13 Haziran 2008 Cuma

Final Günlüğü

Los Angeles Lakers - Boston Celtics

“Efsane” bazen sadece basit bir kelimenin ötesine geçemezken, bazen haddini aşarcasına doluluk taşır. Hayatını günlük işler içinde harcayan birisi bile son anına kadar bir efsanenin parçası olmak için fırsat kollar, bu kimine nasip olur kimine ise teğet geçer. İnsanların o ana biçtiği ortak değere bağlı olarak ya efsane olursun, ya da hayatın boyunca kestane kıvamında yanıp yanıp kavrulursun.

Dün gecede efsanevi bir finalin, dile kolay 11 final serisinin, efsanevi bir maçı sahnelendi. Stapless Center'da NBA final serisinin 4.maçında Boston gerçek anlamda mucizevi bir maç çıkararak seriyi 3-1'e taşıdı. Maça Lakers fırtınasıyla başlandı, period bittiğinde kimse çıkan sonuca bir anlam veremiyordu. İlk period bittiğinde skor tabelası 35-14'ü gösteriyordu ve maçı seyreden herkes ufak çaplı bir şok yaşıyordu. İkinci period ise dengede gitti ve devre 18 sayı Lakers lehine sonuçlandı. Herkes artık bu işin artık bittiğini ve serinin 2-2' ye geleceğini düşünürken, buna karşı çıkan birileri vardı. Üçüncü period başladığında evsahibi Lakers'a karşı Boston bir anda kısa oyunculara dönüp, savunmasını da sertleştirince farkı da bir anda eritmeye başladı. Üçüncü çeyrek de ilk çeyrek gibi kimsenin beklemediği bir skora sahne oldu ve 31-15 Boston lehine sonuçlanan period sonrası, son period'a sadece 2 sayı farkla girildi. Son periodda ise hırslı Boston, skordan dolayı şoke olan Lakers'a acımadı ve maçı da 97-91 galibiyetle bitirmeyi başardı. Şu maçta Doc Rivers bile yaptığı taktik değişiklik ve oyun sistemiyle takdiri hakediyor Boston tarafında, özelikle sakat Rondo yerine Eddie House'tan böylesine iyi verim alması gerçekten takdiri hakediyor. İlk period sonunda gelen fark 1971'den bugüne kadar final serisindeki en büyük geri dönüş oldu. Hiç bir takım ilk periodunda böylesine bir fark yediği maçı çevirmeyi başaramamıştı. Bir önceki sene sezon toplamında sadece 24 maç kazanabilirken Boston, şimdi böylesine bir mucizeye imza atabiliyor.

Boston'da bir önceki maçın en kötü oyuncusu Pierce, bu maçta takımını sırtlayan adam oldu. Pierce maçı 20 sayıyla tamamladı. Üç büyüklerden Garnett 16 sayı ve 11 rebaundla mücadele ederken, Ray Allen 19 sayıyla takımına büyük katkı yaptı. Ama gecenin asıl süpriz katkısı ve performansı tecrübeli oyuncu James Posey'den geldi. 8-4 üç sayı isabetiyle Lakers potasına tam 18 sayı bıraktı, ki bu açıkcası kimsenin beklemediği bir performanstı, Çaylak Rondo'nun sakatlığında süresi artan House ise, coach Rivers'ı utandırmadı ve maçı da 11 sayıyla tamamladı.

Lakers cephesinde ise Kobe'nin performansı oldukça şaşırtıcıydı. Maça iyi başlayan Kobe assistleriyle takım arkadaşlarını oynatıyordu, ikinci yarının başlamasıyla Kobe'de belirgin bir çöküş oldu özellikle sert savunma karşısında Kobe'nin yıpranmasıyla da takımın çözülmesi başladı. Maçı da Kobe 6-19 gibi kötü bir yüzdeyle 17 sayı ve 10 assist'le tamamladı. Lamar Odom ise iyi bir maç çıkarmasına rağmen takımını kurtaramadı, maçı da 19 sayı 10 rebaundla tamamladı, Gasol 17 sayı 10 rebaund, Fisher 13 sayı, Radmanoviç ise 10 sayı maçı tamamladı. Yedeklerde ise Lakers cephesinde hiç katkı gelmedi, bir önceki maçın yıldızı Vujacic 1-9 isabetle sadece 3 sayı bulabildi. İkinci yarı tabi sert savunma, kötü yüzdeli atışlar ve bench katkısının olmaması evsahibinin de final serisinde işinin büyük ölçüde bitmesine sebep oldu.

Pierce maç sonunda " bu her zaman kitaplıkta bulunacak ve çocuklarıma seyrettireceğim bir maç oldu, babalar gününde oynayacağımız maçta şampiyonluğa ulaşmak istiyoruz, şu anda tek düşündüğümüz yüzüğü kazanmak " demiş. Yeşil beyazlıların kaptanı bu seneki performansıyla, sakatlığına rağmen özverisiyle bu yüzüğü sonuna kadar hakediyor. Bir tarafta Leonidas’a benzeyen Paul Pierce, bir tarafta Pers’lerin yarı-tanrı yarı kralına benzeyen Lakers'lı Kobe Bryant, maçın başında bütün kozlarını ortaya koysada pers ordusu gibi, zafere giden yolda kalkanını omuz ile bel arasında tutmayı beceremeyince, efsanevi geri dönüşte Kobe resimdeki ikinci adam olmaktan öteye gidemedi. Resimdeki ilk adam ise tabi ki özverili kaptan Paul Pierce oldu.

Serinin bir sonraki maçı babalar gününde oynanacak.

Ricardo Quaresma

Quaresma, büyük bir kulüple anlaştığını ve Euro 2008’ten sonra açıklayacağını söylemiş. Sonunda hayallerim gerçek oldu diyorum bende. Quaresma’nın her hafta izleyebileceğimiz bir lige gelmesi için her transfer döneminde sabırsızlıkla bekliyordum. Bana göre Ronaldo’dan teknik olarak hiçbir eksikliği olmayan bir isim. Sadece kendisine çeki-düzen verebilecek bir hocayla çalışması lazım bu yeteneklerini tam anlamıyla takım yararına kullanması için, artislik sevdasına çok kaçtığı için takımına zarar verebiliyor. Ronaldo, Alex Ferguson’u eline ilk geldiği zamanki haliyle şimdiki hali karşılaştırırsak Ferguson’un büyük aşama kaydettirdiğini görürüz.

Quaresma için daha öncede dedikodusu çıkan takımlar; Real Madrid ve Inter’di. Real’in Ronaldo’nun peşinden koştuğunu düşünürsek Jose’nin yanına gider herhalde.

12 Haziran 2008 Perşembe

A Grubu : Türkiye 2 - 1 İsviçre

Ev sahiplerini seviyoruz turnuvalarda. Belçika-Japonya-Kore şimdi İsviçre. İsviçre’yi yenmenin özellikle onları turnuva dışı bırakmanın keyfi çok daha güzel oldu üstüne gol son dakikada gelince. Turnuvada oynanan maçlarda geriden gelip maç kazanan ilk takım olduk. Ne yapacağı belli olmayan takım yakıştırmasına her yönümüzle uyuyoruz. Yağmurun yağması dağıttı bizi. Özellikle topun bile zor ilerlediği zeminde İsviçre akıllık yapıp havadan defansın arkasına top atmaya başladı zaten golü de o şekilde buldular. Bizim ülkenin Podolski’leri hazırlayıp attılar gollerini. İsviçre’nin en iyi adamları Eren-Gökhan ve Hakan’dı. Geri kalan dakikalarda o zemine rağmen yerden oynamaya çalışınca tüm topları rakibe verdik. Gerçi havadan oynasak bile ilk yarıda Senderos istediği şekilde çıkıp aldı hava toplarını. 2.yarıda Semih ve Topal’ın girmesi üstüne zeminin düzelmesi işimize yaradı.Semih top indirmeye başladı, üstlerine gitmeye başladık. Semih’in golü ile eşitliği yakaladık. Maçın iki tane kırılma anı vardı. İlk yarıda Hakan’ın kaçırdığı gol ve 2.yarıda bizim ailece kornere gitmemiz sonucunda 4e1 yakalandığımız kontra. Volkan,bugünün kahramanlarındı. Arda’nın Portekiz maçında neden oynamadığını anlamamıştım ama bu maçta sürekli oynaması gerektiğini gösterdi. Fatih Terim, Tuncay’a 90 dakika dayandı ama 2.golün başlangıcında Tuncay vardı. Maç boyunca saç,baş yoldurttu ama sonunda güzel bir iş yaptı Tuncay.

Önümüzde Çek Cumhuriyeti maçı var. Beraberlik halinde gruplarda penaltı heyecanı yaşanacak, ilginç bir deneyim olur maçın penaltılara gitmesi. Yapılması gereken basit bana göre. Ayhan-Topal değişikliği ile 2.yarı oynayan 11’i sahaya sürülmesi gerekli. Fatih Hoca’da 2.yarıda oynanan oyundan sonra bunu yapacaktır diye tahmin ediyorum yinede bir sürprizle karşılaşabiliriz.

A Grubu : Türkiye 2 - 1 İsviçre






Scolari Chelsea'de

Avram Grant’ın kovulmasından sonra Teknik adam arayışlarını sürdüren Chelsea, Brezilyalı teknik adam Scolari’nin gelecek sezon takımın başına geçeceğini resmi sitesinde açıkladı. 2002’de Brezilya ile Dünya şampiyonu daha sonra Portekiz ile 2004’te final,2006’da yarı final başarıları bulunan teknik adam şu an devam eden turnuvanın da en büyük favorilerinden birisi olarak çeyrek finali bekliyor. Türk basını büyük bir malzemesini daha kaybetti bu haberle birlikte. Her transfer döneminde Türkiye’ye geliyordu Scolari. Chelsea’de ne yapacağını kestiremiyorum açıkcası elinde iyi bir kadro ve sınırsız sayılabilecek bir transfer bütçesi var, sevdiğim bir adamdır Scolari maç içinde yaptığı jest ve mimiklerle Ada'ya renk katacaktır.

11 Haziran 2008 Çarşamba

A Grubu : Portekiz 3 - 1 Çek Cumhuriyeti


Portekiz’in maça erken bir golle başlaması maçı alıp-götürecek herhalde diye düşündürdü beni. Deco’nun golünde Cech’in çabası inanılmazdı, biraz daha şanslı olsa söküp-alacaktı topu Deco’nun ayaklarından. Çekler,golden sonra hemen toplandı ve maç boyunca tehlike yarattıkları kornerlerden birinde Sionko ile durumu eşitlediler. Sionko, maç boyunca Çeklerin en iyisiydi, çok zorladı Plasil’le beraber ama bir türlü son hamleleri yapamadılar. Ricardo’nun her duran topta yanlış çıkışlar yapması Portekiz defansını oldukça kastı. Portekiz’de 2 adam için ayrı bir şeyler yazmak gerekir. Birinci isim Pepe. Real Madrid’e sezon başında 30 milyona geldiğinde bu kadar eder mi bu adam diye çok düşünüp, sallamıştım Pepe’ye. Gerek Real’de oynadığı oyun gerek burada oynadığı 2 maçla o parayı hak eden bir performans ortaya koydu. İkinci isim, 2004’ten beri hayran olduğum ama son 2 senedir oldukça düşüşe geçen Deco. 2 maçtır eski günlerini aratmıyor. Herkesin gözü Ronaldo’da ama Deco daha fazla ön plana çıkan isim oldu benim için. Oyunu kuruşu, takım arkadaşlarını devreye sokması tam bir lider gibi oynamaya tekrar başladı Deco.

Son dakikada faul atışını hemen kullanan kim tam göremedim ama süper bir pas çıkardı. Ronaldo’da bencillik yapmadan Quaresma’ya golü attırdı. Quaresma’nın son 10 dakikaların adamı olmasını pek kabullenemiyorum kişisel sevgimden ötürü. Çıkmayı garantileyen Scolari’nin son maçta ilk 11’de yer vereceğini düşünüyorum, 90 dakika Quaresma’yı izlemek güzel olacak. Kendi penceremizden bakarsak ; Portekiz, bizim için üstüne düşeni yaptı sıra bizim takımda. Son maça taşımalıyız bu heyecanı. Çek Cumhuruyeti ilk maçtan çok daha diri,saldırgan-atak bir görüntü ortaya koydu ve zor yenebileceğimiz bir takım izlenimi verdi ama buna önümüzdeki 90 dakikadan sonra düşüneceğiz.

Final Günlüğü

Los Angeles Lakers - Boston Celtics

NBA final serisinin üçüncü ayağında evine dönen Lakers, Boston'a karşı ilk galibiyetini alarak seriyi 2-1'e taşımayı başardı. Tüm play-off boyunca Lakers serilerde hep önde gitmişti, final serisinde ise Boston saha avantajıyla birlikte seriyi 2-0'a taşıdığında Lakers açısından bu maçın önemi çok daha arttı. Stapless Center'da kaybedilecek bir maç seriye son noktayı koymak anlamına geliyordu bunun farkında olan Lakers'da işi sağlam tuttu. Kobe'nin liderliğinde Lakers devreyi 43-37 önde kapattı. Üçüncü çeyrekte ise Garnett ve Allen'ın iyi oyunlarıyla 8 sayılık bir fark yakalayıp son perioda girdiğinde stadı dolduran insanlarda acaba mı sorusu yerleşmeye başlamıştı. Kobe ve bu seride çok iyi maçlar çıkaran Sasha devreye giripte son periodda maçı Lakers'a taşıyınca korkulan olmadı ve seri 2-1'e geldi. Herkes aslında Lakers'ın hücum gücüyle birşeyler yapacağını düşünüyordu bu maçta, ama Lakers bu maçta savunmasıyla Boston'u adeta bozguna uğrattı, Boston'un yıldız oyuncusu Pierce'in 2-14 gibi bir yüzdeyle sadece 6 sayı üretmesi en iyi örnek olabilir. Boston bu sert savunmaya cevap veremeyince maçı da 29-83 gibi bir yüzdeyle tamamladı. Tabi bir detay daha Boston'un sakatlıkları takım açısından oldukça can sıkıcı Tony Allen, Sam amca ve iki maç sakat sakat oynayan ve istediği hareketleri sahaya yansıtamayan Pierce'den sonra, dün de süper oyun çıkaran Rondo'nun sakatlığıyla sarsıldı. Sahada çok az kalabilen Rondo'nun yokluğu da Lakers adına şans oldu.

Kazanan tarafta her zaman olduğu gibi maçın yıldızı Kobe oldu. İyi bir yüzdeyle ve 36 sayıyla oynayan Kobe'ye, " Machine " şutör Vujacic 20 sayılık bir katkı yaptı. İspanyol pivot Gasol 9 sayı üretebilirken düşük yüzdeli oyununa devam etti, Odom ise bildiğimiz gibi hala sahaya yeteneklerini tam olarak yansıtamıyor. Boston'da ise büyük üçlüden Ray Allen son maçlardaki iyi oyununu bu maçta da sürdürdü, 25 sayıyla oynayan Allen'a, 6-21 gibi berbat bir yüzdeyle atan Garnett sayı bazında eşlik etti. Diğer yıldız Pierce ise 2-14 oynayarak sadece 6 sayıda kaldı. Rondo'nun da sakatlığı buna eklenince Posey'in 9 sayılık katkısı bile Boston'a yetmedi. Gerçekten Boston sert savunma karşısında çok büyük bocalama yaşadı.
Serinin bundan sonraki maçı da Stapless Center'da oynanacak. Lakers açısından hedef öncelikli olarak evdeki maçlarını kayıpsız olarak atlatıp, deplasmanda maç çalmak olacak. Boston ise sakat oyuncularının artmaması için dua etmekle meşgul olacak keza Pierce, Perkins , Sam amca ve Rondo'nun sakatlıkları hedeflerinden çok fazla uzaklaştırmasa da bundan sonra kaçırılacak bir maçın telafisi imkansıza yakın olacak. Tabi TNT'de bu serinin 7.maça uzaması için dua ediyor. Görünen de 7 maçlık bir final serisinin bizi beklediği, tabi buna hiçbir basketbolseverin itirazı olmaz.


D Grubu : İsveç 2 - 0 Yunanistan


Antzas-Dellas-Kyrgiakos yaklaşık 2 dakika pas yaptılar kendi aralarında hiç sıkılmadan. 2004’ün şampiyonu futbolu öldüren oyununa aynen devam etti. İlk yarıda bunda başarılı oldular ama 3 senedir Milli forma altında gol atamayan Zlatan affetmedi, attığı füze ile hem kendi taraftarını sevindirdi, hem Yunanistan’ın yenilmesini isteyen futbolseverleri. Çok fazla yazılacak bir şey yok bu tarz maçlarla ilgili,ben yazmak istemiyorum daha doğrusu. Maçı isteyen taraf İsveç’ti, hak eden taraf İsveç’ti ve hak edenin oldu maç. Larsson, yaşına rağmen hala çok diri. Ljunberg ve Wilhelmsson takımı sürüklediler. Yalçın Çetin’in nazarı değdi gerçi Wilhemsson’a çok iyi oynuyor dedikten 2-3 saniye sonra Wilhelmsson yere yapıştı ve oyundan çıkmak zorunda kaldı. Yarınki maça odaklandık artık, umarım hüsran olmaz en azından son maça taşırız heyecanı.

10 Haziran 2008 Salı

D Grubu : İspanya 4 - 1 Rusya

İspanya mükemmel başladı turnuvaya Rusya önünde. Bakalım devamı gelecek mi yoksa klasik gruplarda turnuvanın favorisi eleme turlarının derbeder takımı olmaya devam mı edecekler ? Rusya maça iyi başladı aslında, baskıda kurdu İspanya kalesinde ama kalite konuştu ilerleyen dakikalarda. Torres, görmeye alışık olduğumuz deparlarından birini atarak Villa’ya al at dedi ilk golde. Iniesta ve Xavi’nin yanına hücumlara fazla katılmayan Senna’nın oluşu bu ikiliyi rahatlattı ve ileri çıkışları,ara paslarıyla görsel bir ziyafet verdiler maçta. Iniesta’nın asistinde Villa ilk yarının skorunu tayin etti. Ramos ve Marchena’nın gününde olmayışı İspanya defansını zaman zaman zor durumlara düşürdü maç içinde ama Ruslar pek değerlendirme yanlısı olmadı bu pozisyonları. Kaliteli bir takım affetmez ama verilen açıkları. Özellikle Ramos’un karşısında oynayan Bilyaletdinov çok etkili bir oyun ortaya koydu skor kopana kadar, çok beğendiğim Ramos’un bu kötü performansı şaşırttı açıkçası ilk maçta. Rus defansının araya atılan her topu Villa’nın önüne bırakması defansif açıdan bizim gibileri varmış dedirtti.

Maçta Iniesta-Xavi-Silva gibi adamlarlar sayesinde çok güzel anlar oldu ama son golde maçta hat-trick yapan Villa’nın verdiği pasa dikkat,en klas hareketlerden birisiydi benim açımdan. Turnuvanın 7.maçında ilk kez 2 takımda gol attı. İsveç-Yunanistan maçı umarım Fransa maçına benzemez diye en azından biraz tempolu oynasınlar,yoksa hiç çekilmiyorlar. Son 2 maçtır tekrar zevk almaya başladığımız turnuvayı zehir etmesinler, bir sonraki mesajda yerim inşallah bu yazdıklarımı.

Giovanni van Bronckhorst


Görüntüleri Bsplayer'dan aldığım için kötü çıktılar ama, üstüne tıklayıp biraz daha netleştirebiliriz, bu halleriyle de Gio'nun neler yaptığını gösteriyor zaten. Maçta durum 1-0'ken İtalya'nın Pirlo ile kullandığı köşe vuruşunda topu çizgiden çıkartan isim Giovanni van Bronckhorst. Çizgiden çıkarttığı top kendi takım arkadaşına gidiyor ve Gio hemen çizgiden çıkıp deparına başlıyor. Van Der Vaart'ın koşu yoluna attığı toptan sonra en son resimde en arkada olan Kuyt'a orta yapmıyor adrese teslim pas atıyor ve Kuyt'un indirdiği topla durum 2-0'a taşınıyor. Maçın en önemli kırılma anı oluyor doğal olarak. 1-1 olacak maç Gio sayesinde bir anda 2-0'a dönüyor. 3 pas toplam 20 saniyede dengeler tamamen değişiyor.

Buna benzer bir koşuyu 3.golde yapıyor Kuyt'un önüne çıkarıyor topu Kuyt, Buffon'u ilk pozisyonda geçemeyince ortasını yapıyor ve Gio yaptıklarının karşılığını 3.golü atarak almış oluyor.

9 Haziran 2008 Pazartesi

C Grubu : Hollanda 3 - 0 İtalya

Ölüm grubunun 2.maçı hem Fransa-Romanya maçının iğrençliğini unutturdu,hem de şu ana kadar turnuvada oynanan en güzel maç olarak kayıtlara geçti. Oldukça tempolu başladı iki takımda maça. İtalya maçın başında 2-3 tane organize atak geliştirdi ama Toni-Di Natale ikilisinin anlaşamaması ve yanlış tercihler yüzünden pozisyonlarda son hamleleri yapamadılar. Hollanda bu dakikadan sonra ilk yarı boyunca kontrolü eline aldı. Ruud ilk önce Buffon’u geçti ama tamamını getiremedi. Duran top sonucu Buffon’un top dışarı çıkmasın diye yaptığı hamle hem kendi arkadaşını oyun dışına düşürdü hem ceza sahası içinde pozisyon yarattı. Snijder’in vuruşunu Ruud tamamladı. Ofsayt itirazları saha dışında yatan İtalyan oyuncu sebebiyle hak kazanmıyordu. Maçın en güzel hareketi 2.golün başlangıcında geldi. İtalya köşe vuruşunda topu çizgiden çıkaran Giovanni Van Brockhorst, olduğu yerde durmadı ve koşusuna başladı. Tüm sahayı deparla geçtikten sonra muazzam bir ortayla golün hazırlayıcısı oldu belki asist Kuyt’a yazılacak ama Gio’nun payı çok ama çok büyük 2.golde. Bu tarz bir golü La Liga'da Sergio Ramos, Getafe'ye atmıştı yine inanılmaz bir deparla. Engelaar ve De Jong ilk yarıda İtalya ataklarının önündeki en büyük engel oldular. Engelaar aynı oyununu 2.yarıda da devam ettirdi ve takımın Gio-Van Der Sar ikilisinden sonra en iyisiydi.

2.yarıda İtalya oyunu karşı yarı sahaya yıkmaya çalıştı bunda azda olsa başarılı oldular aslında. Del Piero ve Cassano’nun oyuna girmesi sonunda pozisyonları buldular ama karşılarına Van Der Sar engeli çıktı. İlk önce Grosso’nun altıpastan vuruşunu çıkardı tecrübeli kaleci daha sonra Pirlo’nun frikiğini çıkarttı ve saniyeler sonra 3.gol sevinicini yaşadı. İtalya, bu 2 pozisyondan bir tanesini gole çevirebilse inanılmaz bir 10 dakika yaşatabilirdi bizlere hatta eşitliği sağlayabilirdi. 3-0 olduktan sonra kontralarla pozisyonlar yakaladı Hollanda. Maçın adamı kuşkusuz Gio oldu. Van Basten yönetiminde gruplarda oldukça kötü performans sergileyen Hollanda’nın bu kadar iyi bir oyun ortaya koymasını da kendi adıma beklemiyordum. Ölüm grubunda ilk maçları baz alırsak mağlubiyete rağmen İtalya ve Hollanda’nın gruptan çıkacağını düşünüyorum.

C Grubu : Fransa 0 - 0 Romanya

Ölüm grubunun ilk maçı Uğur Meleke’nin söylediği gibi öldürücü bir maç oldu izleyenler açısından. İki takımda 6-7 adamla defans yapmaktan hücuma çıkmaları gerektiğini hatırlamadılar maç boyunca. Fransa zaten topu kaptıktan sonra 4-5 dakika hazırlık pası yaptığı için Romanya savunmasında boş alan bulamadı ve maç başladığı gibi bitti. Benzema, maçın belli bölümlerine kişisel çabasıyla birşeyler yapmaya uğraştı ama kendisine yardım edecek 2.adamı bulamadı takımından. Maçın özeti aşağıdaki resimde. Maç boyunca kaleyi bulan şut sayısı 1. O şutta 57.dakikada geldi. Geri kalan şutlarda tribünde uyuklayan seyircilere isabet etti.

Final Günlüğü

Boston Celtics - Los Angeles Lakers

NBA final serisinin ikinci maçında da ev sahibi Boston aldığı galibiyetle seride durumu 2-0'a taşıyıp şampiyonluk yolunun yarılamış oldu. Son period Boston adına kabus gibi geçti, maçın bitimine sekiz dakika kala 22 sayı önde olan evsahibi, biraz laubali davranmaktan ama çokca phil jackson'ın kısa ve sert savunmasına takılmaktan sayı atamayınca maçın son dakikasına sadece 2 sayı önde girebildi. Tabi orda takım kaptanı Pierce devreye girip önce faul atışlarıyla sonrada yaptığı blokla takımını rahatlatınca sonunda maçı kazanmış oldular. Final serisinde gözüken birşey var 3 > 2.5, bir tarafta üç büyük oyuncuyla ve ekstra katkı yapan adamlarıyla Boston, diğer tarafta ise Kobe ve arada bir Gasol,Odom var. Böyle olunca da tabi Boston final konusunda bir adım önde başlıyor. Maçın ilk çeyreğinde Pierce'in önderliğinde oynandı oyun, sonrasında ise savunmayı sert tutarak Lakers'ı kendi karakterinin dışında oynamaya zorladılar. Tabi böyle olunca hep birebir oyunlarla maça tutunmaya çalıştı Lakers, bu da assist sayısının düşmesine ve top kaybının çoğalmasına sebep oldu, Lakers takım olarak 20 assist üretirken, Rondo tek başına 16 assist üretti. İkinci çeyrekte ise yedek oyuncuların farkı vardı, çeyreğe Boston 10 sayılık bir seriyle başladı ki bence maçın asıl kopma anı buradaydı, özellikle Leon Powe muazzam oynadı maçı da 21 sayıyla tamamladı. Boston kenardan gelen oyuncularıyla 35 sayı buldu. Sakat Pierce ve Perkins'in olduğu bir takımda yedekler gerçekten iyi iş çıkardı. Üçüncü period'da artan farkla beraber son periodda 22 sayılık farkla maçı aslında bitirmelerine rağmen Vujacic ve Radmanoviç'in ekstra basketleri ve gereksiz denemeler maçın sonuna heyecan kattı. Pierce'de burası bizim sahamız mesajını net olarak iletti.

Maçın yıldızı final serisinde bir kez daha Boston'un kaptanı Pierce oldu. Maç öncesinde oynayıp oynamayamacağı belli değildi ki, ciddi birşey çıkar diye MR bile çektirmedi, maçı da sakat oynayarak 28 sayı 8 assistlik gibi bir performansla tamamladı, kaptanlara yakışır bir özveri geldi kendisinden, günün Boston açısından tatlı süprizi Leon Powe oldu, tam 21 sayı bıraktı Lakers potasına ve sadece 15 dakikada bunu yaptı. Final serilerinde en çok sayı kaydeden yedeklerden biri oldu, ayrı bir detay ise seyircinin “Le-on Powe!” tezahüratıydı, genç oyuncu için unutulmaz bir gece olduğu kesin, büyük üçlünün diğer iki ismi Ray Allen ve Garnett 17'şer sayıyla takımlarına gerekli katkıyı sağladılar. Genç oyun kurucu Rondo ise 16 assistle takımını sürükleyen adamdı, Rondo hergün oyununa biraz daha katıyor.


Lakers cephesinde ise gene Kobe vardı, 30 sayı, 8 assistlik performansı takımını kurtarmaya yetmedi. Gasol karşısına devamlı diri adamlar gelmesine rağmen iyi bir yüzdeyle 17 sayı ve 10 rebaundla maçı tamamladı. Odom gene kötü bir gece geçirdi ve 10 sayıyla tamamladı, Radmanoviç 13, Vujacic 8, Fisher 9 sayıyla takımına katkı yaptılar.

Seri şimdi Stapless Center'a taşınıyor. Lakers açısından zorlu bir sınav olacağı kesin, bugüne kadar hiçbir seride geriye bile düşmemişlerdi. Şimdi finaldeler ve 2-0 gerideler, ekstra büyük bir stres yaratacağı kesin. Phil Jackson özellikle Ray Allen & Kobe Bryant eşleşmesine bir çözüm bulmalı, keza Kobe hızlı bileklere sahip Allen'ı savunurken çok fazla efor sarfediyor, tabi hücumda zaten bunun iki katı bir baskı gelince de oldukça fazla yıprandığı bir gerçek, bu da Lakers'a top kayıpları ve zor hücum olarak dönüyor. Şimdi ateşten gömlek Lakers'da, serinin Boston'a döneceğini ve saha avantajını düşünürsek Boston'un ne kadar avantajlı olduğunu görebiliriz. Kesin olan birşey var ki bir sonraki maç çok zevkli geçecek.

B Grubu : Almanya 2 - 0 Polonya


Birbirlerini sevmeyen iki ülke Dünya Kupası’ndan sonra Avrupa Şampiyonası’nda tekrar karşı karşıya geldiler. Polonya basının değişik manşet denemeleri de maçın havasını değiştirmişti. Turnuvanın en büyük favorilerinden Almanya maçın çok büyük bölümünü istediği gibi götürdü ve neden favori gösterildiğini herkese gösterdi. Maçın başında Polonya savunmasının anlamsız ofsayt taktiği ilk alarmını vermişti. Klose’nin Gomez’e pası oldukça geç çıkarması, Gomez’in kötü bir dokunuş yapmasına ve boş kaleye golü kaçırmasına sebep oldu. Polonya bu uyarıyı dikkate almadı aynı pozisyon bu sefer ters kanattan gelişti ve Klose doğru zamanlamayla golü Podolski’ye attırdı. 2.yarıda Zurawski’nin yerine giren Guerrerio Alman savunmasını zorlamaya çalışsa bile çok etkili olamadı tek başına. Almanya, herkesin bıraktığı ama Schweinsteiger’in bırakmadığı pozisyonu sonunda 2.golü buldu. Schweinsteiger’in pasına Klose’nin kötü vuruşu Podolski’ye asist oldu, Podolski’de bu pası geri çevirmedi ve oldukça güzel bir vuruşla topu Boruc’un koruduğu fileye gönderdi 2.kez. 2 golden sonrada Polonya asıllı oyuncunun sevinmemesi dikkat çekiciydi.

2 grup ve 8 takım geride kalmışken en sağlam takım Almanya gözüktü. Son Avrupa Şampiyonalarında hüsran yaşayan Panzerler’in yolu Löw yönetiminde çok açık gözüküyor. 8 takım içinde en etkisiz eleman görüntüsü maalesef bizim takım. Umarız İsviçre maçıyla beraber bu görüntüyü tersine çeviririz.

8 Haziran 2008 Pazar

B Grubu : Avusturya 0 - 1 Hırvatistan


Turnuvanın en zayıf takımı olarak görülen ev sahibi Avusturya, İngiltere’nin grubundan gelerek büyük bir sükse yapan Hırvatistan’la oynadı B grubunun ilk maçında. İlk 10 dakika herkesin tahmin ettiği gibi Hırvat baskısı altında geçti ve 5.dakikada Modric’in penaltı golüyle 1-0 öne geçti Hırvatlar. Bu dakikadan sonra Petric’le yakalanan bir pozisyon dışında Hırvatlar Avusturya kalesinde önemli bir pozisyon bulamadılar,pozisyonu geçtim düzgün bir baskı bile kuramadı. Hakeminde azda olsa payı oldu tabi Avusturya’nın maçta kalmasında. Pogatetz’in Olic’e yaptığı harekete 2.sarıyı gösterebilse çok farklı bir maç ve skor çıkabilirdi.

2.yarıda Avusturya Kranjcar ve Prajnic’in kanadından pozisyonlar bulmaya başladı. Corluka ise Ümit Korkmaz oyuna girene kadar çok rahat bir maç çıkarıyordu. Tecrübeli Vastic ve Ümit’in oyuna girmesi Avusturya’yı iyice şaha kaldırdı ve 70.dakikadan sonra oyunu tek kaleye çevirdiler. Hırvatlar bu dakikalarda tek pas yapamaz hale geldi. Hırvat defansını geçemedi belki Avusturya ama kısıtlı kapasitelerine karşı sergiledikleri performansla da yenilgiyi hak etmediler. Turnuva öncesi kendi takımlarının turnuvadan çekilmesini isteyen Avusturyalılar bu mücadeleyi görünce ayakta alkışlamışlardır.