takım arkadaşlarını en sonda kendisini sevenleri kırarak gitti. 


Gitme kararında haklıydı aslında. Bir futbolcunun üstüne en fazla ne kadar gidilir diye sorulsa Arda'yı ve hakkında yapılan programları örnek olarak göstermek çok yeterli olur. Giydiği t-shirt'ten, uzattığı sakallarına, kız arkadaşına yaptığı jestten, bildiğin cinsel hayatına kadar her şey konuşuldu Arda hakkında. En sonunda bir gün dayanamayıp patlamasını izledik verdiği röportajda. Sakat olduğu dönemde, oynamadığı maçlarda bile fatura Arda'ya kesildi. Galatasaray'ın kötü gidişi hakkında değil oynamayan Arda hakkında saatlerce programlar yapıldı, yazılar yazıldı. Kötü sonuçlar arkasında duran desteği de azalttı. Tek sorumlu haline geldi. Ama yine ilk paragrafa dönüyoruz ne olursa olsun. Çok yanlış zamandı be Arda.

Arda için bakarsak olaya, bana göre gidebileceği en iyi lige gitti Arda. İspanya Ligi sağlam bir Arda'nın yıldız olarak gösterileceği, adından sürekli bahsettireceği bir lig oyun olarak. Tabi Arda'nın şu anki halinin üstüne daha eklemesi gereken şeyler var. İspanya'da bir haftadır verdiği görüntülere bakarsak çok mutlu. Daha mutlu olması için ben oldum da buraya geldim demeden çalışması lazım. Yolu açık olsun, benim için çok özel bir isimdi yarattığı kırgınlığa rağmen öyle kalacak.


9 Haziran 2011 Perşembe

Real Madrid 2011/12





Real Madrid'in 2011-12 sezonu iç saha forması görücüye çıktı güzel bir tanıtım filmiyle beraber. Yakaları olsun koldan inen şeritlerle olsun şık ve güzel bir forma olmuş.

5 Haziran 2011 Pazar

19 Nisan 2011 Salı

Agüero gidebilir

1303076830_0

“45 milyon Euro’ya Agüero gidebilir. Sadece bir şartımız var: Real Madrid’e gitmesine izin yok.” Angel Gil Marin / 19.04.2011

13 Nisan 2011 Çarşamba

Mesut Özil ve Nuri Şahin

Bild kaynaklı habere göre Nuri’nin sözleşmesinde “6 milyon euro’ya serbest kalır” maddesi bulunuyormuş. Dortmund, büyük ihtimalle bu maddedeki bedeli tekrar yazmak için Nuri ve menajeri ile masaya oturmuş. Ama anlaşma sağlanamamış.

Mesut, Almanya’dan kaçarcasına gitmişti Madrid’e. Nuri Şahin’in bu durumu gündeme geldiğinden beri de “Nuri” ve “Real Madrid” kelimeleri çok sık yan yana geliyor. Dortmund için Nuri satılmaz değildir ama 6 milyon eurodan fazlasını edeceğini düşünmeleri de yadsınamaz. Yine de Dortmund şimdiden Nuri’nin halefini hazırlamış. İlkay Gündoğan’ın büyük olasılıkla Dortmund’a geçeceği konuşuluyor.

Hem Özil hem de Nuri’nin menajeri de Reza Fazeli. Şirketinin hemen hemen tamamını Almanya’da oynayan Türk ve İran kökenli oyuncular oluşturuyor. Özil transferinde Bremen tarafının ufak tefek serzenişleri olmuştu diye hatırlıyorum. Nuri de sorunlu ayrılırsa hem kendisi hem oyuncuları için Bundesliga’da bir iş sıkıntısı olabilir belki.

20 Şubat 2011 Pazar

Maç nasıl satılır?

e06842a7fc98b880f3ef9bc10525224d_k

Dakika : 63, Beşiktaş 2-1 önde. İnönü’de taraftarın havası semada. Fenerbahçe oyundan yavaş yavaş düşerken Matteo Ferrari, Diego Lugano’ya ceza sahası içinde tokadı basıyor. Kırmızı kartı görüyor. Daha önce iki sefer daha –ceza sahası- içinde Lugano’ya benzer penaltı girişimlerinde bulununca sonunda Cüneyt Çakır penaltıyı –haklı olarak- veriyor. Hücum oyuncuları da yorulan Beşiktaş için maç bitiyor…

17 Şubat 2011 Perşembe

Kiev’in gör dediği

S17205424

Türk takımlarının grupları geçtikten sonra ilk ciddi takım karşısında eridiği gibi bir teori ortaya atmıştım. Dinamo Kiev de teori için turnusol görevi görür demiştim.

Schuster Beşiktaş’ından umudun bittiği maç oldu. Geldiği zaman kendi oyuncularıyla çalışmak istedi ki bu çok doğaldır. Yabancı sınırı gibi bir kısıtlamaya da alışık olmadığından istediği kadroyu kuramadı. Bu maça sadece iki Türk oyuncu ile çıktı Beşiktaş (Hakan Arıkan ve İsmail Köybaşı). Marcio Nobre ve Marco Aurelio sadece kağıt üzerinde Türk oldukları için onları saymıyorum. Gerçi çok fazla Türk oyuncu alternatifi de yok. Schuster yerli oyuncuları tanımadığı için yerli oyuncu transferi yapamadı (Yönetimin getirdiği Tekke’yi saymıyorum). Bu ilk hatasıydı ama gözleri kamaştıran Quaresma ve Guti bunu görmemizi biraz engelledi.

Schuster kendi istediği oyuncularla çalışmak istediği için mevcut yabancılara da hiç sıcak bakmadı. Hatta muhtemel olarak kendisinden önce alınan Hilbert’e de sıcak değildi ama alternatif sıkıntısı nedeniyle mecbur kullanmak zorunda kaldı. Kendisi gelmeden önce takımın en önemli 3 oyuncusu olan Ferrari, Bobo ve Ernst’i sindirdi. Ferrari, sisteme uygun değildi, sezon başında ‘kalemi kırıldı’. Bobo’ya ise sezon ortasına kadar zor dayandı. İddialara göre takımda kalması Demirören’in bastırmasıyla oldu. Son olarak ise Manuel Fernandes gelişi ile Ernst kızağa çekildi. Bugün de sahadan çıkan ilk o oldu, yerine Erhan Güven girdi. Çok iyi olmasa da Fink’i hiç kullanmadı, Holosko’yu hücumda en etkisiz kalacağı sol açığa koydu. Onları da sildi.

En son Toraman-Üzülmez muharebesinde yabancı oyuncularla toplantı yapıp, Üzülmez’in ipini çeken de Schuster oldu. Zaten olmayan yerli alternatif iyice kayboldu. Haklı veya haksız, Tekke’yi de kurban etmişti.

Bu dönemde tek suçlu ya da sorumlu Schuster değildi. Taraftarın da hataları oldu. Quaresma ve Guti göz kamaştırdı ve yalancı bir bahar yaşandı. Ama oynanan umut verici bir futbol vardı, onu da atlamamak lazım. Ama her geçen ay, futbol kalitesi daha da düştü. Diğer taraftan Schuster’i getirenler, düşünenler de sorumlu. Ligin durumunu Schuster’e anlatmaları gerekirdi.

S172055440

Yıldız futbolcular başta olmak üzere tüm takım da sorumlu ayrıca. Quaresma, ittirmeyle oynayan bir futbolcu. Kendisini gereksiz zorlayarak önemli bir virajda sakatlandı. Diğer taraftan hırsı ve yeteneği tartışılmasa da taraftar şımarttıkça daha çok kendine oynamaya başladı. Bu gece gördüğü kırmızı kart hiç profesyonelce değildi ama o zaten hiç bir zaman profesyonel olmadı. Guti, ligin ciddiyetini bence anlayamadı. Hakemler çok fazla gereksiz diyaloğa girdi. Zaten aklı fikri hep Real Madrid’de, olması da çok normal. O da Schuster sayesinde, emekliliğini rahat geçirmek için geldi. Sertliği de gördükçe verimi her geçen gün azaldı.

Sonuç olarak Schuster’in yakın dönemde başarılı olma şansı zor gibi görünüyor. Bana göre bu takımın kurtuluşu, Türk, genç ve Beşiktaş’ta oynamak isteyen oyuncularla olur ama Schuster varken bu da biraz zor olur. Hocanın gitmesi de bir başka sıkıntı olur. O var diye gelen oyuncular huzursuz olur, yeni gelen hoca başka oyuncular ister falan… Bu sirkülasyonun sonu yok.

15 Şubat 2011 Salı

Delinho


Dün akşam saatlerinde, Beşiktaş resmi internet sitesinden İbrahim Üzülmez’in sözleşmesinin alacaklarını da vererek feshedildiği açıklandı.

10.5 senedir Beşiktaş’ta oynayan; Juanfran’ları, Seric’leri vs. yedek bırakan ve her sezon ortalama 25 maçta oynayan bir adam İbrahim Üzülmez. Futbol olarak geçtiğimiz 2 sezon hariç çok iyi oynadı diyemeyiz belki ama genelde sahanın en çalışkanı ve en hırslısı olurdu. Son yıllarda orta yapmayı öğrendi ama yavaş yavaş sürati ve kondüsyonunu da kaybetmeye başlamıştı. Keza olayın yaşandığı Ankaragücü maçında yenilen golde adamını kaçıran ve yetişemeyen Üzülmez’di. Belki yenilen gol sonrası morali bozulmuş olabilir, Toraman onun için maç içinde bir şey demiş olabilir… Yoksa herhangi bir insanın durup dururken birine saldırması normal değil. Tabii “terlik olayını” da hatırlarsak Toraman ve Üzülmez’in yıldızları pek barışık değil şüphesiz.

Resmi sitede “sportmenliğe aykırı davranış” denmiş. Zaten İbrahim hiç bir zaman sportmen bir futbolcu olmadı. Her pozisyonda hakeme itiraz eden, bir Süper Kupa finali maçında son dakikada Kezman’ı devirip kırmızı kart gören, “maalesef” tarihi Liverpool maçında "Ne oluyor?” demeye gelen Bobo’yu oldukça sert azarlayan hep İbrahim’di. Gerektiği zaman kendi arkadaşına da sert çıkmaktan çekinmeyen biriydi İbrahim. Zaten o yüzden Deliydi lakabı.

Kendisinin bugün 15:00’da basın toplantısı var. Eğer ortaya atılan “soyunma odasına girip Toraman’a yumruk attı” iddiası doğruysa yolu açık olsun. Büyük ihtimalle “futbola devam edeceğim” diyecek. Son yıllarda jübileye en yakın oyuncuydu Beşiktaş’ta. Ben onu hep Sergen’in “İbrahim orta açacaksa koşmuyordum” demesi ve “Orta yapabilsem Real Madrid’de oynardım” vecizesiyle hatırlarım. Başarısızlıkta genelde onun adı hep ortaya atılsa da bir kısım taraftar için önemli bir ikondu. Ben bir türlü sempati duyamadım ama hırsını her zaman takdir ettim. Keşke böyle bitmeseydi Delinho’nun hikayesi, en azından Beşiktaş için.

Güncelleme : Basın toplantısını gördükten sonra yazıya da bir iki not eklemek gerekir. Toplantıya yalnız katılsa İbrahim Üzülmez başka şeyler konuşacaktı ama bunu duyan başkan Demirören de toplantıya iştirak etmiş belli ki. Genelde de toplantıyı o yönetti. Üzülmez söylemek istediklerini net söyleyemedi. Alt metinden okuyabildiğimiz kadarıyla futbola devam etmek isteyen Deli'yi, başkan jübileni yapalım altyapıda antrenörlük yap diye ikna etmeye çalışmış. Kafası karışan Üzülmez'in toplantısı da bu yüzden sekteye uğradı. Ortaya amaçsız ve anlamsız bir basın toplantısı çıktı.

Diğer taraftan Radikal'den Onur Salman'ın söylediği gibi bu toplantıyla Toraman da ateşe atıldı. Sütten çıkmış ak kaşık olmasa da madem böyle bir karar alınmış, keşke net şekilde arkasında durulabilseydi. Başkan'ın "bizi dünya takip ediyor" cümlesi de sıkmaya başladı. Bu noktadan sonra Toraman da sezon sonunda gönderilmeli. Eldeki genç oyuncular ve Hasan Ali, Cenk Tosun gibi futbolcularla yeni bir Beşiktaş yerli kadrosu kurulmalı.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Uzun Bir Aradan Sonra...



- Uzun bir aradan sonra ilk yazısı geliyor blogun. Daha öncede böyle aralar vermiştik ama bu kadar değildi o aralar. Bilgisayar başında olmamakla alakası yok yazı yazmamanın, oluyor her insanın hayatında sorunlar işte üşeniyorsun, hallederiz nasıl olsa diyorsun sürekli erteliyorsun. Öyle bir ara işte. Yoksa takip ettiğimiz siteleri her gün takip ediyoruz yine. Yazmadıkça yazılanlar kötüleşiyor. Bu yazıda kötü bir yazı olacak büyük olasılıkla. Stres atma yeri burası bizim için,arada döküyoruz futbolla ilgili ne varsa içimizi. Bu yazıda dizilerden de bahsedebilirim biraz.

- Arada Kıbrıs'a gittim geldim. Yaşlanınca yerleşmeyi düşünebilirim oraya. Bet officeleri olsun, alkol fiyatları olsun. 90 Tl'ye bir dolap doldurdum,tıksırana kadar içmek için Türkiye'de o dolabı 300-400 Tl'ye falan anca kurardım. Tehlikeli yer ama. Köpek yarışı- at yarışı- bahis derken cepteki tüm paralar gidebilir. Bizim burada iddaa oynamaya benzemiyor.

- Futbola dönelim. Galatasaray çok kötü gidiyor. Yazılacak bir durum yok maalesef. Baştan aşağı değişmesi gereken bir yapı var ortada. Transferler yapıldı. Stancu-Culio yararlı olacaklar, belli oynadıkları oyunla gösterdiler kendilerini. Yekta transferi ise bana göre harika oldu. Uzun zaman sonra işe yarayacak bir yerli oyuncu aldık. Fakat işin acı tarafı bu transferleri yaptıran Hagi'nin durumu. Seneye kalacak mı belli değil bu takımda ama 5 milyon euro verip onun istediği adamı alıyoruz. 34.hafta bittiği anda kapının gösterilmeyeceği meçhul Hagi'ye. O zaman bu kadar masraf niye. Seneye yeni hoca ben bunları istemiyorum diyebilir. Resmen kaos var ortada.

- Başarısızlık geldi ben bu başarısızlık gelecekse Hagi'den gelmesine razıyım. En azından yeteneği-gücü yettiği boyutta savaşan bir takım görüyorum sahada. Gereksiz fantazilerinden kurtulsun Hagi yeter bana. Bu sezonun gidişi belli zaten. O, bu takımın altında kalan isim olmasın yeter.

- Neilll ön libero, Cana stoper oynamasın kısaca. Herkes yerine geçsin işte bundan sonra. Ayrıca Hakan Balta'nın oynadığı topu ben her türlü oynarım. İnanmayan bir halı saha maçımı izlemeye gelsin. Bu kadar ruhsuzluk olmaz. Adam her maç yediğimiz golleri izliyor resmen. Ben bu adam hakkında Türkiye'nin en iyi sol beki diyordum 1,5 sene önce. Kazandığı para yetti herhalde, ben koşmasam, adam kovalamasam bile ilk 11'im dedi bıraktı futbolu. Adaşım Çağlar, sakat olmasa keşke.

- Yenilgiyi kabullenmek, alıştık demek çok kötü. Üzülüyorsun, tıksırana kadar içiyorsun ama Galatasaray bu değil. Yine yenildik, vur kadehi demek yakışmıyor Galatasaray'a.

- Trabzonspor şampiyon olur diyordum geçen haftaya kadar ama durum iç açıcı gözükmüyor Trabzon'da. Rehavet oluştu herhalde. Beşiktaş ve Fener karşısında izlediğim Trabzon'un ilk yarı ile alakası yok resmen. Ümit Özat-Taraftar olayları, Rüya takım Beşiktaş'ın İbb yenilgisi vs. çok ilginç bir başlangıç yaptık 2.yarıya.

- Real Madrid'de de işler iyi gitmiyor. Lig gitti artık. Barca o puan farkını kapattırırsa mucize olur Real için. Real için 2 hedef kaldı. Kral Kupası ve Şampiyonlar Ligi. Nisan'da 3 günde 2 El Clasico var. İlginç olacak. Bunun dışında gelecek sezon başında 2 El Clasico daha izleyeceğiz Süper Kupa finalinde. Kral Kupası finali sonrası Jose'nin ayrılış haberlerini okuyabiliriz her yerde. Transfer yapmam diye tutturan Valdano'dur tek suçlu benim gözümde Real cephesinde. Adebayor'u aldın ama resmen Jose'yi yalvartıp o transferi gerçekleştirdin. Koskoca Real'in sezona 2 forvetle başlaması zaten hataydı Higuain gitti, sakatlandı onun üstüne 1 ay beklendi transfer için sırf ego çatışmasından dolayı. Sonuç ligde yarıştan kopan bir Real.

- Benzema'nın Guiza'ya benzemesi ise ayrı bir olay. Fransa'nın en büyük yıldız adayı bildiğin Guiza oldu Real'de. Gelecek sezon Real'den ayrılması hem kendi adına hem Real adına çok güzel olacak. Benzema gitsin, Llorente gelsin. Llorente olmadı Tevez veya Lisandro olsun. Hayaller güzeldir...

- İşin geyiği Real, Barca'yı geçmeyi bir yana bıraktım rekabet etmek istiyorsa gelecek sezon sol bek-2 orta saha- kanat- forvet transferi yapması lazım. Yani pamuk eller cebe durumu. İlk 11 şu an bir şekilde iyi gözükebilir ama alternatifi yok o ilk 11'in. Marcelo-Arbeleo sol beki idare edemez, Khedira ilk 11 olmamalı bu takımda. Perez yine harcayacak parayı. Yoksa Xavi-Iniesta-Puyol'un futbolu bırakmasını bekleyecek.

- Torres Chelsea'ye, Carroll-Suarez Lpool'a transfer oldu. Bayağı yaygara koptu bu transferler için. Chelsea, Torres için bana göre normal para ödedi ama Carroll için ödenen parayı akıl-mantık sınırlarına sığdıramıyorum ben. Transfer döneminin en odun takımı olarak Tottenham'ı seçtim kendi adıma. İspanya'da üst düzey forvet kim varsa transfer teklifi yapıp hayır cevabı aldılar.

- Tv dünyasına -dizilere geçelim biraz. Spartacus : Gods of Arena sağlam başladı. Spartacus olmadan olmaz diyenlere işte böyle olur dediler resmen yayınladıkları 2 bölümle beraber. İlk sezondaki hızlarını kaybetmeden devam ediyorlar. Batiatus, Lucretia kaldıkları yerden devam ediyorlar. Doctore-Gannicus ve çömez Crixus'da renk katıyor diziye. Dexter'ın Lila'sı Jamie Murray'de gerçek rolünü bulmuş bu dizide. Spoiler vermeyelim, izleyin görün.

- İngiltere'de uzun zamandır yayınlanan ama Abd versiyonu daha yeni başlayan Shameless efsane bir dizi olabilir bu tempoda giderse benim için. Bölümler inanılmaz bir hızla geçiyor, konu harika. Hayatımın son 2-3 senelik kısmını o dizide bulduğum için bu kadar güzel gelmiş olabilir bana. Yine sansür yiye yiye bizim ekranlarımızda yayınlanacakmış ama netten indirin izleyin pişman olmazsınız.

- Başka bir İngiliz dizisi olan Misfits'i de tavsiye ediyorum bu arada. Kısa zamanda hakkında bir yazı yazacağım zaten. Süper kahramanlar, özel güçler diyip sıçıp batıran Heroes'a hiçbir yönüyle benzemiyor. Ben olsam bende bunu yapardım dedirtiyor hatta. İzleyin, pişman olmazsınız. Zaten ilk sezonu 6 bölüm sürüyor.


18 Ocak 2011 Salı

Sokakta Oynar, Kaldırımda Destekleriz

Sokakta oynar, kaldırımdan destekleriz’

“1 EKİM 1905’te mektebin beşinci sınıfında edebiyat öğretmenimiz merhum Ata Bey’in dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray’da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik.

İlk girişimciler oyuna ve mücadeleye yönelik arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil gibi gençlerdi.
Okulda eğitim gören Bulgar ve Sırp öğrencilerden çevik ve kuvvetli olanlar da bize katılmışlardı. Asım’ı muhasebeciliğe, Cevdet’i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de reis olmuştum.
Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakta mahir olduğu için kendisini muhasebeciyapmıştık. Ben reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım.
Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu.
Mektebe gelirken Domuz Sokağı’ndan geçer, domuz yağı alırdım.
Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim.
Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi.
Yani o zaman reisliğe ve diğer vazifelere payeyi en çok çalışan kazanırdı.
Cevdet de ikinci reisliği formaları yıkadığı için almıştı.
Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve isme malik (sahip) olmak ve Türk olmayan takımları yenmekti.”
(Ali Sami Yen, Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü kurucusu ve 1 numaralı üyesi.)
* * *
“Özhan Canaydın’ın karşımızda naif ve güçsüz duruşu dün gibi aklımda.”
(Erdoğan Bayraktar, TOKİ Başkanı)
* * *
“Elimizde 200 stat, 40 polis kamerasının görüntüleri var. İncelemelerini emniyetle birlikte yapacağızve bu insanları stadımıza sokmayacağız.”
(Adnan Polat, Galatasaray Spor Kulübü Başkanı.)
* * *
Şimdiii...
Başbakan Erdoğan, bu stat için uğraş vermiştir, teşekkür ederiz.
Yuhalanması güzel olmamıştır.
Buraya kadar mutabıkız.
Fakat...
“Ya ne yapacaktınız? Yüz milyonlarca dolarlık Ali Sami Yen arazisinden çekildik, ihalesindenkalkacak para bütçeye, Türk ekonomisine armağan olsun...” da demiyoruz ama Galatasaray’a kimse “ezik” muamelesi yapamaz.
Kızgınım. Öfkeliyim. Kendimi zor tutuyorum.
TOKİ Başkanı unvanıyla toplanan vergiden bina diken zatın rahmetli Özhan Canaydın’ın arkasından“atarlanması” için “Terbiyesizlik etti” demekle yetinemem.
Galatasaray kim, sen kimsin?
Kimin malını kimin kafasına kakıyorsun?
Galatasaray’ın ölmüş başkanına laf edersen yuhalanırsın, nokta.
Al stadını ve çevre yolunu ve bağlantılarını
ve metro istasyonunu kafana çal.
Telegol’e çıkıp “Kimseden özür beklemiyorum” demiş bir de.
Pişkinliğin böylesi 7/8 Hasan Paşa Fırını’nın leziz ekmeğinde, kekinde, mekiğinde görülmemiştir.
Sen çıkıp özür dileyeceksin Galatasaray’dan.
* * *
Bir taraftarın dediği gibi “Sokakta oynar, kaldırımdan destekleriz...”
‘Lise’nin bahçesine, doğduğu yere, Grand Cour’a döner, duvara tırmanıp seyredilir.
O bürokrata özür diletemezse, Galatasaray üyeliğini iptal edemezse Adnan Polat’a da yuh olsun.
Sen Galatasaray Başkanı olacaksın Adnan Polat, bina memuru, stat müfettişi değil.
Yapamıyorsan -ki belli ki yapamıyorsun- çek git.
Büyük camialar bedel ödemez, ödetir.
Galatasaray’a, Fenerbahçe’ye, Beşiktaş’a “ezik” muamelesi yapmak kimsenin yanına kalmaz.
Ölen başkanına laf ettirdin ya, çıkıp o adama “Doğru söylemiş” dedin ya, yazıklar olsun.
Daha lafım var ama Cem Yılmaz’ın dediği gibi “kamera kaydediyor...

-------

Kanat Atkaya'nın sözleri üzerine söz söylenmez aslında. Ortada söylenecek ne varsa söylemiş. Herkesin !! büyük ayıp, rezalet olarak nitelendirdiği olayı harika bir şekilde anlatmış K.Atkaya. Olayın siyasal tarafını geçelim , ortada küfür yok , fiziksel şiddet yok, atılan bir madde yok sadece ıslıklama var. Islıklayanlar demokratik hakkını kullanarak yapıyor bunu ve provakatör oluyor bu ülkede 3 gündür manşetlerden inmiyor.Ben buna şaşırıyorum, A.Polat'ın Ö.Canaydın'a söylenen lafları sineye çekmesine, insanların Galatasaray sevgisini kafasına göre değerlendirmesine, taraftarın sevgilisi olan A.Albayrak'ın tüm hükümetten özür dilemesine hemde bizim adımıza özür dilemesine şaşırıyorum. Şu ortamda taraftarın hakkını savunan sadece 2 kişi var. Birisi Hayri Kozak, birisi ise yazısını paylaştığım Kanat Atkaya. İyi ki sizin gibiler var, bizim gibi düşünenenlerin sesi azda olsa yansıtılıyor.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Ibracadabra



Adam sürekli atıyor, gollerine devam ediyor. Yine yok artık Zlatan dedirtecek bir gol attı Lecce karşısında. Oradan o vuruşu yapmayı düşünmek başka bir olay, o vuruşun gol olması başka bir olay. Hayranlığımız, kendisine olan hastalığımız devam ediyor Zlatan'ın.

Zlatan Ibrahimovic'le ilgili yazılar için ; Zlatan

14 Ocak 2011 Cuma

Değişen bir şey yok!

1294962147_0

Dün Copa Del Rey’de kalitesi yüksek bir Madrid derbisi oldu. Maç çok tempolu başladı. Atletico Madrid erken golü buldu ama oyunun kontrolü ve pozisyonlarda Real Madrid çok üstündü. İlk yarı Forlan ve Ramos’un golleriyle 1-1 bitti. İlk golde Agüero ofsayttaydı, hakem görmedi. Devamında Casillas’ı geçerken yerde kaldı. Hakem düdüğü çalmayınca Forlan golü attı. Real Madrid’in golünde ise Di Maria çok güzel bir orta yaptı, Ramos da alışık olduğumuz gollerden birini attı. Bu golde de Ramos yükselirken Dominguez’e yüklendi ama hakem bunu da nizami gördü.

1294963797_3

Pazartesi lig maçı oynayarak gelen Atletico Madrid, ikinci yarıda Real Madrid’in temposuna dayanamayarak oyundan düştü. Ronaldo ve Mesut’un başrolde olduğu iki gol atarak hem maçı hem de büyük oranda turu aldı Real Madrid.  Ronaldo’nun 60. dakikada attığı golden hemen 1-2 dakika önce Agüero’nun getirdiği top Forlan’ın önüne sekti ama o direği nişanladı.

Madrid_incontenible

De Gea, çok fazla top çıkardı. İlk golde pozisyonu başlatan pası da o verdi, Ujfalusi’nin geriye attığı pasda. Topu oyuna çok iyi sokuyor ve refleksleri çok üst seviyede ama özellikle yerden gelen topları kontrol edemiyor ve kale ağzı içine doğru sektiriyor. Yine de oynadıkça bunu ve yer tutma özelliklerini geliştireceğine inanıyorum. Dün sahada Kun ve Perea ile birlikte Atletico Madrid’in en iyi oyuncusuydu. Real Madrid’de ise Benzema yine etkisiz kaldı. Bir 9 numara eksikliği de iyice gün yüzüne çıktı. Oraya kısa zamanda bir takviye kesin gelecek. Onun dışında herkes rolünün hakkını verdi. Kaka’yı da oyunda gördük ama doğal olarak sadece dolaştı sahada. 90. dakikada Dominguez’in hatasıyla Real Madrid ikinci maç için avantaj sağladı.

1294963797_extras_ladillos_2_0

13 Ocak 2011 Perşembe

Madrid derbisi, Copa del Rey’de

e__archivo_photo_10_1_1_20110113_ypr02f2.tif6

Geçen sezon finale giden Atletico Madrid, ligde de durumu kötüyken kupaya tutunmak isteyecek. Diğer taraftan Jose Mourinho katıldığı her kupayı kazanmak ister.

Atletico, Simao’nun gitmesinden sonra ona benzer bir kanat almak zorundaydı, aldı. Real Madrid altyapısından yetişen Juanfran transfer edildi. Simao’nun 20 numaralı formasını giyecek. Diğer taraftan Juanito’nun kontratı karşılıklı olarak feshedildi. Bilindiği gibi Atletico Madrid’in bir kazanamama serisi var Madrid derbilerinde. Flores, bu durumun baskı yaratmadığını söylemiş.

Real Madrid’de ise bir transfer tartışması var. Dün ortaya çıktı ki Higuain’in sakatlığı beklenenden uzun sürecek. Dolayısıyla Florentino Perez, inadını bir kenera bırakıp transfer yapacaktır. Dün bazı haberlerde Adebayor’un sezon sonuna kadar kiralandığı söylendi ama resmi bir açıklama yok. Klose ve Valdez diğer adaylar demiş AS.

1289162421_extras_noticia_foton_7_0_thumb[5]

Bir de maçın hakeminden bahsetmek gerekebilir. Maçı Mateu Lahoz yönetecek. Sezonun ilk yarısında yine Santiago Bernabeu’da oynanan Madrid derbisini yönetmiş. Oldukça tartışılan kararlara imza atmıştı. Atletico Madrid cephesinin atamadan pek de memnun olmadığını söylemek gerekli. Maç 23:00’da, NTVSpor yayınlayacak. Maçın ikinci ayağının haftaya Vicente Calderon’da oynanacağını da hatırlatalım.

10 Ocak 2011 Pazartesi

Higuain'e Destek & Karim Benzema



Gonzalo Higuain, sakatlığından dolayı takımını yalnız bırakacak bir süre. Dün gece oynanan ve Ronaldo'nun showuyla hatırlayacağımız Villareal maçı öncesi takım arkadaşları ona destek mesajlarını maç öncesi giydikleri t-shirtlerle ilettiler. Higuain'de resimlerin görüp bu jest için teşekkür etmiş takım arkadaşlarına. Higuain'in yokluğu Real Madrid'de şu ana kadar çok konuşulmayan eksikliği iyice ortaya çıkardı.

Sezona sadece 2 forvetle başlamıştı Real Madrid ; Higuain ve Benzema. Aslında o zamanda belliydi orada bir alternatif eksikliği olduğu.. Higuain sağlıklıyken Benzema'ya çok fazla iş düşmüyordu, son 15-20 dakika tercih ediyordu Jose Mourinho genellikle Benzema'yı. Fakat Higuain'in sakatlığında ileri uçta tek alternatif olarak kaldı Fransız. Real Madrid'e geldiği günden beri isteneni bir türlü veremeyen ama sakatlık yaşaması dolayısıyla hala umutla bakılan bir isimdi. Fakat artık Real Madrid forveti için yetersiz kaldığını her maç gösteriyor Benzema. Ligde sadece 1 gole imza atabildi. Jose transfer istiyor ama bir türlü forvet transferine izin çıkmıyor Perez'den. Normal şartlar altında Perez'in anında bir transfer yapmasını beklerdik ama ilginç bir şekilde hiçbir girişimde bulunulduğuna dair haber okuyamıyoruz. Bir ara Adebayor'un kiralık olarak geleceği haberleri çıktı hepsi bu kadar. Ligde çok fazla zorlanmıyor Real Madrid Ronaldo faktörü sayesinde ama bunun Şampiyonlar Ligi aşaması var daha. Benzema'ya güvenilip bu yola çıkılmayacağı çok net belli oluyor. Benim Real forvetinde oynarken görmek istediğim 3 isim var . Yazalım belki bir şekilde ilerleyen zamanlarda gerçekleşir biz demiştik deriz :) Llorente, Tevez ve Lisandro Lopez..

5 Ocak 2011 Çarşamba

Colin Kazım


Savaşan genç oyuncular lafından sonra yapılan ilk transferin Colin Kazım olması. Daha ne kadar dibi göreceğimiz merak konusu bu transferden sonra. Fenerbahçe'den gelmesi önemli bir olay değil, bu ilk değil ve son transferde olmayacak. Kazım, çok yetenekli bir futbolcu. Fizik olarak çok güçlü, sağlam bir tekniği var ama hepsi bu kadar. Kafasını yılda 1-2 maç sahaya verebiliyor sadece. Gökhan Zan ile Servet'i birbirine vurdurmuştu fizik gücü ve tekniğiyle. Fakat adam akıllı başka maçı yoktur, işte birde Chelsea'ye attığı gol deriz. Bunun sebebi kafasının hiçbir zaman sahada olmaması, takım için değil kendi için oynaması. Saha içindeki gamsızlığı, saha dışında yaşadıklarıyla çok ayrı bir karakter. Aydın'dan -Serdar Özkan'dan kat kat daha yeteneklidir orası açık ve net. Fakat Serdar Özkan'ın menajerlik olayından sonra gönderilmemesini sindirememişken üstüne şaka yapar gibi Kazım geliyor.

Disiplinsiz diye 2-3 ayda kadro dışı bırakılan Misimovic, gönderilme sebebi olarak ortaya yaptığı hareketler bize yakışmıyor denilen Keita'nın suçu neydi diye sormak lazım ama A.Polat bu aralar yaptığı her açıklamanın ardından kendini tekzip edici hareketler yapıyor. Geçen senenin ortalarında yeni stada Kazım-Serdar Özkan gibi isimlerle gideceksiniz denilse bunu söyleyene hayırdır ne içtin,neyin kafasını yaşıyoruz derdik. Ruh, disiplin, iş etiği kavramlarını kullanmasın bundan sonra hiçbir yönetici, komik oluyorlar yaptıkları işlerden sonra. Aslında kendileri de biliyorlar ve Kazım haberini resmi sitede antrenman raporu tarzında veriyorlar. 16 yaşındaki Berk İsmail Ünsal'ın yanında başka bir genç alınmış gibi sunuyorlar.

29 Aralık 2010 Çarşamba

UEFA’da grupları geçmek

Beşiktaş, Lucescu’dan sonra ilk kez Uluslararası bir turnuvada Ocak ayını görecek. Beşiktaş özeline sonradan dönelim ama bunda yeni UEFA Kupası, yani Avrupa Ligi’nin katkısı yadsınamaz.

4 takımlı, Round Robin Format denilen lig usulü denilen içeri-dışarıda her takımla maç yapma olayı bizim takımlarımıza oldukça uygun. Bu formatta genelde takımlarımız 2. torbada kalıyor. Eğer 3 ve 4. torbalardan orada olmaması gereken (Bu sezon için Dortmund ve Napoli) bir takım gelmezse en kötü ihtimalle 2. olup grupdan çıkabiliyorlar.

Geçen sezon Fenerbahçe ve Galatasaray, en güçlü rakiplerinin Twente ve Panathinaikos olduğu gruplardan lider çıkmışlardı. 6 maçta Fenerbahçe 5, Galatasaray 4 galibiyet almışlardı. Bu sezon ise Beşiktaş’ı 1. torbadan gelen Porto dışında zorlayacak bir takım yoktu yine grupta. Beşiktaş da grubundan 4 galibiyet alarak çıktı.

Bizim takımlarda genelde ipin koptuğu nokta burası oluyor. Gruplardan genelde işi ciddiye alan ve diğerlerine göre nispeten iyi takımlar gelmeye başlıyor. Yine geçen sezona dönersek Galatasaray, Atletico Madrid’e Fenerbahçe ise Lille’e elendiler. Tabii iki takımında oldukça basit şekilde elendiklerini hatırlatmak da gerekiyor. Yine de benim teorim Avrupa puanı fena olmayan 3 takımımız bu kupada grupları geçer ama sonrasında bir şekilde elenir.

Dolayısıyla kupa aslında bundan sonra başlıyor. İşi sıkı tutanlar devam ediyor, çürük elmalar ise elendi. Şimdi işler daha zor. Beşiktaş’ın ilk rakibi Dinamo Kiev. Elit liglerden bir takım ya da Ruslar yerine Dinamo Kiev tabii ki tercih edilir. Liglerimizin çok fazla kalite farkı yok. Kabul etmek belki zor ama UEFA’nın ligler sıralamasında onlar 8. , bizse 10. sıradayız. Yine UEFA sıralamasına göre kulüp düzeyinde iki takım baş başa sayılır. Zamanında Dinamo Kiev takımını elediğimizi de hatırlıyoruz tabii. O maçlardan futbolseverlerin aklında kalan Pascal Nouma’nın attığı goldür herhalde. O zaman takımın başında yazının başında bahsedilen Lucescu olması da enteresan.

Dinamo Kiev maçı bu sistemde Türk takımlarının ilk turu geçip ikinci turda iş ciddileşince elenmesi teorisi için bir turnusol kağıdı görevi üstlenecek. 

27 Aralık 2010 Pazartesi

Dünden Bugüne Barcelona

Twitter her ne kadar diyanet tarafından “topluma zararlı” addedilse de bence süper bir dünya. Yaygınlaştıkça daha da süper olacak. Tüm dünyadan anı anına haberiniz oluyor, yeni gazetecelik bu sanırım. barcastuff, sanıyorum bir gazeteci. Maçlardan önce stadyumun fotoğraflarını, maçlardan sonra teknik adam demeçlerini paylaşıyor. Kısaca Barcelona ile ilgili her şeyi biliyor oluyorsunuz. İngilizce yazıyor.

Bugün de süper bir resim paylaşmış. Dünden bugüne Barcelona formaları. Bu yazıda hem Barcelona’lılar için barcastuff’ı takip etmelerini önerelim hem de blog arşivinde bu güzel çalışma olsun istedim.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Casillas vs. Figo




Casillas ve Figo'nun oluşturduğu takımlar bir gösteri maçı yaptılar geçtiğimiz gün. Ülkemizde de haber oldu bu maç. Bunun sebebi ise Guti'nin Casillas'ın takımında oynuyor olması ve 2 gole imzasını atmış olması. Zidane, Karambeu, Hierro, Butragueno gibi isimlerde sahada yerlerini aldılar bu gösteri maçında. Maçı ise 5-4 Figo'nun takımı kazandı. Maçtan pozisyonlar ve goller videoda.



20 Aralık 2010 Pazartesi

Sadece Sponsorluk mu?

e__archivo_graphic_10_1_2_20101217_YBA13M11.eps6

Barcelona’dan konuşurken futbol asla sadece futbol olmuyor. Geçenlerde bir tarihin bitişine tanık olduk. Barcelona formasına göğüs reklamı almazdı. Daha sonra Laporta döneminde bir ilk yaşandı Unicef geldi. Ama bu da özel bir durumdu. Göğsünde Unicef’i taşımak için para veriyordu Barça. Sandro Rosell başkan seçildikten sonra Laporta kulübü çok fazla borçlandırdığı için Barcelona, göğüs reklamı için Qatar Foundation ile anlaştı. Tarihinde ilk kez tam anlamıyla reklam almış oldular böylece. Bu duruma son kale düştü diyen de var endüstriyel futbolun gereği diyen de. O başka bir tartışma konusu ama…

Bu Qatar Foundation bir yardım kuruluşuymuş. Başkanları Katar Emirinin karısı Sheikha Mozah Bint Nasser al-Missned. Önce Barcelona’lıların Katar’ın 2022 Dünya Kupası organizasyonunu almasına yardımcı olduğu ve bu nedenle bu reklam anlaşmasının yapıldığı söylendi. Qatar Foundation'ın başkanı, Emirin karısı Sheika’nın Katar’ın organizasyonu alması için propoganda yapanlardan olması, Katar’ın organizasyonu aldıktan sonra reklam anlaşması yapılması şüphe doğurmuştu. Açıkçası kar amacı olmayan bir yardım kuruluşunun sponsoruluğunun amacı ne ben de anlayamadım. Bu tartışma sıcaklığını kaybetmeden anlaşmaya bir tepki de İsrail’den gelmiş. Maariv gazetesi İsrail’in, Barcelona’ya Qatar Foundation ile sponsorluk sözleşmelerini iptal etmelerini istediğini, çünkü organizasyonun Hamas’a finansör olduğunu yazmış.

Barcelona-Qatar Foundation işbirliği Katar-Katalunya-Endüstriyel Futbol-İsrail-Dünya Kupası-Fifa ekseninde daha çok konuşulacak gibi.

16 Aralık 2010 Perşembe

Giunti’den haber var

Beşiktaş orta sahasının son yıllarda gördüğü en çalışkan oyuncularından biri olan Federico Giunti, teknik direktörlük kariyerine başlamış. Serie B’nin bir alt klansmanı olan Lega Pro Prima Divisone’de B grubunda bulunan Foligno takımının başına geçmiş Giunti. Bu takımın başına geçmeden önce Perugia’nın gençlerini çalıştırıyormuş.

Yeni takımının durumu çok parlak sayılmaz. 15 puanla gruplarında sondan ikinciler. Oynadığı kısa dönemde Beşiktaş taraftarında derin izler bırakan, gelen her defansif orta saha kendisiyle kıyaslanan Giunti’nin işi çok kolay değil Foligno’da. Umarım başarılı olur, takipteyiz.