24 Ağustos 2008 Pazar

Şampiyon: Amerika Birleşik Devletleri

Sonuçlar:

Amerika 118 – İspanya 107
Arjantin 87 – Litvanya 75

Bronz madalya maçının saatini yanlış not ettiğim için sabah o saatte tv başına geçmedim ve kaçırdım maalesef. Şampiyon ise muhteşem bir mücadele sonrasında belli oldu.
Maçın hemen başında Gasol’ün bulduğu basket faul belki de İspanya’nın kullanacağı stratejiyi gözler önüne seriyordu: Boyalı alandan sayı üretmek. Amerika ise her zamanki gibi iç dış dengesini koruyarak ve iyi top dolaştırarak başladı. İlk çeyrekten itibaren karşılıklı hızlı bir tempo gözlemledik. İspanya Jimenez ve Navarro’nun sayılarıyla 5 farkla öne geçti. Her hücumu ya penetre ya da uzunlarına pas ile boyalı alana taşıdılar. Lebron’un uzun forvet oynamasından sonuna kadar faydalanmak istediler. Nitekim Lebron boyalı alan savunmasını gerçek bir uzun kadar iyi beceremiyordu. Her maçta olduğu gibi, oyuna sonradan dahil olan Wade ve Paul Amerika takımına hareketlilik getirdiler. Rubio’nun da Kidd oyundan çıkana kadar, çabukluğuyla çok iyi savunma yaptığını belirtelim. Takım olarak Birleşik Devletler savunmada sıkıntı çekse de, İspanya potasını adeta yağmura tuttu. İspanya ise aldığı hücum ribaundları ile ayakta kalıyordu, bunda yine Amerika’nın tek uzunla oynamasının payı yadsınamazdı. İlk çeyrekte 13 sayı kaydeden Wade’in yanına Bosh’un da katkıları eklenince, Amerika ikinci çeyreğe 7 sayı farkla önde girdi. Bu çeyreğin başında iyice içeri kapanan İspanya savunmasını, Kobe ve Carmelo’nun üçlükleri açtı. İki takımdan da hızlı hücumlar izlemeye devam ettik, Amerika takımı Wade’in dinlendikten sonra oyuna girişiyle yine fast-break’lerden kolay sayılar bularak farkı 14’e kadar çıkardı. 8 sayı, 2 top çalma ve bir de asist üreten Wade müthiş formdaydı. İspanya ise hızlı hücumlarla sayı bulamasa da Gasol kardeşler ve Reyes’in boyalı alandaki etkili oyunuyla maça tutundu. Takımın durgunlaştığı anlarda ise Rudy Fernandez attığı 3 üçlük ve yaptığı 2 asist ile sahneye çıktı. Devreye girerken farkın 10 sayının altında kalmasının en büyük sebebi Rudy idi: 69-61.
Amerika üçüncü çeyreğe üstüste tam 4 top kaybı yaparak başladı. İspanya da Fernandez ile bu şansları değerlendiremeyince 2 dakikalık kısır bir dönem izledik. Reyes attığı sayılarla yine etkili oldu, ardından skor üretme görevini Navarro devraldı ve çeyreğin sonuna kadar 8 sayı üretti. Özellikle bir dakika içinde attığı iki gözyaşı damlası gerçekten güzeldi. Amerika bu çeyrek boyunca bulduğu boş üçlükleri değerlendiremedi. Yine kenardan gelen Wade ve Bosh’un katkıları onları sürükledi. İlk iki çeyreğe göre skor bu sefer düşüktü: 21-22. Son çeyreğin başında Gasol’ün boyalı alandan bulduğu 4 sayının ardından, Fernandez Amerika potasına üçlüğü gönderince fark bir anda 2 sayıya indi. Bu sırada Amerika ne mi yapıyordu? Yine hastalık olarak, boş şutları değerlendiremiyorlardı. Molanın ardından Kobe çok zor bir pozisyonda mütiş becerisiyle takımına 2 sayı kazandırdı. Ardından maçta pek ortalıkta görünmeyen Deron çıktı sahneye, önce Kobe’nin ona hazırladığı boş üçlüğü değerlendirdi ardından da Kobe’ye boş bir üçlük pozisyonu yarattı. Tabii Kobe bunu geri çevirmedi. Daha sonra karşılıklı olarak takımların birbirini durduramadığı dört dakikalık bir bölüm izledik. Aslında Amerika rakibini durdurmayı başarıyordu fakat Reyes ve Gasol kardeşlerin hücum ribaundlarını almasına, kısa 5 ile karşı koyamıyordu. Koç K inatla Howard-Bosh ikilisini aynı anda sahaya sürmemeye kararlıydı. Kobe, Wade’in asisti ile çok kritik bir üçlükte basket faul buldu. Fark 9’a kadar çıktı. Üstelik o ana kadar takımının en skoreri olan Fernandez de bu faulle oyun dışı kaldı. Pozisyondan sonra yerden kalkan Kobe'nin İspanyollar'a ve seyircilere yaptığı sus işareti çok anlamlıydı. Fernandez'den yoksun olan İspanya’yı sürükleme sırası yeniden Navarro’ya gelmişti, önce turnikesiyle farkı 7’ye indirdi. Ardından Kobe hücumda hiçbir şey yapmadan 20 saniye bekleyip üçlük denedi ve başarılı olamadı. İspanya transition hücumunda Navarro topu, sahanın sağ çaprazında üçlük çizgisinin gerisinde bekleyen Jimenez ile buluşturdu. O da affetmedi: 104-108. Fakat bütün turnuva boyunca takımının lideri ve bir numaralı ateşleyicisi olan Wade altın madalyanın elinden kayıp gitmesine izin vermeyecekti. Lebron’un ona hazırladığı pozisyonda üç sayılık basketi rakip potaya gönderdiğinde belki maç kopmuştu. Ama Wade’in yüz ifadesi herşeyi anlatıyordu. Böyle bir hırs ben bugüne kadar hiçbir sporcunun yüzünde görmedim. Belki biraz da şov amaçlıydı ama abartısız 30 saniye boyunca aynı surat ifadesini korudu Wade. Bir buçuk dakika kala Jimenez’in kaçırdığı boş üçlüğün ardından, Kobe’nin boyalı alandan bulduğu sayı maçın bittiğini gösteriyodu: 113-105. Taktik faulleri kaçırmayan Birleşik Devletler altın madalyanın sahibi oldu. Maçı seyretmeyenler, belki de son yıllardaki en güzel maçlardan birini kaçırmış oldular. İspanyol oyuncuları kutlamak lazım ancak inatla çift uzuna dönmeyen koç K'yı da eleştirmeden geçemeyeceğim. İspanya 40 dakika boyunca resmen boyalı alanı domine etti ve maçı alacak noktaya kadar geldiler. Bu stratejiye yanıt vermek yerine, kenardan izlemeyi tercih etti Amerika kenar yönetimi.
Son olarak, Wade için ne yazsam az. Turnuvada ve özellikle de finalde yaptıkları kolay kolay anlatılamaz. İzlerken büyülendim diyebilirim. (27 sayı, 2 asist, 4 top çalma, 9/12 saha içi, 4/7 üçlük isabeti). O selam verirken, ben de turnuvanın açık ara en iyi oyuncusunu saygıyla selamlıyorum.

Maçın box-score’una şurdan ulaşabilirsiniz:
http://results.beijing2008.cn/WRM/ENG/INF/BK/C73/BKM400101.shtml#BKM400101



Ayrıca buyrun işte Kobe'nin SUS'u ve Wade'in inanılmaz hırsı:


Sapık Shaq

Shaq’ın, eski sevgilisi Alexis Miller’a 200 metreden daha fazla yaklaşamaması yönünde mahkeme kararı çıkmış. Niye mi? İddialara göre Shaq, Miller’ı bir çok kere takip etmiş, fiziksel saldırı ile tehdit etmiş ve rahatsız edici bir şekilde telefonla aramalarda bulunmuş. Bu aramalarda telefonu kapamadan önce derin derin nefes alıp veriyormuş sevgili Shaq’cığımız. Ayrıca bunlar da yetmemiş. Sevgili devimiz, bir rap şarkıcısı olan Miller’ın işlerini sekteye uğratmak istemiş. Rap dünyasındaki diğer şarkıcılara 50’şer bin dolar para ödemiş onunla çalışmamaları için. Yıllardır yarattığı imajı yavaş yavaş yıkmaya başlıyor Shaq. Ne diyeyim, üzüldüm. Bunlarla uğraşmak yerine biraz daha istekli ve konsantre olsaydı kendisi, belki de daha yukarılara taşıyabilirdi Suns’ı.

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 7

Sonuçlar:

İspanya 91 – Litvanya 86
Amerika 101 – Arjantin 81

2008 Olimpiyatları’nda finale kalan 2 takım belli oldu: Amerika ve İspanya. İkisinin de yarı final maçlarını maçlarını seyrettim. Şöyle buyrunuz:
Litvanya takımı maçın ilk iki dakikasında iki top kaybı yaptı, bu dönemde Jasikevicius potaya giderek bulduğu sayılarla takımı canlandırmaya çalışıyordu. Öte yandan Litvanya’da Fernandez iki hücum ribaundunun ardından bulduğu 5 sayı ile maça hızlı başladı. Ardından Pau Gasol içerden etkili oldu ve bulduğu sayılarla İspanya’yı öne taşıdı. Turnuva boyunca defansta rakip uzunları iyi savunan Javtokas, Gasol’e biraz hafif geldi diyebiliriz. Alan savunmasına geçen İspanya’ya karşı, Litvanya hücumda zorlanıyordu ancak Kaukenas 2 hücumda çok iyi penetrelerle bu savunmayı deldi. Ayrıca İspanya Gasol oyundan çıkana kadar tam 5 hücum ribaundu aldı. İlk çeyrekte genelde 4-5 farkla önde olmalarının sebebi belki de buydu. Bir başka etken ise iki üçlük bulan Garbajosa idi. İlk çeyreğin bitimine yakın oyuna giren Kleiza çaldığı bir top sonrası yaptığı asist harici, takımına resmen zarar verdi. Kendisine gelen boş şut şanslarını değerlendiremedi, üstüne bir de sportmenlik dışı faul yaptı. İkinci çeyrek, 5 saniye ihlali gibi parkelerde görmeye alışık olmadığımız bir kararla başladı. Kaukenas defansta Mumbru’yle eşleşmek zorunda kaldı ve İspanya bu eşleşmeyi bol bol değerlendirdi. Litvanya da çözümü Jasaitis-Kaukenas değişikliğinde buldu. Jasaitis sadece defansta değil, aynı zamanda hücumda da takımına müthiş katkı yaptı. Kendisine hazırlanan boş üçlük atışlarını değerlendirerek 11 sayıya imza attı ve takımını öne taşıdı. Litvanya’nın öne geçmesinde, dinlendikten sonra oyuna giren Javtokas’ın Gasol’e uyguladığı savunmanın da payı vardı. Ancak fark 6’ya çıkınca hakemler oyuna müdahale etme gereği duydular. Önce Lavrinovic’in Fernandez’e yaptığı tertemiz bir bloğa faul, hemen ardından ise Petravicius’a saçma bir hücum faul çaldılar. İkinci yarı oldukça kısır başladı, ilk dört buçuk dakikanın skoru 5-4 Litvanya lehineydi. Bu kısır dönemde İspanya çok sayıda hücum ribaundu alsa da bunlardan yararlanamadı, özellikle Gasol sayı üretmekte çok zorlandı. Javtokas bloklarıyla defansta Gasol’ün işini zorlaştırırken, hücumda da sayılar buldu. İspanya pota altından sayı üretemese de bundan yılmadı ve çeyrek boyunca boyalı alandan oynamaya devam etti. Üçüncü çeyrek boyunca bir tane bile üçlük kullanmadılar. Bu belki skor üretimi bakımından çok sağlıklı bir strateji olmasa da Litvanya uzunlarının faul problemine girmelerini sağladı. Petravicius ve Lavrinovic 4’er faul ile kenara geldiler. Jasikevicius üçüncü çeyrekte top kayıpları yapsa da, ikili oyunlardan sonra verdiği asistlerle Litvanya’nın son 10 dakikaya önde girmesini sağladı: 66-62. Son çeyreğin başlamasıyla beraber Javtokas 4. faulunu aldı ve Litvanya’nın üç uzunu da 4 faule ulaşmış oldu. Javtokas’ın yerine giren Petravicius faul yapmadan yarım dakika kadar dayanabildi ve oyun dışında kaldı. Hemen ardından da maç boyu boş kaldığında gönderdiği üçlüklerle (4/6) İspanya’nın canını yakan Lavrinovic 5. faulünü aldı. Bu gelişmeyle beraber maçın nasıl biteceğini az çok anlamıştık. İspanya alan savunmasına geçti ve Litvanya 4 dakika boyunca sayı üretemedi. Fernandez de 1 dakika içinde 7 sayı bulunca, İspanya bir anda öne fırladı. Ancak İspanya farkı 7’nin üstüne çıkaramadı ve Litvanya’ya açık bir kapı bıraktı. Jasikevicius sorumluluğu alarak maçın son 4 dakikası içinde 8 sayı üretti. Maçın sonucunu ise Kaukenas belirledi. 40 saniye kala fark 5 iken kötü bir turnike tercihi Litvanya için herşeyi bitirdi. O saniyeden sonra serbest atışları değerlendiren İspanya finale yükseldi. Çeyrek finaldeki maçta sakatlanan Calderon bu maçta oynamadı ve finalde Amerika’ya karşı da oynamasının zor olduğu kaydedildi.
Amerika – Arjantin arasındaki maçın başında çok sayıda boş üçlük kaçtığına şahit olduk. Bunların büyük çoğunluğu Amerika tarafından kullanılan atışlardı. Arjantin, Amerika’ya karşı içeri kapanıyor ve top dolaştırma hızına yetişemiyordu. Hücumda ise Arjantin’in pek birşeyler üretebildiğini söylememiz zor, boş şut bulmakta çok zorlandılar. Scola ve Ginobili’nin kişisel yeteneklerini kullandıkları iki hücum haricinde genelde zorlama atışlar gördük. Amerika takımında Kobe sıcaktı ve takımının ilk 12 sayısının 7’sine imza attı. Ardından çeyreğin bitimine 6 dakika kala belki de maç bitti: Manu Ginobili bir pozisyonda yere inerken, zaten sakat olan sol ayağını yere ters bastı ve bileğini burktu. San Antonio Spurs takımı mayıs ayından beri sakat bileği bir türlü iyileşmeyen Ginobili’nin Olimpiyatlar’da oynamasını istemiyordu. Ancak milli takım aşkına saygı gösterip, oynamasına izin vermişlerdi. Eminim şimdi pişman olmuşlardır. Sakatlığın üzerine, Lebron’un asistleri ile Paul’un sayıları eklenince skor bi anda 21-4’e geldi. Bu noktadan sonra maçın dönmeyeceğini hatta farkın gitgide açılacağını düşünmek normaldi, çünkü Arjantin hiçbir hücumda top çevirip boş adamı bulamyordu. Maçı çeviremeseler de bizi şaşırtmayı başardılar. Nocioni’nin hırslı oyunu isabetli şutlarıyla fark 16’ya kadar indi. Fakat iki hücum üstüste hücum faul yapınca farkın yeniden 20’nin üzerine çıkmasına engel olamadılar. Bu 2 dakikalık kesitte, Amerika’nın sayıları Paul’un turnikeleri ile geldi. Ayrıca belirtmem lazım ki Nocioni’nin Kobe’ye yaptığı blok akıllarda kalır nitelikteydi. Kobe “Zaten beni bloklamaya cesaret edemez bile” diyerek topu potaya rahat bir şeilde bırakacakken, şaştı kaldı. Maça dönelim: Arjantin alan savunmasına döndü ve Amerika 4 dakika boyunca sayı bulamadı. Bu dönemde çok sayıda boş üçlük kaçtı, ve bol bol top kaybı yapıldı. Fark 8’e kadar inince, 4 dakikadır maçı sadece izleyen koç K mola almak durumunda kaldı. Daha önceki Amerika milli takımı yazımda belirttiğim gibi Redd kritik bir görev almak için oyuna girdi: Diğer oyuncuların değerlendiremediği üçlükleri sayıy çevirmek. Fakat Amerika’nın ona pek ihtiyacı kalmadı. İlk üçlüğü Kobe gönderdi Arjantin potasına. Ayrıca Redd’in eline de oynadığı 4 dakika boyunca aldığı ribaund hariç, top bile değmedi. Amerika Carmelo’nun serbest atışları sayesinde farkı yine 13’e kadar açtı. Arjantin’den yanıt ise unuttukları bir isimden geldi: Scola. Çeyreğin sonuna doğru Scola 6 sayı atarak Amerika’nın kopup gitmesin engel oldu: 40-49. İlk yarının dikkat çekici notları Delfino’nun 0/6 isabet oranı ve Wade’in sadece 4 dakika kadar sahada kalmasıydı. İkinci yarıya Dwight Howard ardarda bulduğu 7 sayı ile çok iyi başladı. Lebron da ona katılınca farkın açılması işten bile değildi. Bu kısa süre içerisinde, turnuva boyunca kendisini saklayan Kidd bize asistleriyle adeta “takım nasıl yönetilir” dersi verdi. Arjantin’in aldığı teknik ve sportmenlik dışı fauller de bunun üstüne tuz biber oldu. Fark o dakikadan sonra 14’ün altına inmedi. Çeyreğin kalanında, James biraz cıvısa, Scola fark kapansın diye elinden geleni yapıp, içeriden 8 sayı üretse de Bosh ve Wade’in hücumdaki mükemmel performansları bunların üstünü örttü. Özellikle Wade aldığı 3 hücum ribaundu ile fark yarattı. Son çeyrek Kidd’in üstüste asistleriyle başladı. Bundan yararlananlar ise Lebron ile Howard idi. Biraz gevşeyen Amerika, saçma sayılacak üçlük atışlarda isabet bulamadığı için Arjantin’i biraz maça dahil ettiler ancak fark 14’ün altına düşmedi ve Amerika o özlediği altın madalyaya bir adım daha yaklaşmış oldu.

İki cümle de final maçı için edelim. Belki 37 sayı fark olmaz ama ben yine rahat bir Amerika galibiyeti bekliyorum. Arjantin maçındaki gibi alan savunması karşısında skorsuz bir 5-6 dakika geçirmedikleri sürece İspanya’nın oyuna ortak olması pek mümkün görülmüyor. Ki bu sefer heralde öyle bir sorun gördüğü anda koç K, oyuna Redd’i alacaktır diye düşünüyorum. Calderon’un da olmadığı düşünülürse, Amerika’nın altın madalyayı takması için önünde sadece ufak bir engel kaldı diyebiliriz.

22 Ağustos 2008 Cuma

Yağlı parmaklar


Futbolda kalecilere takılan bu lakabı belki de Amerikalı koşuculara takmak lazım. Niye mi? Amerika'nın hem erkekler hem de bayanlar 4x100m koşu takımı, eleme yarışlarında son bayrak değişiminde başarısız olup bayraklarını düşürdüler. Üstelik son ve en iyi koşucularına (Tyson Gay ve Lauryn Williams) teslim ederken. İki yarışı da canlı izleme şansım oldu ve birşeyi aklım almıyor. Henüz eleme yarışındasınız, ilk 3’ler otomatik olarak finale kalıyor ve zaten rahat bir şekilde birinci bitireceksiniz. Az biraz sakin olun, dikkat edin, yavaşlayın da bayrak alışverişini tamamladığınıza emin olun. Olimpiyat finalinde yarışmayı garantileyin, favori olduğunuz dallarda altına bir adım daha yaklaşın. Ama yok, sanki rekor kıracaklarmış gibi, birinci olmanın çok önemi varmış gibi davrandı Amerika ve onları favori oldukları iki dalda izleyemeyeceğiz.

Bu yaptıkları hatayı en azından hepsi birden kendi üstlerine aldıklarından dolayı sportmenlik ve alçakgönüllülük açısından sevindirici bir olay. Bayrak yarışlarında bayrağı teslim alacak sporcu, koşusuna çok erken başlamadıkça suç onda değildir. Nitekim kendisi koşmaya başlarken sadece elini açarak arkasına götürür ve bayrak avucuna değdiği zaman da elini kapayıp yoluna devam eder. Bütün sorumluluk arkadan gelip bayrağı teslim edendedir aslında. O, öndekinin bayrağı tuttuğuna emin olmadan bayrağı bırakmamalıdır. Kısacası Tyson Gay’in hiç suçu olmadığı halde “Benim hatam, bütün takımı yaktım” diye açıklama yaptığını gördüm. Buna karşlılık bayrağı teslim edemeyen Patton’un da “Gay’in ne kadar alçakgönüllü olduğunu biliyoruz, bayrağı onun elinde görmeliydim, sorumluluk benim” sözleri var. Üstüne de takımın koçu, “Çocukları hemen asmayın, burada birini suçlayacaksanız o ben olmalıyım” demiş. Gerçekten güzel bir tablo. Ama en başta belirttiğim gibi hafif yavaşlayarak ve dikkat ederek finale çıkmak varken, böyle birşeyle avunacak Amerika.

Ufak bir not: Bayanlar 4x100’de bayrağı teslim alamayan Lauryn Williams, 2004 Olimpiyatları’nda da finalde, koşmaya erken başlamıştı ve Marion Jones’dan bayrağı almadan, bayrak teslim bölgesini geçmişti. Amerika onun yüzünden elenmişti. Dün hatası olmamasına ve elenmiş olmalarına rağmen geri dönüp bayrağı alıp yarışı bitirmesinin sebebi belki de buydu.

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 6


Sonuçlar:

İspanya 72 – Hırvatistan 59
Litvanya 94 – Çin 68
Amerika 116 – Avustralya 85
Arjantin 80 – Yunanistan 78

Evet, çeyrek finalleri de geride bıraktık. Bütün maçları izleyebildim ancak İspanya maçının ikinci yarısını ve Amerika maçının ilk çeyreğini internet bağlantımdaki problemler nedeniyle izleyemedim. Tabii burada Türk Telekom’a ve hiç bir çeyrek final maçını canlı vermeyen TRT3’e de sevgilerimi iletiyorum.
İspanya-Hırvatistan maçının başında Gasol’ün dominant oyunu izledik. Hırvat uzunları onu durduramadılar. Kendileri ise hücumda devamlı top kaybı yaptılar hiçbir şey üretemediler. Ayrıca İspanya’nın yardım savunmasından da bahsedelim. Savunmacısını geçen rakip oyuncuya anında yardım geliyordu. Hatta bu yardımlar o kadar iyi zamanlama geliyordu ki, Hırvatistan 3 kere hücum faul yapmak durumunda kaldı. 5 dakika geçtiğinde skor 12-1 olmuştu. Bu 12 sayının 9’unu Gasol kaydetti. Hırvat kenar yönetimi sayı bulmakta bu kadar zorlanınca, Planinic’i oyuna normalden daha erken aldı. Planinic’in dış şutları ve penetrelerinde yaptırdığı faullerle Hırvatlar hücumda biraz kıpırdandılar ancak bu farkı kapamaya yetmedi: 22-11. Gasol dinlendikten sonra ikinci çeyrekte de etkili oyununu sürdürdü. Hırvatlar ise boyalı alanda biraz etkili olsalar da, dışarıdan boş şut bulmakta ve bulduklarında da bunları sayıya dönüştürmekte başarılı olamadılar. Zaten devreye 4 dakika kala buldukları toplam sayı herşeyi belli ediyordu: 19. Bu noktadan sonra Banic devreye girdi, aldığı hücum ribaundları ve boyalı alandan bulduğu sayılar ile takımının en skorer oyuncusu oldu. Ancak bu yine farkı eritmeye yetmedi: 37-26. İkinci yarıyı da maalesef takip edemedim.
Ev sahibi Çin ile Litvanya arasında oynanan karşılaşmaya Jasikevicius çok etkili başladı. Özellikle de ikili oyunlarda yaptığı asistlerle. Ardından, pas vereceği adamlara konsantre olan defansı şutlarıyla yeniden açtı. Çin’de ise Liu 0/3 şut isabetiyle başladı. Ancak çeyreğin yarısından itibaren şutlarında isabet bulmaya başladı. Çin takımı aldığı hücum ribaundları ile etkili oldular. Çiçeği burnunda New Jersey Netsli Yi 3 hücum ribaunduyla bu kategoride liderdi. Siskauskas da bu çeyrekte Çin potasına iki üçlük gönderdi. İkinci çeyrekte yine Jasikevicius üzerinden ikili oyunları izlemeye devam ettik. Yao Ming bu oyunlarda yeteri kadar hızlı olmadığı için sıkıntı çekti. Kendisi içerde kalıp uzunu kontrol etmek istediğinde Jasikevicius şutlarda isabeti buldu veya dışarı çıkıp Jasikevicius’u bozmaya çalıştığında da bu sefer içeriden sayı yediler. Çin’de Zhu boştaki takım arkadaşlarını çok iyi görerek 3 asist yaptı. Çeyreğin ortalarına doğru 3 dakika boyunca sadece Litvanya 2 sayı bulabildi. Bu dönemde kolej takımlarının yapmayacağı türden pas hataları dikkat çekti. Lavrinovic ise şutlarını sokmakta zorlansa da, 3 blok ve 2 top çalma ile defansta takımını ayakta tutmaya çalıştı. Litvanya takımı ilk yarı boyunca üçlüklerde yeterince isabet bulamasa da boyalı alandan bulduğu sayılarla üstünlüğünü kabul ettirdi: 41-30. İkinci yarıya Yao hırslı ve her hücumad top isteyerek başladı. Litvanya’da ise ilk yarı dış şutlarında problem yaşayan Lavrinovic, alan savunmasına dönen Çin’e cezaları kesen isim oldu. Jasikevicius da biraz ön plana çıkınca fark 14’e kadar yükseldi. Litvanya’nın üçüncü çeyrekte faul hakkı çok çabuk doldu ancak Çin potaya penetre ederek bunu kullanmak yerine başarısız üçlükler denedi. Yao’yla topu buluşturduklarına veya topla çembere hareketlendikerinde ise faul çizgisinden bol bol sayı buldular. Litvanya’da ise üçlükleri sayesinde 8 sayı bulan Kleiza farkın kapanmasına engel oldu: 70-53. Son çeyrekte Jasikevicius ve Kleiza ile fark 20’ye kadar çıktı ve maç koptu. Maçın yıldızı Jasikevicius 23 sayı 6 asist ile oynayan Jasikevicius’tu.

Yukarda belirttiğim sebeple ilk çeyreğini izleyemediğim karşılaşmada, Avustralya Amerika’yı mümkün olduğunca fazla zorlamış ve skoru 25-24’e getirmiş. İkinci çeyreğe Deron Williams boş bir şutu kaçırarak ve gereksiz bir top kaybı ile kötü başladı. Amerika takımında tek dikkat çeken oyuncu 6 sayı bulan Lebron James idi. Kobe orta mesafe şutlarında isabet bulsa da dış şutlarda geçmiş maçlardan kalan hastalığı sürüyordu. Avustralya takımında Newley 7 sayı bularak, çeyreğin en çok sayı bulan oyuncusu oldu. Ayrıca Avustralya takım olarak, pota altından çok rahat sayılar buldu, bunda bence Amerika’nın savunmada yeterince konsantre olmamasının payı vardı. Ek olarak Amerika’nın toplam 10 adet serbest atış kaçırdıklarını da belirtelim. Bunlara rağmen Deron Williams’ın son saniye üçlüğü ile ilk yarı 12 sayılık Amerika üstünlüğü ile geçildi. İkinci yarı Carmelo ve Kobe’nin üçlükleri ile başladı. Ayrıca Dwight Howard’ın savunmadaki gayreti ve kısaların çaldıkları 2 top ile Amerika 14-0’lık bir seri yakaladı ve fark 26’ya çıktı. Buradan dönüş olmadığını Avustralyalı oyuncular da biliyordu. Zaten Kobe de ısınmıştı ve üçlüklerinde isabet bulmaya başlamıştı. Çeyreğin sonlarına doğru üstüste birkaç hücumda müthiş top dolaştırıp, içeride Chris Bosh’u buldular. Son çeyrek Amerika için yedeklerine maç kondüsyonu yüklemek için iyi bir fırsat oldu. 25 sayı ile Kobe Bryant maçın en skorer ismiydi.


Yunanistan için Arjantin maçı 2004 Olimpiyatları’nın rövanşı niteliğindeydi. Ancak sahadan bir kez daha boyunları bükük ayrıldılar. Yunanistan ise hücum ribaundlarında Arjantin’e çok büyük üstünlük kurdu. Bu bölümde özellikle Arjantin guardları ribaundlara hiç yardım etmediler ve Diamantidis başta olmak üzere Yunan guardlar ribaundları topladılar. Tsartsaris 5 sayı ile maçın başında sayı yükünü üstlendi. Arjantin’de ise Scola maça iki basket faul yaptırarak başladı. Nocioni ise inanılmaz hırslıydı. Bir basket faul sonrası öyle bağırdı, çıldırdı ve deşarj oldu ki, ben bir an için o anda altın madalyayı kazandıklarını düşündüm. Manu maça isabetsiz şutlar ve top kayıplarıyla başlamıştı, bir pozisyonda 4-5 saniye boyunca boş kalınca ölçüp biçip, üçlüğü gönderdi. Bu atış onu kendine getirdi ve üstüste iki tane çok zor üçlükle bir anda 9 sayıya ulaştı. Çeyrek sonunda 23-22’lik Yunanistan üstünlüğü vardı, bu üstünlükte 6 sayı bulan Spanoulis ile ribaundlarda canavarlaşan Fotsis önemli etkenlerdi. İkinci çeyreğe Arjantin top kayıplarıyla başladı ancak Yunan oyuncular dış şutlarında çemberi dövünce maç başabaş gitti. Kısırlığı Arjantin’de Nocioni dış atışlarla bozarken, Yunanistan’da ise Spanoulis ile Tsartsaris etkiliydiler. Manu kendi atışlarını yarattığında inanılmaz basketler bulurken, kendisine hazırlanan boş şutlarda çok kötüydü. Ayrıca Arjantin neredeyse ikinci çeyrek boyunca Scola’yı unuttu ve tamamen üçlüğe dayalı bir oyun oynadı. İsabetli şutlar sayesinde ilk yarı 1 sayı Yunan üstünlüğüyle bitse de, Arjantin pek umut vermiyordu. Üçüncü çeyrekte Prigioni attığı üçlükler ve çaldığı toplarla etkiliydi. Yunanistan 5 tane hücum ribaundu alsa da bunları değerlendirdiği söylenemezdi. İki takımdan toplam 14 tane top kaybı gördük. Ayrıca yine iki takım anlaşmış gibi karşlılıklı ve isabetsiz üçlük yağmuruna tuttular potaları. Kısacası bu çeyreğin seyir zevki açısından vasatın altında kaldığını söylememiz gerekli. Son çeyreğin başında Vasilopoulos bomboş bir smacı kaçırdı ardından gelen Delfino üçlüğü ile momentumun değişeceğini düşünmüştüm. Nitekim Delfino yine Vasilopoulos’dan kaptırdığı top sonrası üç sayılık atışta isabet buldu. Fark 7’ye kadar çıktı, bu noktada Fotsis ve Zisis’ten gelen toplam 3 üçlük maçın kopmasını engelledi. Bu atışlarda asistler Papaloukas’ındı. Arjantin açısından baktığımızda sahada sadece Delfino vardı desek yeridir, ilk 7 dakikada takımının attığı 15 sayının hepsine imza atan Delfino’nun repertuarında üçlükler, fade away orta mesafe şutları, turnikeler kısaca aklınıza gelebilecek herşey vardı. Ayrıca Delfino defansta da 2 pozisyonda kritik müdahalelerde bulundu. Sonraki bölümde Yunanistan sayılarını faul çizgisinden bulurken, Arjantin’de sahneye Ginobili çıktı: Bir üçlük, 2 serbest atış, üstüne iyi savunma yaparak rakibi geri pasa zorlama ve son olarak da 4 kişiyi adeta çalımlayarak attığı tear-drop. Fark 5’e kadar çıkmıştı, ancak Vasilopoulos şansının yardımıyla 30 saniye kala panyalı bir üçlük buldu. Son hücumu Ginobili çok kötü kullandı ve rakibine maçı kazanmak veya uzatmaya götürmek için çok büyük bir fırsat verdi. Fakat Spanoulis’in üçlüğü çemberden geri gelince yarı finale çıkan takım Arjantin oldu. Son çeyrekte çıldırma raddesine gelen Delfino ile kritik anlarda sahneye çıkan Ginobili karşılaşmanın yıldızlarıydılar. Maç boyunca 31 üçlük denemesinde bulunan Arjantin, açıkçası Amerika maçı öncesi bana hiç umut vermedi. Gerçi umut vermiş olsalardı da Amerika’yı ağır favori olarak görecektim.

Not: Özür dilerim normalden biraz daha geç oldu ancak yarı finaller saat 3'te başlıyor, inşallah o maçlar öncesinde keyifle okursunuz.

21 Ağustos 2008 Perşembe

Silvestre Arsenal'de


Premier League'in alışık olmadığı bir transfer bu hafta içinde gerçekleşti. One United'ın fransız savunma oyuncusu Mikael Silvestre Arsenal'le 2 senelik sözleşme imzaladı. Alışılmadık durum şu, iki takım arasındaki son transfer 1987 yılında Arsenal'den United'a şeklindeydi. Manchester şehrinden ise en son 1974 yılında bir transfer hikayesi mevcut. Silvestre için Arsenal, United'a £750K ödeyecek. Geçen seneki sakatlığından sonra zaten gözden düşmüştü. Sezon içinde rotasyon gereği 8-12 maç arası oynayan bir oyuncuyu kaybetmekten fazlası olmadı United için, keza Arsenal'de de görevi farklı olmayacaktır. Ama yukarıda bahsettiğim ayrıntı yüzünden tarihte her zaman yeri olan bir transfer olacak.

Commercial


Dün yazacaktım aslında ama fırsat olmadı, baktım bugün de devam ediyor konu birkaç satır karalayayım istedim. Bugün fanatik gazetesinde Ümit Avcı imzalı bir haber var. İbrahim Kutluay'ı Galatasaray istiyormuş da Kutluay'da "hiçbir güç o formayı bana giydiremez, Fenerbahçe'de doğdum orada büyüdüm kaptanlık yaptım ... " demiş. Taraftara güzel bir mesaj yollamış kısaca, da bir dakika yahu ortada ne kendisine gelen bir teklif var ne başka birşey var, ki resmi site bu haberi zaten yalanladı ne işi olur bizle diyerek. Kendi kendine gelin güvey olmak tam anlamıyla bu mu yoksa? Yaş tabi 36'ya gelince Fenerbahçe'ye dönmesi zor artık, ki Fenerbahçe isteseydi zaten attırdı imzayı, herhalde o yaştaki bir oyuncuya haybeye para vermeyi onlar da düşünmüyor, belki Gordan'a senelik 2.5 milyon Euro verildiğini öğrenip bize de birşeyler düşer mi dedi tabi bilemiyoruz. Bu haberler biraz Kutluay'ın boşta kalmasından kaynaklı olmasın sakın? Kendini hatırlatmak adına, taraftarın gönlünü hoş edip biraz da baskı yaratmak adına bunlar sanki biraz ucuz numaralar ha herkes yemiyor bunları tabi ki.

Çarşı

"Biz bütün güç odaklarına mesafeli , endüstriyelleşen futbol mantığına karşı son barikatız. Beşiktaşlılık bizler için babamızdan kalan miras değil, evlatlarımıza olan borcumuzdur.. O borcumuzu ödemek için “yeniden” diyoruz.Biz tribünlerin asi sesiyiz.Biz Çarşı’yız."
.
Mayıs sonunda kendini feshettiğini açıklayan Beşiktaş'ın Çarşı grubu bugün yine bir bildiri yayınlayarak geri döndüğünü ilan etti. Mayıs sonunda genel manada açıklanan konu çökmüş genel kurul yapıya, berbat yönetimsel hatalara ve bu icraatları değiştirebilecek yegane güç olmanın verdiği baskıyla adlarının Beşiktaş isminin yanında hatta önünde olmasının verdiği rahatsızlıktı. O gün 28 Mayıs'tı ve o günden bugüne kadar bu fesh için gösterilen gerekçelerden hiçbirinde bir düzelme olmadı, boş kalan tribün liderliği vasfına talip olan ne olduğu belirsizler hariç elbette. Bırakılan zamanda olup bitenle, geri dönülen zaman arasında bir değişim yok peki niye geri dönüldü sorusu sorulur elbet ama yine de sevindirici tabi ki bu geri dönüş. Umarım bu sezon başında da Sinan Engin görüşmeleri yaşanmaz tribün'ün asi çocukları tarafından ve eskisi gibi adına yakışır bir grup olmaya çaba sarfederler. Pool maçındaki " iki direk arası "da Çarşı'ydı, elinde bıçakla, şarap şisesiyle gezen de kendini öyle gösteriyordu. Bunun tercihini iyi yapmaları lazım. Sanırım bu kadar hızlı büyüme sonucu ortaya çıkan kontrolsüzlüğün getirdiği hesapları kapatmakta zorlanmış ve o zaman böyle bir karar almışlardı. Umarım onları tekrar tribünlerde alternatif pankartlarıyla izleriz. Sonuçta kaç kişi kaldı ki taraftar mantığında tribünde.
Tekrar hoşgeldin diyelim.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Franco Sensi ... (R.I.P)


1993 yılından beri Roma AS'da başkanlık yapan Franco Sensi geçtiğimiz pazar günü 82 yaşında hayata gözlerini yumdu. Törene katılan klüp yöneticileri ve futbolcuların yanısıra çok sayıda taraftar da bu törende hazır bulundu. Başkanlığı döneminde oldukça hareketli zamanlar yaşayan Sensi Roma'nın başında bulunduğu dönemde Roma 1 Serie A, 2 Supercoppa, 2 Coppa İtalia başarısı görmüştü. Huzur içinde yatsın.



Törenin ilginç olayı ise Galliani'nin Roma'lı taraftarlarca su atarak protesto edilmesiydi. Pek hoş bir karşılama olmamış ki zaten gözüken Galliani bu olaya oldukça kızmış.

19.30

Bu olimpiyat'lar gerçekten inanılmaz şeylere sahne oluyor. Jamaikalı uçan adam Usain Bolt 100 metre yarışını son metrelerde sevinç gösterisi yaparak ve rekor kırarak kazandıktan sonra, bugün koştuğu 200 metre yarışında karşıdan esen 1.0m/sn'lik rüzgara rağmen Michael Johnson'a ait 19.32'lik rekoru tarihe gömdü. Bu sonuçla 1984'ten beri ilk defa 100 ve 200 metre galibi aynı isim oldu, yetmedi Bolt iki yarıştada rekor kırarak kazandı ve bu tarihte bir ilk oldu.




Birçok kişiye yaptığı hareketler itici gelse de (özellikle 100 metre yarışındaki sevinç gösterileri) yarış sonrasında yaptığı showlar bana inanılmaz sempatik geliyor. Bu kadar farkla bu kadar rahat yarış kazanması, 100 metre yarışında son 20 metrede kollarını iki yana açıp gülümsemesi, dilini çıkarması ve daha çizgiyi geçmeden kutlaması bu adamın da hakkı, yahu adam güle oynaya dünya rekoru kırdı. Bu yarış için çizgiyi geçene kadar ciddiyetini bozmadan koştu. Artık eleştiriler yüzünden midir yoksa rekor kırmak için midir bilemem. Ama yarış bittikten sonra yaptığı dans tek kelimeyle muazzamdı. Yarışın tek bence üzücü anı Amerika'lı Spearmon'un 3. olmasına rağmen çizgiye bastığı için diskalifiye edilmesiydi. Kameralara karşı sevinerek yaptığı rap dansı da boşa gitmiş oldu.

Hazırlık maçı ve hafif sakatlıklar



2010 dünya kupası öncesinde bu akşam milli takım Şili'yle hazırlık maçı yapacak. Fifa'nın kuralları gereği lig başlangıcında tabi böyle bir hazırlık maçı pek kimsenin de umrunda değil açıkcası. Asıl önemli olan ise bu hazırlık maçındaki sakat listemizin hızla çoğalması, lig başlıyor birçok kişi riske girmek istemiyor ama bu artık biraz suistimal derecesine gelmiş gözüküyor. Yeni seçilen TFF bu konuyla ilgili olarak İtalya'daki gibi yeni bir düzenleme getirse ne şık olur diyeceğim ama açıkcası pek de umudum da yok. Bu akşam sakatlık yüzünden kadrodan çıkan isimlere göz atalım; Mehmet Topuz, Arda Turan, Sabri Sarıoğlu, Emre Belözoğlu, Mevlüt Erdinç, Caner Erkin, Hakan Balta ve Serdar Kulbilge sakatlığı dolayısıyla kadrodan çıkarılan isimler. Hakan Balta ve Serdar Kulbilge'nin riske edilmemesine bugün karar verildi. Dün de Belöz'ün ve Mevlüt Erdinç'in oynamamasına karar verilmişti. Arda Turan zaten kadro açıklanmadan önce de sakattı ve Süper Kupa'da da oynamamıştı. Mehmet Topuz'a ne oldu bilemiyorum Süper Kupa'da en son bıraktığımızda aslanlar gibi koşup oynuyordu. İyi niyetli olmaya çalışmakla beraber, hafta sonu kaç tanesi sahada olacak merak da etmiyor değilim.

Akşam için de başarılar dileyelim Milli Takım'a ...

Muhtemel kadrolar;

Türkiye: Volkan, Gökhan Gönül, Servet, Gökhan Zan, Uğur Boral, Aurelio, Kazım Kazım, Tuncay Şanlı, Mehmet Topal, Halil Altıntop, Semih

Şili: Bravo, Cereceda, Fuentes, Cormano, Sanchez, Suazo, Morales, Estrada, Beausejour, Medel, Jaro

Gordan Giricek Fenerbahçe Ülker'de


NBA'den avrupa'ya oyuncu transferi devam ediyor. Son isim de ülkemize geldi. Gordan Giricek 2 seneliğine 5 milyon Euro karşılığında Fenerbahçe Ülker'e transfer oldu. NBA'de son sezonunda takasla Suns'a gelen oyuncu 22 maçta 8.8 sayı ortalamasıyla oynamıştı. Şüphesiz Türkiye'de çok iş yapacaktır Gordan, tabi ki Hırvat olmasından kaynaklı Avrupa basketboluna aşinalığı da gözardı edilmemesi gereken bir durum. 31 yaşındaki oyuncunun kariyer yüzdesi .442 FG, daha önce Memphis, Orlando, Utah, Philadelphia ve Phoenix formaları giymişti . NBA kıstaslarında Gordan tabi ki zayıf kalan bir isim, ama TBL'de Fenerbahçe Ülker adına şutör özelliği ve NBA'e göre orta mesafe şutu uzaklığındaki üç sayı çizgisinden muhakkak fayda sağlayacaktır ki zaten en iyi yaptığı iş orta mesafe şutudur artık her maç rakip potalara en az 5-6 üçlük gönderir . Hayırlı olsun diyelim Fenerbahçe Ülker'e, belirtmeden de geçmeyelim, kendisine verilen para oldukça fazla, ki Gordan bu parayı NBA'de alamazdı. Bir de sanırım medya'ya özenmiş resmi site editörleri var ki o da ayrı bir durum "Geçtiğimiz sezon Phoneix Suns'ta oynayan Hırvat oyuncu ile 2 yıllık anlaşmaya varıldığı öğrenildi." kimden öğrendin diye sormazlar mı adama, resmi site sensin yahu senin duyuru yapıp insanların senden öğrenmesi lazım. Acaba editörler aynı zamanda Fotomaç, Fanatik editörü falan da alışkanlıktan dolayı mı bu şekilde düzenlediler.
..
Amerika'dan Avrupa'ya kaçış devam ediyor. Sıradaki ismi merakla bekliyoruz.

Philadelphia 76'ers


Yazıyı yazmak için takımın Andre Iguodala ile sözleşme yenilemesini bekledim, nitekim o olmadan 76'ers takımının gelecekteki başarısı hakkında karalayacak birşeyler bulamayabilirdim. 76'ers için o derecede önemli Iggy. En azından Brand gelene kadar, takımın herşeyiydi diyebiliriz. Şimdi Brand’in katılmasıyla bu takım sadece playoff’lara girmekle kalmayacak, aynı zamanda playoff’larda muhtemelen can yakacak. Neden mi?

Geçen sene 76’ers takımının en önemli eksikliği pota altından sayı bulmaktı. Hücumda istisnasız her top Iguodala’nın eline değmek zorundaydı ve bu ona aşırı bir stres ve baskı yüklüyordu. Hemen her maçın sonlarına doğru Iguodala yorgunluktan bitiyordu. Hatta 1-2 maçta gerçek anlamda yürümekte zorlandığını gördüm. Tabii ki kolay değil koca bir takımın yükünü taşımak. Neyse ki sezona çok kötü bir başlangıç yapan Andre Miller, 2 ay geç de olsa kendini buldu, Iggy’e de biraz dinlenme fırsatı doğdu. Ama tabii ki içeride topu verip 1’e 1 pozisyon üretmesini bekleyeceğiniz bir uzun herşeyi değiştirir. Geçen sene böyle bir adam yoktu takımda, hatta anlattığım tarzda adamı geçtim, 76’ers uzun forveti Reggie Evans’dı. Bildiğimiz, sevdiğimiz(!), hücum yönü 0’ın altında olan Evans. Zaten geçen sene Philly’nin en az verimli olduğu pozisyon uzun forvet iken, rakiplerinin en verimli olduğu pozisyon bilin bakalım hangisi? Evet doğru bildiniz: Uzun forvet. Peki ya bu yaz Philly’nin yaptığı en önemli hamle ne? Tabii ki Elton Brand’i takıma katmak. Elton Brand’in pozisyonu ne? Uzun forvet. Zaten sadece bu kadar basite indirgeyerek bu transfere tam not verebiliriz, kaldı ki Brand ligin en iyi uzun forvetlerinden biri. Hem içeriden kendine pozisyon yaratabilen, hem dış şutuyla gerek pick&roll’larda gerekse 1’e 1’lerde rakip potayı tehdit eden bir uzun. Boyu biraz kısa olsa da basketbol bilgisi ve uzun kollarının yardımıyla boyalı alanı karşı takıma dar edebiliyor. Geçtiğimiz sene sakatlığı sebebiyle ligin sadece son 8 maçında görev almış olabilir. Ancak onun oyunundan birşeylerini kaybettiğini iddia edebilmek için deli olmak lazım. Nitekim sakatlığının üstünden tam 1 yıl geçti. Üstelik kendisi ligin belki de en iyi çalışma etiğine sahip ismi. Karakter ve ego bakımından da saha içinde veya soyunma odasında takımın kimyasını bozacak biri değil. Kısacası belki de “mükemmel” bir uzun. Gerçi LA Clippers’a kalacağına dair işaretler verip sonra bir anda Philly’e imza atması çok tartışıldı. Ama bu olay onun saha içindeki karakteri ve egosu ile pek alakalı değil. Neyse konumuza dönecek olursak, Brand’in yanındaki diğer uzun Dalembert. O da hücumda pek etkili olmasa da, savunmada iyi denilebilecek bir uzun. Ayrıca şimdi yanında onu rahatlatacak bir Brand var. Uzun rotasyonundaki yedekler ise Reggie Evans ve Jason Smith’in sezonu kapaması nedeniyle (ön çapraz bağları yırtıldı) bu yazının girildiği saatlerde 1 yıllık imza atan Theo Ratliff. Brand’in yaklaşık 38, Dalembert’in de 32 civarı dakika alacağı düşünülürse, kalan 26 dakikalık uzun rotasyonunu Ratliff ve Evans rahatıkla idare edeceklerdir. Biraz da kısalara değinelim.


Önce Philly’nin kısalarının geçen seneki en büyük zaaflarını dile getirelim: Üçlükler. 76’ers, NBA’de geçen senenin en az üçlük kullanan, bunun yanında %31.7 ile en düşük isabet oranına sahip takımı. Bunun nedenleri çok açık: Andre Miller belki gerçek bir oyun kurucu, oyun zekası üst düzeyde ve orta mesafe şutu mükemmele yakın ama üçlük menziline sahip değil. Ayrıca benim beğenmediğim şutör guard Willie Green bir şutörden beklenmeyecek kadar kötü şut atıyor, özellikle de üçlüklerde %28 ile oynuyor. Üçlükler kısa forvet Young’ın da menzilinin dışında kalıyor. Geriye sadece Louis Williams ile Iggy kalıyor. Onların da ne kadar güvenilir üçlükçüler oldukları tartışılır. Bu zaafa iki ayrı yönden yaklaşılabilir. Birincisi, geçen sene içeride sayı tehdidi olmadığı için, 76’ers oyuncularının boş üçlük bulamadığı ve bu sene bunun değişebileceği savunulabilir. İkincisi ise Brand bu takıma katılmışken, kadroda en azından bir tane güvenilir set şutörünün bulunması gerektiği iddia edilebilir. Ben ikinci düşünceyi savunuyorum. Philadelphia yönetimi de bunu düşünmüş olacak ki Kareem Rush’ı kadrolarına dahil ettiler, ancak bana göre Kareem Rush bu konuda soru işaretleri oluşturuyor. Kim bilir belki de Philly GM’i Stefanski, sayesinde salary cap’te boşluk yaratmış olsa da, Korver’ı trade ettiği için pişmandır. Üçlük konusundan sıyrılıp biraz da Andre Iguodala’nın yeteneklerine değinelim. Bu adam geçen sene sadece Andre Miller’ın yardımı ile takımını playoff’lara soktu. Evvelki seneye oranla kafaca çok daha gelişmiş bir Iggy gördük sahada: Üçlü sıkıştırmaların içine dalmayan, ne zaman pas vermesi gerektiğini iyice öğrenmiş, boşluğu bulduğu her an potaya yönelen bir takım lideri... Üstelik bu sene herşeyi onun yapması da gerekmiyor, yorulduğunda ipleri teslim edeceği Brand de yanında olacak. Kısacası Iggy de artık boş kalmanın tadını çıkarabilecek, rakip takım defansta sadece onun üstüne konsantre olamayacak.


Toparlayacak olursak: Takımın ilk 5’i Miller-Iggy-Young-Brand-Dalembert olacak gibi gözüküyor. Eğer Rush’ı yeterli görürlerse Iggy’i kısa forvete çekip, Rush’ı şutör guard oynatabilirler. Sonuç olarak geçen sene bu takımın playoff’lara kaldığını ve şu anki kadronun geçen senekine göre kıyas bile kabul etmeyeceğini belirtelim. Hele bir de Louis Williams geçtiğimiz seneki gelişimini tekrar ederse, Young da beklendiği gibi olgunlaşırsa, doğu konferansı Philly’den korkmaya başlamalı diye düşünüyorum. Ancak belirttiğim gibi takımdaki halen en büyük eksiklik, içeri kapanan rakiplere karşı, savunmayı açacak dış şut tehditlerinin sınırlı olması. Her ne olursa olsun, Iggy-Brand ikilisi bu takımı playofflara rahatlıkla taşıyacaklardır. Orada da bu seneki gibi gevşemiş bir Pistons’a denk gelirlerse, tur atlamaları çok da sürpriz olmaz.

19 Ağustos 2008 Salı

Olimpiyatlar Basketbol Günlüğü - 5

Sonuçlar:

İran 57 – Hırvatistan 91
Avustralya 106 – Litvanya 75
Angola 50 – İspanya 98
Yunanistan 91 – Çin 77
Amerika 106 – Almanya 57
Arjantin 91 – Rusya 79

Son gün iddiasız maçlar içinden ilgimi çeken Arjantin-Rusya ve Yunanistan-Çin maçlarını izledim. Gerçi Avustralya Litvanya’yı yenerse, Hırvatistan da İran’a kaybederse, Avustralya takımı Amerika ile eşleşmekten kurtuluyordu. Ama İran’ın kazanması çok uzak bir ihtimaldi. Ben de 4 gündür sabah 4 veya 6’da kalkıp akşama kadar maçları izlemekten yorulmuştum, kendime ufak bir tatil fırsatı yarattım.

Yunanistan maçın başında rakibe üstüste hücum ribaundları verdi. Bu hücum ribaundlarının baş mimarı Yao idi. Glyniadakis’e de 1 dakika içinde 2 faul aldırarak kenara gönderdi. Çin içeri kapanan Yunanistan karşısında dış şutlarda bir türlü isabeti bulamadı. Yao bile daha henüz ilk çeyrekte iki tane üçlük denedi. Yunanistan ise bu dönemde Spanoulis ile etkili oldu, Çinli guardlar onu savunmakta yetersiz kaldılar. Yunan guard ilk çeyrekte tam 11 sayı 3 asist ve 2 top çalmaya imza attı. Gerçekten mükemmeldi. Diamantidis de takımda top dağıtımını mükemmel şekilde yerine getirdi. Bu iki oyuncuya Fotsis de skor bulmakta yardımcı olunca fark açıldı. İkinci çeyrekte de aynı senaryoyu seyrettik fakat bu sefer Yunanistan’da etkili olan isimler Bourousis ve Zisis idi. Çin ise Yunanistan’ın iyi savunması karşısında zorlama atışlar kullanmak zorunda kaldı. İyi top çevirip boş pozisyonu yarattıklarında da isabet bulamadılar. Bu da zaten üçlük isabet oranına yansıdı: 0/14. İçeride Yao’yu rahatlatmak için dış şut sokmaları gerekli idi. Bunun farkındalardı ama herhalde hiçbir Çinli, ikinci yarıdaki gibi bir performans beklemiyordu. Önce Yao’nun içerdeki etkili oyunu ile farkı biraz düşürdüler ancak Spanoulis Çin’in yaklaşmasına izin vermedi. Yao’nun etkinliğini azaltmak için Yunanistan takımı içeri gömüldü. Bunun üzeirne Çin takımı üçlükleri yağdırmaya başladı Yunan potasına. Size şöyle anlatabilirim: Phoenix Suns’ın bile böylesine isabetli üçlük attığı zamanlar nadirdir. Önce top dolaştırarak boş atışları buldular. Ancak Yunanistan daha iyi savunma yapıp şutlara el göstermeye başladığında bile, kaldırıp el üstünden atmaktan çekinmedi Çinli oyuncular. İşin ilginci çok yüksek oranda isabette de bulundular. İkinci yarının başından, maç tekrardan kopana kadar Çin tam 9/12 üçlük isabeti ile oynadı. Bu üçlüklerin büyük çoğunluğunun asisti, takımını mükemmel organize eden Yue’dan geldi. Yanlız şunu belirtmekte fayda var, ilk yarıda Yao'yu rahatlatmak için üçlük atmaları gerektiğini söylemiştim. İkinci yarıda Çin bu kadar çok üçlük isabeti bulurken, Yao çeyrek finale dinç kalması için kenara alınmıştı. Yani Çin takımı bir anlamda bu kadar çok üçlük denemek zorunda kaldı. Son çeyrekte tamamen üçlüklere dayalı olsa da farkı 10’a kadar indiren Çin takımı soğuyunca ve mükemmel asistler yapan Papaloukas’ı durduramayınca fark 10’un aşağısına düşmedi. Maçı kazanan taraf da Yunanistan oldu.

Turnuvanın hayalkırıklığı yaratan takımlarından Rusya, Arjantin’e de mağlup olmaktan kurtulamadı. Arjantin’de Oberto bu maçta dinlendirildi. En azından benim bildiğim kadarıyla bir sakatlığı yoktu. Oberto’nun olmayışını fırsat bilen Rusya, üstüste hücum ribaundları ile başladı maça ancak buldukları boş şutlarda çemberi dövünce, arayı açamadılar. Özellikle Holden, turnuvanın genelinde olduğu gibi yine şutlarını değerlendirmekte zorlanıyordu. Arjantin’de Nocioni mükemmel bir başlangıç yaptı bulduğu üçlüklerle. Prigioni ve kendisini ikinci plana alan Manu, takımı iyi organize ettiler. Holden ve Kirilenko takımın yıldızları olarak sorumluluk almaya başladılar ancak dış şutlarda yine isabet bulamadılar. Kirilenko ikinci çeyrekte top kayıpları yaparak kötü oyununa devam etti. Bu noktada devreye giren Bykov üstüste 7 sayı atarak takımının maçtan kopmasına engel oldu. Üstünden yük kalkan Kirilenko sayılarıyla ve asistleriyle bir anda silkinince, Holden da kendine geldi ve fark 4 dakika içinde 15’ten 2’ye indi. İki gün önce “Hala açım ve yine altın madalya istiyorum” şeklinde bir açıklama yapan Nocioni bu maçı final sanmış olacak ki, inanılmaz bir hırslıydı. Bunun sonucu olarak maçtaki 19 sayısının 14’ünü ilk yarıya sığdırdı ve Scola ile beraber ilk yarının en skorer oyuncusu oldu. İkinci yarıda Holden ve Kirilenko iyi oyunlarını sürdürdüler ancak Arjantin’de Scola maçı kazanmak için adeta yemin etmişti. İkili oyunlarda bulduğu boş şutlarda isabeti ve potaya penetrelerinde maruz kaldığı faullerle, sayı üstüne sayı buldu. Ginobili ise pek ortalıkta gözükmedi, belli ki kendisini çeyrek final mücadelesine saklıyordu. Dördüncü çeyrek ilginç bir olayla başladı, Kirilenko’nun post-up oyunu sırasında kendisini yere atan Gonzalez teknik faul aldı. Momentumu arkasına alan Rusya, yine Holden ve Kirilenko ile farkı 1’e kadar indirdi. Ancak Scola yine sahneye çıktı ve ikili oyunlar sonucu sayılar buldu. Maçın büyük çoğunluğunda saklanan Manu da 2-3 dakikalık bir bölümde etkili olunca Arjantin yeniden farkı açtı. Bu kısa süre içinde Nocioni de defansta aldığı ribaundlarla takımına yardımcı oldu. Rusya ise işin kolayına kaçtı ve potaya gitmek yerine dış şutlarla skor bulmaya çalıştı ve son 7 dakika içinde yalnızca 4 sayı üretebildi... Bunda baş sorumlu Holden idi. Rusya turnuva boyunca olduğu gibi, yine geriye düştüğü bir maçta üstün çabalarla rakibini yakalayıp ardından yaptığı hatalarla maçı kaybetti. Bana kalırsa Holden’ın oyunun kritik dönemlerinde verdiği kararlar gerçekten sorgulanmalı.

Kötü esnaf

Bir süredir bloga birşey yazamıyorum, bu dönem içinde aslında sadece bloga yazı yazmamak değil neredeyse hiçbirşey yapmıyor durumundayım. Hayat sadece çok acımasız, bunu tekrar tekrar gösteriyor, hiç de bıkmıyor bu tekrar gösterimlerden o da acaip bir durum. Umuyorum bundan sonra birşeyler daha iyi gidecek. Hiç değilse umabiliyorum artık.

Bugün Galatasaray'ın eski açık kombinelerinden almak adına stadın oraya bir arkadaşımla gittik. Gidecek arkadaşlara da bilgi olsun 19-24 Ağustos tarihleri arasında kombine satışı maç dolayısıyla yapılmıyormuş. Tabi bunu ne internet sitesinden ne de başka herhangi bir yerden duyurma gereğini hissetmediklerinden biz de o sıcakta boşu boşuna yol yapmış olduk. Konu zaten mantıksız, maç var diye satış yapmıyoruz nasıl bir gariplik anlamak mümkün değil, Denizli maçından alınacak kombineyle faydalanılmasın diye mi bu yapılıyor, biletler satılsın diye mi yapılıyor bilemiyorum da, yahu zaten bir maç kaçırmış durumda şu anda kombine alacak olanlar alsınlar sıcak para girsin kasaya, insanlar da mutlu olsun nedir yani çok mu zor? Bir de orada satış yapan kişilerde enteresan yahu soru soruyorsun, bir tanesi yüzüne bile bakmıyor, bir diğeri ukalaca tavırlar gösteriyor, sanırsın klübün sahibi o arkadaş da biz de orada kendisinden bize birşeyler bahşetmesini bekleyen tebaalarız. Sen orda görevlisin sadece yahu bu neyin afra tafrası hayret edilecek birşey. Velhasıl şu nemrutlukla dükkan açsa dükkanı batırır be insan. Pazartesi tekrar deneyecekmişiz, çıkarken öyle buyurdular.